Puan vermedi
Sevgili Arsız Ölüm, Latife Tekin’in 1983’te yayımlanan ilk romanıdır ve Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilir. Büyülü gerçekçilik akımının Türkiye’deki en yetkin örneklerinden biri olan kitap, köyden kente göç eden bir ailenin (Aktaş ailesi) hikâyesini, özellikle en küçük kızları Dirmit’in gözünden anlatır. Roman, Kayseri’nin Alacüvek köyünde başlar. Huvat Aktaş, köyün “farklı” ve nüfuzlu bir karakteridir; sık sık şehre gider, icatlar, aletler getirir. Köylüler bunları hem merakla karşılar hem de uğursuzluk kaynağı olarak görür. Aile, ekonomik nedenlerle İstanbul’a (kenar mahalleye) göç eder. Kitap, bu göç sürecini, yoksulluğu, kentte tutunma çabasını, aile içi dinamikleri, geleneksel inanışları ve modernleşme sancılarını ele alır. Dirmit, romanın merkezindeki direngen, asi ve yaratıcı kadın figürüdür. Ailenin diğer üyeleri (anne Aba, baba Huvat, kardeşler) de güçlü portrelerdir. Hikâye kronolojik ilerlerken, masallar, rüyalar, cin-peri inanışları, konuşan nesneler ve halk kültürü unsurlarıyla iç içe geçer. Edebi Özellikler ve Üslup Büyülü Gerçekçilik: Latife Tekin, Anadolu halk kültürünü (masallar, türküler, hurafeler, ölümle iç içe yaşam) modern romana ustalıkla uyarlar. Cinler, periler, Azrail, rüyalarda konuşan ölüler, büyülü nesneler gerçek hayatın ayrılmaz parçasıdır. Bu unsurlar fantastik olmaktan ziyade, karakterlerin dünyasını ve cehalet-yoksulluk döngüsünü doğal bir şekilde yansıtır. Dil ve Anlatım: Kısa cümlelerden oluşan uzun paragraflar, şiirsel, akıcı ve halk ağzına yakın bir üslup hâkimdir. Hem komik hem dokunaklıdır; “güler misin ağlar mısın” dedirten bir tondadır. Abartısız, samimi ve güçlü bir gözlem gücü vardır. Yapı: Tek bir kahramana odaklanmaz ama Dirmit öne çıkar. Bildungsroman (olgunlaşma romanı) özellikleri
Sevgili Arsız ÖlümLatife Tekin · Can Yayınları · 202410,8bin okunma
Puan vermedi·390 syf.··
2026 60. kitabı
Kitabı çok beğendim. Tiyatrosunu da zevkle izledim. Osmanlı'nın çöküşünü ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu için yapılan fedakarlıkları anlatan güzel bir kitap. Tavsiye ederim. Beni en çok etkileyen cümleyi yazmadan geçemeyeceğim: "Ölüme meydan okumak, hayata asılmaktı, Allah'ın verdiği emaneti Azrail'den sakınmaktı. Bir nefes daha alabilmekti, ciğeri havayla bir kez daha doldurup boşaltabilmekti. Bir kez daha atmasaydı kalbin, kanın damarda bir kez daha dolanmasaydı, bir an, bir saniye, bir salise daha yeryüzünde kalmaktı, onca acıya, ıstıraba, çılgına çeviren soğuğa rağmen."
VedaAyşe Kulin · Everest Yayınları · 202316,8bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Spoiler olabilirrr. Ay okurken ortalarda biraz sıkıldım ama sonlara doğru bomba ilerledi. Hele o toplu katliam gibi olan bölüm, kimin kimi vurduğunu anlamak için sayfaları iki kere okudum aşsmsösmsö. Sıkılsam da sonu beni kendine çekti. Tristanın ağzından okuduğumuz o kısımdaki düşünceleri seni yerim adam ya. Bayıldım resmen. Morana ve Tristan ikisi de aşırı güçlü ve zeki karakterler. Gerçi bu kitapta herkes aşırı zeki gibi ama..Birbirlerine en kötü zamanlarda destek olmaları falan çok güzeldi. Tek istediğim keşke Morana kendi ismini öğrenebilseydi ve gerçek babasıyla vakit geçirseydi ya. Diğer kitapta Dante ve Amaranın hikayesine dalıyoruz sanırım ama yine de Morana ve Tristanı doyamadım, okumak için sabırsızlanıyorum. Gerçi hepsi için geçerli bu heyecanım. Ayrıca artık bazı sahnelerde yakınlaşmayın diye bağırasım geldi, kitaplarda travmalı olaylardan hemen sonra gelen smut sahneler artık bayıyor beni ya. Neyse hemen diğer kitaplara ışınlanıyorum, umarım kız kardeşini buluruz, tek dileğim bu bu adam artık üzülmesin yaa. VE AZ KALSIN UNUTUYORDUMMM. TRİSTANIN MORANANIN İSMİNİ DÖVME YAPTIRMASI. YA BAYILIYORUM SANA ADAM YA. SEN SEVİYORUM DEMESEN DE OLUR YANİ(gene de de nasıl diyeceğini merak ediyorum alsmsmssm:)))
AzrailRuNyx · Martı Yayınları · 2024830 okunma
8/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
UZUN YÜRÜYÜŞ STEPHEN KİNG 328 SAYFA Bu yılın Uzun Yürüyüş'ünün sona ermiş olduğunu ilan ediyorum. Hanımlar, beyler... Yurttaşlarım... İşte galibimiz! Kazanan hayatta kalır, hayatta kalan kazanır! Tam tarihi bilinmeyen bir gelecekte, Amerika çöküşün eşiğindedir ve askeri diktatörlükle yönetilmektedir. Ülkede yıllardır süregelen ve askeri disiplin şartlarının geçerli olduğu bir yürüyüş yapılmaktadır. Bu yürüyüşün kuralları çok basittir. Yüz genç, gece gündüz demeden, saatte en az dört mil hızla yürümek zorundadır. Yavaşlamak, durmak, yardım almak kesinlikle yasaktır. Yapılan her hata bir uyarı, üç uyarı da oyunun sonu demektir, hemde sonsuza kadar. Bu yarışın bir bitiş çizgisi yoktur. Kazanan hayatta kalan son kişi ve ödülü de hayatı boyunca istediği herşeyin sahibi olmaktır. On altı yaşındaki Ray Garraty, (hikaye onun gözlemleri ile ilerliyor) her yıl düzenlenen bu Uzun Yürüyüş'e katılır. Ufak sohbetler, birbirlerini tanıma süreçleri ve iyi niyetlerle başlayan yürüyüş zaman geçtikçe ağırlaşmaya başlar. Bedenleri yanında ruhları da yaralanmaktadır yarışmacıların. Bu zorlu yolculukta kim hayatta kalmayı başaracak dersiniz? Doksan dokuz kişiyi geride bırakıp, hayatta kalmak gerçek bir başarı mıdır peki? Büyük Usta'dan soluksuz okunan, sarsıcı bir distopya. Yarıştan çekilen her aday için kalbim kırıldı. Hele sona yaklaştıkça Garraty, McVries, Baker ve Stebbins'in yaşadıkları, paylaştıkları gerçekten çarpıcı, içe dokunan satırlardı. Daha önce "Azrail Koşuyor" adıyla yayınlanan bu distopik hikaye, 2025 yılında "Uzun Yürüyüş" adıyla yeniden raflarda yerini aldı. 1979 yılında yazdığı bu hikayeyi Usta "Richard Bachman" takma adıyla kaleme almıştır. Hep derim King okumak ayrıcalıktır, mutlaka okuyun bu içe dokunur distopyayı. Su uyur, Yürüyüşcü yürür. Yürüyüş'ün yetmiş
Uzun YürüyüşStephen King · Altın Kitaplar · 2025227 okunma
Yaşamak için mi sonlandırmak için mi?
7/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 13:52
Stephen King’in “Koşan Adam”ını bitirdiğimde kendimi uzun bir kovalamacanın içinden çıkmış gibi hissettim. Betik boyunca sanki kameranın objektifi sürekli hareket hâlindeydi; neon ışıklarıyla kirlenmiş sokaklar, televizyon ekranlarından taşan yapay coşku, ter kokan kalabalıklar ve insan yaşamını eğlenceye dönüştüren acımasız bir düzen… Her sahne gözümde distopik bir aksiyon filminin sert planları gibi canlandı. Ben Richards karakteri özellikle etkileyiciydi. Kahraman gibi doğmayan hatta çoğu zaman öfkesiyle ve çaresizliğiyle hareket eden sıradan bir adam. Onun sisteme karşı verdiği mücadeleyi okurken bir insanın köşeye sıkıştığında ne denli tehlikeli ve kararlı olabileceğini hissediyorsunuz. King burada sadece bir kaçış öyküsü anlatmıyor; medya çılgınlığını, yoksulluğu, insanların korku üzerinden nasıl yönetildiğini de gösteriyor. Televizyon yarışması konusu bugün bile rahatsız edici derecede tanıdık geliyor. Betiği yıllar önce yazılmış bir bilimkurgu olmaktan çıkarıp günümüze yakın hissettiren de bu zaten. En sevdiğim yanlardan biri ritmiydi. Bölümler kısa ama yoğun ilerliyor. Sürekli bir takip hissi var. Bir kapı açılıyor, biri ihbar ediyor, başka bir şehir başlıyor, başka bir ekran Ben Richards’ın yüzünü milyonlara gösteriyor. Okurken nefes alma alanı çok az. Bu da kurgunun atmosferine ciddi katkı sağlıyor. Özellikle sonlara doğru olaylar öyle sertleşiyor ki insan kendini istemeden temposuna kaptırıyor. King’in dili de burada çok “kirli” ve gerçekçi. Dünya parlak değil; yorgun, hasta ve çürümüş. İnsanların umutsuzluğu satır aralarında hissediliyor. Bazı sahnelerde devinimden çok o karanlık toplumsal yapı aklımda kaldı. Çünkü sorun yalnızca kaçmak değil, insanlığını koruyabilmek. Ama betik kusursuz değil. Yer yer olaylar fazla hızlı geçiyor ve bazı kişilikler
1000Kitap
Azrail KoşuyorStephen King · Altın Kitaplar · 20221,319 okunma
Küllerinden Doğan Bir Devrim
9/10
·552 syf.·
2025 17. kitabı
Sabah Yıldızı, Pierce Brown’ın Kızıl İsyan serisinin üçüncü kitabıdır. Altın Oğul’un o yıkıcı sonundan sonra, bu roman yıkılmış bir liderin küllerinden doğuşunu ve tüm Güneş Sistemi’ni kapsayan topyekûn bir devrimi konu alıyor.  Kitap, Altın Oğul’un travmatik finalinin ardından Darrow’un fiziksel ve psikolojik olarak en dipte olduğu noktada başlıyor. Dokuz aylık bir esaret ve işkence sürecinden sonra Ares’in Oğulları tarafından kurtarılan Darrow, bıraktığından çok daha bölünmüş, kaotik bir direniş bulur. Bu kitapta artık sadece Altınların arasına sızmış bir ajan değil; tüm ezilen renklerin umudu, isyanın resmi lideri ve "Azrail" kimliğiyle gerçek bir simgedir.  Bu kitapta Darrow artık öfkeyle hareket eden bir intikamcı değil; her hamlesinin maliyetini hesaplayan olgun bir lidere dönüşüyor. Darrow’un eski düşmanlarıyla (Cassius gibi) kurduğu ilişkiler, "eski düşmanlar gerçek dost olabilir mi?" sorusunu derinlemesine sorgulatıyor. Romanın ana felsefesi, tiranlığı yıkmanın kolay; ancak onun yerine adil bir sistem inşa etmenin ne kadar zor olduğu etrafında dönüyor. Simdi burda aslında seri bitiyor gibi fakat 2 yil sonra yazar 4. kitabı yayımlıyor. Yeni kitapta ise 10 yıl sonrasını anlatıyor. Tabi burada ayrıntı vermeyeceğim. Ben 3 kitabıda keyifle okudum. Fakat 4. kitabı okumak için biraz kendime zaman tanıdım zira kitaplar giderek daha kalınlaşıyor. Ama distopik sever bir okuyucu olarak bu beni tabii ki yıldırmaz. Sizi de yıldırmasın. Şimdiden keyifli okumalar.
1000Kitap
Sabah YıldızıPierce Brown · Pegasus Yayınları · 20161,290 okunma