On Sekiz
On sekiz yaşındayım, Efkâr çöktü omuzlarıma. Ne babam sevdi beni, Ne de sevdiğim çocuk. Annemi kaybettim, Geçmedi daha izi. Kırık bir kalple yürürken Umudu da bıraktım geride. Altı yıl sevdim birini, Gitti, benzerimi buldu. Tam unutmuştum derken, Döndü, düzenimi bozdu. On sekiz yaşındayım sözde, Yolun daha başında. Ama kalbim yorgun artık, Heveslerim çoktan ardımda. Ne sevdiğim sevdi beni, Ne âşık, ne dost sandığım. Sanki bir yanım hâlâ On iki yaşında kaldı. Aile var etrafımda, Ama bana uzak gibi. Sevgi var diyorlar hâlâ, Bense hissedemem artık gibi.
Şiir
İyi geceler
Çocuklarını terbiye edecek baba önce kendisi görevlerini yerine getiren biri olmalı. Ölü Canlar, Nikolay Vasilyeviç Gogol
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Formülün Dışındaki Kızlar
Önümdeki masada duran boşanma dilekçesinin "Geçimsizlik Nedenleri" kısmına bakıyordum. Otuz yaşındaydım, yedi yıldır avukatlık yapıyordum ama adliye koridorlarında geçen bunca zamana rağmen bazı kelimeler hala ilk günkü gibi canımı yakabiliyordu. Müvekkilim, kucağında iki aylık kızıyla karşımda oturan yorgun bir kadındı. Dilekçede tam olarak şöyle yazıyordu: “Davalı koca, müvekkilin erkek çocuk doğuramamasını gerekçe göstererek müşterek konutu terk etmiş, müvekkile psikolojik şiddet uygulamıştır…” Dosyayı yavaşça kapattım. Antalya Adliyesi'nin dördüncü katındaki ofisimin penceresinden dışarıya, uzaklardaki Beydağları'na doğru baktım. Hava sıcaktı ama o kelimeler beni bir anda yirmi yıl öncesine, Elmalı’nın o buz gibi, ahşap kokulu gecelerine götürdü. Kendi çocukluğumun kokusu, burnuma bir kez daha toprak tadıyla karışık havuç ve fındık kokusu olarak geri geldi. Bizim eve fındık, fıstık ve havuç hep çuvalla girerdi. On yaşındaydım ve o güne kadar babam Mücahit’in dünya çapındaki gizli bir sincap örgütünün lideri falan olduğunu sanıyordum. Çünkü normal bir insan, oturma odasının köşesine her hafta yeni bir Antep fıstığı veya fındık çuvalı yığmazdı. Babam kamyonu kapıya yanaştırıp kasaları indirdiğinde, annem Zehra mutfakta içini çeker, Elmalı usulü bir tevekkülle başını sallardı. Babam ise gözleri parlayarak içeri girer, "Bak hanım," derdi, "bu seferki havuçlar özel. Alanya’dan getirttim. Suyunu sıkıp içeceksin, fındıkları da kavurmadan yiyeceksin ki şifası kaçmasın. Bu sefer olacak, hissediyorum." Annem ellerini önlüğüne siler, o her zamanki sakin ama bıkkın sesiyle mırıldanırdı: "Bey, Allah’ın emri bu... Mutfakta aş pişer, çocuk pişmez. Yemekle, çerezle olacak iş değil bu, anla gari." Ben o zamanlar bu konuşmaları bir tür gizli yemek tarifi zannederdim. Evde sürekli
Duygu ve Düşünce
...bende yıllardır aynı şeyi söylüyorum Müslüm Baba; "itirazım var!"
Şiir
...haklıydın Neşet Baba; dünyanın rengine kandık, ve hâlâ cahiliz.
Şiir
Bütün saadetler mümkündür... Şu kapının açılması, İçeri girivermen, Bahar, kuşlar, gündüz. Ve bütün dünya Bir an içinde gürültüsüz. Bütün saadetler mümkündür... Bahtsızların biraz gülümsemesi... Körlerin gün görmesi, Mümkündür bütün mucizeler... Ana, baba, evlât, bütün kaybolanlar... Ebedî bir sabahta buluşmamız bir daha. Ölüler! Hepimiz için yalvarın Allaha... Ziya Osman Saba
Şiir