Puan vermedi·208 syf.··
2026 6. kitabı
1. Bölüm: Annenin Kendini Tanıması Yazar, birçok annenin çocuk yetiştirmekte zorlanmasının nedeninin çocuk değil, annenin kendi ruhsal yükleri olduğunu söyler. Anne; Çocukluğunda yeterince sevgi görmemiş olabilir. Kendini değersiz hissedebilir. Eşinden destek almıyor olabilir. Sürekli yorgun ve umutsuz olabilir. Bu durumda çocuk eğitimi de zorlaşır. Çünkü: "Umudu kalmamış, yaşama sevinci olmayan bir annenin çocuğunu eğitmesi hemen hemen imkânsızdır." Kitabın önemli mesajlarından biri şudur: Mutlu anne = Güvenli çocuk 2. Bölüm: Neden Bazı Anneler Annelik Yapamaz? Yazar burada sert bir eleştiri yapmaz; aksine anneleri anlamaya çalışır. Anneliği zorlaştıran sebepler olarak: Desteksizlik, Yalnızlık, Eşle yaşanan problemler, Teknoloji bağımlılığı, Düzensiz yaşam, Tükenmişlik, gibi faktörlerden söz eder. Kitaba göre anneler çoğu zaman kötü oldukları için değil, yoruldukları için yanlış davranırlar. 3. Bölüm: Anne-Çocuk Bağlanması Kitabın en önemli bölümlerinden biridir. Adem Güneş'e göre çocuk ilk yıllarda annesiyle kurduğu bağ sayesinde dünyaya güvenmeyi öğrenir. Çocuk; Ağladığında karşılık buluyorsa, Korktuğunda sığınacak bir limanı varsa,
Annelik SanatıAdem Güneş · Nesil Yayınları · 20131,266 okunma
Puan vermedi·109 syf.·
2026 25. kitabı
Fransa’da, küçücük bir masum kız çocuğunun doğduğu andan itibaren, anne ve babasının psikolojik ve fiziksel şiddetine nasıl maruz kaldığını anlatan kısacık, gerçek bir roman. Açıkçası, kitap her satırında beni çok öfkelendirdi. Minicik masum bir çocuğun hissettiklerini ben de hissettim, bazı sayfalarda bu kadar mı vahşileşebilir insanlar diye sorguladım.Fiziksel şiddete maruz kalmasını gösteren onlarca emare olmasına rağmen yetkililerin buna kör kalmasına ayrıca öfke duydum. Ortada koca bi istismar olduğu aşikar keza anne ve baba oyunculuklarıyla yetkilileri bir şekilde öyle olmadığına ikna edebiliyor. Sonradan durumun ciddiyetini anlasalar da ne yazık ki “Geç gelen adalet adalet değildir” sözünün vücut bulmuş halini hissediyorsunuz kitabın son satırlarında. Nedense hep iş işten geçtikten sonra bir şeylerin ciddiyetini idrak ediyoruz. Keşke şu dünyada çocuklar acı çekmese, keşke onlara daha iyi bi dünya sunabilsek... Keşke çocukları koşulsuz bir sevgi içinde büyütbilecek idrağa sahip yetişkinler anne baba olabilse.. Diana gibi acı çektim, kimsesizliğini içimde hissettim. Gerçekten çok etkileyici bir kitap hala etkisinden çıkamıyorum, keşke herkes ilahi ve adil bir anne baba olabilse. Her sayfasında biraz daha içim sızladı, biraz daha sustum. Bir çocuğun duyulmayan sesine tanıklık etmek kolay değildi. İnsanın kalbine dokunan, düşündüren ve iz bırakan bir kitap. Mutlaka okunmalı.
1000Kitap
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,7bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
7/10
·72 syf.··
2026 46. kitabı
Eric Emmanuel Schmitt'in kitapları kısa ve bir şekilde içinize dokunan romanlar 10 yaşında lösemi hastası olan küçük Oscar ameliyat olmuştur ancak durumu düzelmemiştir. Zamanı azaldığı için ailesi onunla ağlamadan iletişim kurmayı beceremiyordur. Bu yüzden sadece pazar günü yapabildikleri hasta ziyareti genelde alınan hediyelerin kurulumunu okumakla geçiyordur.. Oscar'ın ziyaretine gelen Rose anne Oscar için özel izin koparmış ve 12gün boyunca sadece Oscar'la ilgilenmek üzere hastaneye gelecektir. Noel baba ve Tanrı'nın varlığına inanmayan Oscar'a aynı kişi olmadıklarını açıklayacak ve kendi ülkesindeki geleneği anlatarak her günün 10 yıla denk geldiği mektupları Tanrı'ya yazmasını tavsiye edecektir. Böylelikle Oscar ergenlik döneminde çapkınlık yapacak hayatının aşkı mavi peggy ile evlenecek sonra yaptığı çapkınlığın bedelini ayrılık acısıyla ödeyecek yaşlılığında affedilecek ve son günlerinde dilek hakkını kullanmayacaktır. 110yaşında ölmeye başladığını yazdığı mektubu son yazısıdır. 12nci günün sabahında ölmüştür ve Rose annesi mektubu yazar ve Oscar sayesinde Tanrı'ya daha çok inandığını ve onun sayesinde güreş öğrenip hikayeler uydurduğunu itiraf eder..
Oscar ve Pembeli MeleğiEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 2026690 okunma
10/10
·256 syf.·
2026 12. kitabı
Bazen insanı hayata bağlayan şey, gerçekleşen hayalleri değil; geride bırakamadığı insanlardır. Bu kitap bende en çok yarım kalmış hayallerin hüznünü bıraktı. Ahmet Cemil'in birer birer hayallerini kaybetmesini okumak zaten zorken, sonunda istediği hiçbir şeye kavuşamaması insanın içinde buruk bir his bırakıyor. Ama beni en çok etkileyen şey, her şeye rağmen hayata tutunmayı seçmesi oldu. Yaşadığı onca kaybın ve hayal kırıklığının ardından ümidini neredeyse tamamen yitirse de annesini yalnız bırakmamak için geri dönmesi çok anlamlıydı. Belki hayalleri yıkılmıştı ama annesine olan sevgisi ve bağlılığı onu hayata bağlayan son şeydi. Bu yüzden romanın sonunu sadece bir yenilgi olarak göremiyorum. İçinde sessiz bir direniş ve yaşama devam etme kararı da var. Hüzünlü ama etkisi uzun süre geçmeyen bir kitap. Ahmet Cemil'in hikâyesi bana bazen insanın her şeyini kaybetse bile sevdikleri için yaşamaya devam edebileceğini hatırlattı. Bu yönüyle beni derinden etkileyen bir eser oldu.
Mai ve SiyahHalid Ziya Uşaklıgil · İş Bankası Kültür Yayınları · 202434,8bin okunma
~Bu bir denemedir~
6/10
·656 syf.··
2026 34. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 09:05
Tam 14 gün sürdü. 14. Günün sabahı son otuz sayfayı da okudum, kitabı kenara koydum. Oh be! dedim, nihayet bitti. Steinbeck dedim, sana laflar hazırladım. Sevdiğim bir okuma grubu bu ay bu kitabı okuyor. Çok övüldü, bari ben de okuyayım dedim. Havalı da bir adı var hani, şöyle Saramago romanları ile yarışır cinsten. Aldım elime kitabı, 20 sayfa falan okudum, bi durdum, az buz değil 650 sayfa, yahu dedim sen bu yolu yürüyebilecek misin? Zaten sosyal medyada gezmekten sabır mabır kalmamış, dikkat yeteneği desen hak getire. Bak sıkılırsan bırakması da zor gelir, vicdan falan, yol yakınken geri dön. Kenara bıraktım kitabı. Ertesi gün, beni hangi güç iteledi hiç bilmiyorum, başladım yeniden okumaya, başlayış o başlayış. Böyle anlatınca elimden bırakmadan bir solukta okudum sanacaksınız muhtemelen, hoş 14 gün detayını çoktan verdim yukarıda da neyse, ama öyle olmadı. Yani başka türlü bir şey oldu, anlatayım. Bu kitabı okurken edebiyata dair bazı sorgulamalara giriştim. Son zamanlarda bir soru çalınıyor kulağıma; “eski kurgu eserleri hala okumak zorunda mıyız?” Bağışlayın, biraz tuhaf bir aktarım oldu ama kast edilen şu; okullarda bize ısrarla tavsiye edilen, çoğu 19. Yüzyıla ait klasiklerin hala aynı öneme sahip olup olmadıklarına dair bir sorgulama. Bu senenin başında Balzac’ın Albay Machbet’ini okurken bir anda şu soruyu sorarken bulmuştum kendimi; “Edebiyatta bugünün insanlığına açılan onlarca pencere varken ben iki yüz sene önce Paris’de bir hukuk bürosunda neler olduğunu bilmeli miyim? Bir kaç ay öncesine daha sarıyorum filmi ve Casterbridge Başkanı’nı okuduğum güne gidiyorum. Hatırladığım tek şey her sabah bir dizinin başına oturur gibi heyecanla kitabın başına oturup karısını ve çocuğunu bir panayırda satmış olan Michael Henchard’ın maceralarını okuduğumdu ve
Cennetin DoğusuJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 201711,5bin okunma
Puan vermedi·
Hasan İzzettin Dinamo'nun anne ve babasını erken yaşta kaybederek ve zorlu şartlarda büyümesini bilerek bu romanı okumak insana çok acı hisler yüklüyor. • Savaş ve Açlar tam olarak böyle bir kitap. Bir çocugun gözünden açlığı, yokluğu; bir annenin gözünden çaresizligi,yetirememeyi okumak.. En çok da açlık dokunuyor insana. Bir lokmanın hayal olduğu, bir annenin çaresizliginin kelimelere sığmadığı o cümleler. Okurken karnımızın tokluğunu utançla hisseder, yürek burkulur ama bu kırılgan öykü, sessiz kalmayıp okuru derinden sarsan bir direniş marşına dönüşür.O kadar gerçekçi bir şekilde anlatılmış ki açlık, dibine kadar hissediyorsunuz. Annelik ne büyük bir yük yüklüyor sırtımıza. Ama tüm karanlığın içinde küçücük bir şey var: UMUT .. Çok zayıt da olsa 10/10
Savaş ve AçlarHasan İzzettin Dinamo · Tekin Yayınevi · 20172,205 okunma