Trol
Puan vermedi
Paslanmaz Kalem sayesinde tanıdığım ve müzik hakkında düşüncelerini sevdiğimiz yazarımız Doğu Yücel'in en son romanı olan Trol ismini ilk duyduğumuzda aklımıza başka türlü bir trol gelebilir ama bu trol internet trolü ama öyle siyasilerin propagandalarını yapan trol değil bu troller. Bu troller sanal ağın tanımadığı insanlara rahatça saldırabilme imkanı tanımasından dolayı sosyal medyada kendini yüceltmiş bir trol. Doğu Yücel , romanında bize son yıllarda internet ile beraber film,dizi,müzik,resim gibi alanlarda insanların yorum yapması için herhangi bir sıfata ve isme bile sahip olmasını gerektirmediği için bu eleştirilerin yer yer saldırı boyutuna ulaşması ve bunun da günümüzde bildiğimiz linç kültürünü nasıl oluşturduğunu bize Kaan Balaban isimli bir aktör üzerinden anlatır. Doğu Yücel romanındaki bölümlerin başlıklarını yazarken alman şair Bertolt Brecht'in ''Baal'' adlı oyunun sahnelenirken kullandığı adlar gibi isimler koymuştur ve zaten hikayede Kaan Baal'ı sahnede oynar .Bu oyunun orjinalinde ad için "Baal yemleniyor! Baal dans ediyor! Baal kendini kutsallaştırıyor!!!'' gibi isimler planlanmıştır ve kitaptaki bölümlerin adları bunları anımsatıyor.Tıpkı tıpkı ''Baal'' oyunundaki gibi Trol romanında onda olduğu gibi bir anti kahraman vardır ve kaderleri benzerdir. Kendisine romanını edebiyatta ve kendisi gibi fantastik , karamizah , polisiye yazmış yazarların aksine alışık olmadığımız bir anlatım türü olan ''sen anlatıcı'' ile romanı yazmıştır ve kendisine imza gününde bunu sorduğumda kendisinin Kaan Balaban'ın zaten insanın kendisiyle kolay içselleştireceği , benimseyeceği türden bir karakter olmadığı için böyle yaptığını veya artık uzun süredir yazdığını ve daha oyunbaz teknikler denemek isteyebileceğini tahmin etmiştim ve verdiği güzel cevaptan doğru tahmin
Edebiyat
TrolDoğu Yücel · Can Yayınları · 2026161 okunma
10/10
·164 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
Münevver Karabulut olayının iç yüzü...Hala muamma...Bu bir kıskançlık cinnetiyle işlenmiş cinayet gibi gösterdi medya bize ama polis muhabirinin yazdığı bu kitapta,MSN yazışmalarında "Salı günü sana büyük bir sürprizim var "demesi olayı kasıtlı ve planlı canavarca hislerle ve vücut bütünlüğüne zarar vererek işlemesi,öncesinde avm nin nalbur ve bahçe bölümünden testere alması kasten adam öldürmeydi.Son zamanlarda Epstein dosyaları ile ortaya çıkan Baal ayını,Epstein"inde aynı şekilde cezaevi yatakhanesinde boynuna çarşaf dolayarak intihar hikayesi ama öncesinde ölmekten korkuyorum demesi...Cem Garipoglu da ölmek istemediğini, korktuğunu söylemiş...ayrıca intihar edecek adam Çince mi çalışır? Aynı şekilde kacırıldılar.Ayrıca Garipoglu ailesinin tuhaflıkları,fazla rahat davranışları ...oğulları ölmüş bir aile ağlar,acılı haldedir bunlar gülüyor,eğleniyor,kendi gerizekalıllıklarına göre bir espri anlayışı mi psikopatlık mi çözemedim...kitap fazla kalın değil bir solukta okudum.
Salı'nın SırrıMustafa Şekeroğlu · Destek Yayınları · 201050 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kitap, Epstein olaylarını anlatıyor!
Puan vermedi·208 syf.··
2026 8. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Mart 2026 12:21
Kitabı okumaya başladığım ilk sayfalardan itibaren kanım dondu! Küçücük çocuklar, ailelerinden kaçırılıp sözde “mutluluk ülkesi”ne götürülüyor. Kocaman bir ev ve bahçenin içinde çocuklar özgür ve istedikleri her şeye sahip oluyorlar ama aslında her şey sahte. Canavarlar, çocukların ruhlarını çalan vampirler, çocukların en sonunda korkunç şekilde hayatlarını kaybetmeleri, kan emmek hatta yamyamlık! Kısacası Epstein adasındaki olaylara ciddi gönderme yapmış yazar. Zaten yazar, film yapımcısı ve yönetmenmiş. Muhtemelen olayları biliyordu ve bu şekilde kaleme aldı. Bu vampir evin kurucusu ise “Yüce güç” olarak anılıyor. Aynı Epstein ve avaresinin taptığı Baal şeytanına “yüce güç” dendiği gibi! Ödül törenindeki Baal’a selam çakan ünlüleri hatırlayın: Beni buraya çıkaran Yüce Güç’e teşekkür ederim deyip o sırada şeytan boynuzu işareti yapmıştı. Allah hepimizi korusun ve kötü insanlardan uzak tutsun. Zaman Hırsızı Clive Barker
Alıntı
Zaman HırsızıClive Barker · Günışığı Kitaplığı · 1999424 okunma
Arapçada kelime ‘yara izi’ anlamına geliyor
9/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2026 22:22
“Kimi zaman hikâyenin kahramanı kimi zamansa kurbanı olduklarını düşünen insanların gösterisi hız kesmeden devam ediyor.” s.283 sözleriyle bitiyor kitap. Hayat tam da böyle değil mi? Baal hayatı orta uzunlukta bir cümleyle tasvir edecek olsaydı, tam da böyle ederdi.. Doğu Yücel ‘in okuduğum ilk kitabı. Yakın zamanda bir görsel ilişmişti gözüme: Örümcek Burgacı , Tanpınar'a Huzur Yok ve Trol yan yana idiler ve ‘üç muhteşem yazar aynı zamanda kitap çıkarırsa..’ yazıyordu. Malum menteş ve canıgüz hayranlığımız sorgulanamaz. Ama Doğu Yücel ‘i hiç duymamıştım. Hemen aldım alelacele ve okumaya başladım. Dili çok yalın ve bizden. Kurgu menteş ve canıgüzden çok farklı. Sosyal medyanın hayatımızı ne denli yönettiğini ve bu bağlamda kişinin kimlik bulma kargaşasına farklı bir perspektif sunmuş. Kitap hiçbir edebi değer taşımamasına rağmen enteresan şekilde kendini okutturuyor. Altta yatan mesajları, içerisinde geçen alıntıları, çok basit gibi gözüken, her gün maruz kaldığımız birçok olay, obje, durumun aslında ne kadar da mühim olduğunu keşfetmek adına güçlü bir metin. Ben, Kaan Balaban ile Trol’ün hikayesini çok sevdim. Sanırım kitabın devamı da gelecek gibi. Kafanızı dağıtmak isterseniz, biraz da hem eğleneyim hem düşüneyim derseniz tam size göre bir kitap. İyi okumalar dilerim..
1000Kitap
TrolDoğu Yücel · Can Yayınları · 2026161 okunma
Yahudiliğin kökenine dair bir bakış..
8/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 15 Ocak 2026 13:12
Yazar Jules Soury tarafından, 1877 yılında kaleme alınan “La Religion d’İsrael Etude de Mythologie Comparee” adlı makalenin tercümesi olan bu kitap, filolojik metotla İsrail dinini, yani Yahudiliği incelemekte olup bu dinin arka planında yer alan kültür ve inanışlar üzerinde durmaktadır. Yazar öncelikle Sami kavmini oluşturan halklar üzerinde durup bu halkların ilk yerleşim yerleri olarak bilinen Mezopotamya’dan göç etmeden önceki kültürel oluşumları ve tanrı inançlarını ele almıştır. Yazar Sami ırkına mensup halkların ilk dinlerinin çok tanrıcılığa ve putperestliğe dayandığını belirtiyor. Ayrıca bu halkların kabilelere ayrılmış olup her kabilenin kendisine ait tapındığı bir tanrısı olduğunu da ekliyor. Mezopotamya’dan çıktıklarında gelişmiş bir destan yaratabilecek kültüre sahip olmadıklarını ve bu sebeple de ancak muğlak dini kavramlar üretebildiklerini ifade etmektedir yazar. Mezopotamya’dan Kenan diyarına göç eden ve oradan da Babil’e sürgün edilen Yahudilerin, gittikleri bölgelerdeki halklarla temaslarından kaynaklı olarak bir inanç etkileşimine girdiklerinden bahsedilmektedir. Yahudi halkının göçebe ve sürgün olarak yaşadıkları hayatlarında Babil, Mısır, Asur, Fenike gibi geniş kültürlere ve mitolojik efsanelere sahip olan bu halklarla girdikleri etkileşimlerin şu an sahip oldukları inançlarının kaynağı olarak görülmektedir. Kitabın belirli kısımlarında yazar tarafından sert bir şekilde eleştirilen Sami halkının, özellikle de Yahudi ve Arap ırkının sahip olduğu bir çok kutsal inancın Sümerler olarak bilinen Asurluların, Mısır ve Babillilerin mitolojik efsanelerinden uyarlanan aslında natüralist bir din olduğu açıkça belirtilmektedir. Sonuç olarak kitabın bize sunduğu İsrail dini; bir anda gökten ilahi bir şekilde inmeyip, farklı toplulukların mitolojik, kültürel
Annem öldü mü?
Puan vermedi·328 syf.·
2026 3. kitabı
Baş karakterimiz ressam Johanna, Skogum Sanat Müzesi'nden bir retrospektif sergi teklifi alınca memleketi Norveç'e döner ve otuz yıldır konuşmadığı annesiyle yeniden temas kurmak ister. Ancak bunun kolay olmayacağını kısa sürede fark eder. Johanna, işleri zorlaştıranın kızkardeşi Ruth olduğunu düşünür, oysa mesele, temasın anne tarafından istenmemesidir. Johanna'ya göre anne-çocuk ilişkisi, duygusal yakınlığın ötesinde insanın ilk eşitsizlik deneyimidir ve ikircimli bir şeydir. Bu ikircim, annenin hem somut bir kişi hem de bir mit olarak aynı anda var olmasından doğar. Gerçek anne ile anne miti arasındaki sınır geçirgendir, yaşanan deneyim miti çözümlemez, aksine karmaşıklaştırır. Ulaşılamayan anne, bir yoksunluk nesnesi midir yoksa yokluğu ilişkinin belirsizliğini mi görünür kılar? Johanna, annesinin kalbinde kendisine ayrılmış bir alan bulunduğu/bulunması gerektiği varsayımıyla hareket eder, bu umut üretmese de ilişkiyi askıda tutar, ta ki yanıldığını anlayana kadar: "Annemi bırakırken onu buzluğa kaldırdığımı, hazır olduğumda çözmenin benim elimde olduğunu hayal etmişim. Başaramadım." Kendi annesiyle karşılıklılık ve açıklık içinde ilişki kuran okuyucu için bu hayal kırıklığı zor anlaşılır. Johanna ise korkunç gerçekle yüzleşir ve şöyle der: "Tüm umutları yitirmek, taşımakta zorlandığım boynuzumdan kurtulmak, ihtiyacım olanı kendim yaratmak zorundaydım." (Boynuzumdan kurtulmak diyerek, Norveç'teki kütük evinin tek ziyaretçisi Kanada geyiğine gönderme yapar. Geyiğin, doğal döngünün bir parçası olarak boynuzunu bırakmasına ve huş korusunda delirmiş gibi ağaçlara çarpmasına şahit oldu, son kanlı kabuklar düştü ve boynuz sedef gibi parladı.)
Annem Öldü müVigdis Hjorth · Siren Yayınları · 20251,812 okunma