9/10
·211 syf.··
2026 12. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 21:22
Efsane Oidipus'u okuyup bunu icsellestirmiş bir genç , babasizliğı nedeniyle mi bu efsaneyi icsellestirdi bilinmez ama bu hikaye kendini gerceklestiren kehaneti hatırlatıyor. Babasızlık ve sonuçları derin ve incelikli işlenmiş . 70/ 80'lerin siyasi atmosferi , ruhu hakkında anlatılanlar merak uyandırıyor . Hikaye öyle güzel, düzenli anlatılmış ki bu da Orhan Pamuk yeteneği sanırım, hiç kafanız karışmadan bitiyor kitap. Olay örgüsü çok güzel, metaforlar, semboller okumayı keyifli hale getiriyor. Kahramanımız Cem, liseli toy bir genç hayatı tanımak belki de bir macera uğruna bir yaz kuyucu Mahmut usta ile çalışmaya gider , günlerce kuyu kazarlar, Cem bu arada kasabada kırmızı saçlı kadına kadına aşık olur, kader aslinda çoktan ağlarını örmüştür ve bu kadın babasının annesini aldattığı kadındır. Kadının peşinden gittiği bir gece tüm hayatı değişir hem ilk aşkına kavuşur,hem baba olur hem de ustasını öldürdüğünü sanarak kuyuda bırakıp kaçar. Sonrasında hayatı çok iyi gidiyor gibi görünse de gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.
Kırmızı Saçlı KadınOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202462,2bin okunma
Iskaladık hayatı
Puan vermedi·84 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 01:00
Onur Özkoparan Onur Özkoparan’ ın, “Her şeyi bırakıp gitmek istiyorum,” isimli romanı Macit karakteri, ailesi ve mahalle arkadaşları üzerinden tutunamayan bir karakterin yaşamını mercek altına alıyor. Romanı okurken sık sık Hamlet’in o meşhur cümlesini işittim: “Ekonomi, Horatio, Ekonomi!” (Macit’in babası da ölü Danimarka kralı kadar tekinsiz.) Eser, Karnavalesk yapısı ve güvenilmez anlatıcısıyla renkli bir okuma deneyimi sunuyor. Macit’in çelişkili doğası ve kirli dili, sokaklarımızın zenginliğini ve yazarın gözlem gücünü ortaya koyuyor. Bu kadar kalabalık bir hikâyede isimleri akılda tutarken zorlansam da karakterlerin sıkışmışlıkları ve benzer dertleri buna takılmamı engelledi. Okurun yaşadığı kafa karışıklığının yazarın bilinçli seçimi olduğunu düşünüyorum. “Hayatım boyunca gerçekle rüyayı ayırt etmekte zorlandım” diyen Macit mi yoksa yazar mı diye düşündüm. Başıma sık gelen bir şey bu, rüyadan uyandığımda fiziksel bedenime alışmam uzun sürüyor. Rüyanın gerçekliği o kadar yoğun ki dünyanın varlığından ciddi anlamda şüpheye düşüyorum. Macit’in babası ve Hakkı Amca karakterleri aynı kişi mi olabilir mi karışıklığına düştüm mesela. Rüyada her şey mümkün çünkü. Sonra bu yaşlı adamların aslında toplumun ebeveyn temsilleri olduğuna karar verdim. Ve onları sembolik anlamda öldürmeden büyümek mümkün değil… Anne figürü üzerinden gösterilen evliliğe bağlı çaresizlik, her kadını toplumun beklentilerini sorgulamaya davet ediyor. Macit’in kadına bakışı hüzünlü. Sanata yaklaştığı, dikey hayata geçebildiği yer aslında ona şaşırarak baktığım yer. Konuşurken kirli bir dil kullanıyor ama öyle şiirler yazıyor ki “Ne çok küfretti” dediğim karaktere başka gözle bakmaya başlıyorum. Güvenilmez bir karaktere güvenme arzusu doluyor içime. “Leş gibi yalnızlık kokuyordum” kitabın en sevdiğim
Edebiyat & Roman
Her Şeyi Bırakıp Gitmeyi DüşünüyorumOnur Özkoparan · Mahal Edebiyat · 202514 okunma
Reklam
7/10
·103 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 19:41
Vatan Yahut Silistre Namık Kemal; Namık Kemal, Türk edebiyatında hem şair hem de yazar olarak kabul edilir edebiyatın her dalıyla ilgilenmiştir. Şiirler, tiyatro oyunları, romanlar ve makaleler yazmıştır. Vatan ve millet sevgisi konulu yazıları sebebiyle kendisine Vatan Şairi denmiştir. Namık Kemal; annesini küçük yaşta kaybetmiştir. Bu yüzden vali olan dedesinin yanında büyümüş. Dedesiyle birlikte Anadolu ve Rumeli'de pek çok şehir gezmiştir. Arapça, Farsça ve Fransızca gibi dil eğitimleri vardır. Daha sonraları İstanbul'a gelerek Tercüme Odası'nda çalışmaya başlamıştır. Burada dönemin aydınlarıyla tanışmış. Yazılarında ilk kez hürriyet, millet, vatan ve adalet gibi kelimeleri kullanmıştı. Namık Kemal, devleti kurtarmak isteyen "Genç Osmanlılar" grubunun liderlerindendi. Padişahın yanında bir de halkın seçtiği meclis olmasını yani Meşrutiyeti istiyordu. Nitekim daha sonra ilk Osmanlı anayasasını yani Kanun-i Esasi hazırlayan kurulda da görev aldı. Kemal, İmparatorluk içindeki tüm milletlerin (Türk, Arap, Ermeni, Rum) "Osmanlılık" duygusuyla bir arada barış içinde yaşamasını savunuyordu. Ancak bir süre sonra Hükümet karşıtı yazıları yüzünden ceza almamak için Londra ve Paris'e kaçtı. Orada gazete çıkarmaya devam etti.İstanbul'a dönünce Vatan Yahut Silistre oyununu yazdı. Oyun halkı çok coşturunca Padişah Sultan Abdülaziz tarafından Kıbrıs'taki Magosa Kalesi'ne sürgün edildi. Orada 38 ay zindanda kaldı. Sürgünden döndükten sonra da rahat durmadı. Sultan II. Abdülhamid döneminde de Midilli, Rodos ve Sakız adalarına sürgüne gönderildi. 1888 yılında, henüz 48 yaşındayken Sakız Adası'nda hastalanarak vefat etti. Namık Kemal ilklerin yazarı; İlk Edebi Roman: İntibah İlk Tarihi Roman: Cezmi Sahnelenen İlk Tiyatro Oyunu: Vatan Yahut Silistre En Ünlü Şiiri: Hürriyet
Vatan Yahut SilistreNamık Kemal · Kurgan Edebiyat · 201327,6bin okunma
Kayıp, Sevgi ve Yas Üzerine Dokunaklı Bir Roman
10/10
·293 syf.·
2026 39. kitabı
Hamnet, William Shakespeare'in yaşamından ve ailesinin yaşadığı gerçek bir kayıptan ilham alan, duygu yüklü bir tarihî kurgu romanı. Eser, bir çocuğun ölümüyle sarsılan bir ailenin yasını, sevgisini ve çaresizliğini derin bir anlatımla okura hissettiriyor. Anne, arı kovanlarının başında; baba ise kilometrelerce uzakta tiyatro işleriyle meşgul. Bir çocuğun sessiz çığlığı, bir annenin ömür boyu sürecek pişmanlığı ve bir babanın yıllar sonra yazacağı ölümsüz bir eser... Romanın merkezindeki bu dokunaklı hikâye, okuru ilk sayfalardan itibaren içine çekiyor. Filmini izlemek ayrı bir keyifti, kitabını okumak ise bambaşka bir deneyimdi. Akıcı anlatımı sayesinde sayfalar adeta su gibi aktı. Karakterlerin duygularını derinden hissettiren, hüzünlü ama bir o kadar da etkileyici bir eserdi. Özellikle aile bağları, sevgi, kayıp ve yas temalarının işlenişini çok beğendim. Okurken hem düşündüren hem de duygulandıran, uzun süre etkisinden çıkamadığım bir kitap oldu. Kitaptan beni en çok etkileyen alıntılardan biri: “Hamnet ölümün odada, kapının orada bir yerde, gölgelerin içinde durduğunu, onlara bakmadığını ama yine de izlediğini, hep izlediğini hissediyor. Ölüm onları izliyor, zamanını bekliyor. Derisiz ayaklarıyla, nemli kül kokan nefesiyle süzülerek gelip Judith’i soğuk kollarıyla saracak ve Hamnet onu kurtarmak için hiçbir şey yapamayacak. Onu da götürmesi için ısrar etse mi acaba? Şimdiye dek hep yaptıkları gibi, birlikte mi gitmeliler?” Kısacası, Hamnet; kayıp, sevgi, annelik ve yas üzerine unutulmaz bir roman. Duygusal derinliği ve güçlü anlatımıyla hafızamda uzun süre yer edecek, bu konudaki romanları seviyorsanız mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Keyifli okumalar Hamnet Maggie O'Farrell
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,6bin okunma
Tefeci olmak mı? Nerden nereye? :)
Puan vermedi·704 syf.··
2026 179. kitabı
Bazı kitapları okursunuz, olay örgüsünü unutursunuz. Bazı kitapları okursunuz, karakterleri unutursunuz. Bazıları ise yıllar geçse de içinizde bir duygu bırakır. Suç ve Ceza benim için tam olarak böyle bir kitap. Anadolu Lisesinde hazırlık sınıfındayken edebiyat öğretmenimiz bizden bir dünya klasiği seçmemizi, okumamızı ve ardından kitapta hangi karakter olmak isteyeceğimizi açıklamamızı istemişti. Çok sevdiğim, çok saygı duyduğum bir öğretmendi. Bana biraz baba figürünü hatırlatan bir enerjisi vardı. Ama alışılmışın dışında düşünen bir insandı. Sanırım ben de lise yıllarındaki o yaramaz hâlimle dikkatini çekmek istedim. Sınıfta söz alıp, kitaptaki kahramanlardan olmak istesem tefeci kadın olmak isterdim demiştim. Hatta işi biraz daha ileri götürüp “Ben de büyüyünce tefeci olacağım.” gibi şeyler söylemiştim. Bugün düşününce hâlâ gülüyorum. Neden söyledim gerçekten bilmiyorum. Belki öğretmenimi şaşırtmak istedim, belki dikkat çekmek istedim, belki de “Benim de kafam biraz farklı çalışıyor.” demeye çalışıyordum. Ama kitabın kendisi bende şakadan çok daha derin bir iz bıraktı. Dostoyevski, Raskolnikov’un işlediği suçtan çok, suçtan sonraki ruh hâlini anlatıyor. Vicdanı, korkuyu, paranoyayı, yalnızlığı ve insanın kendi zihni tarafından nasıl köşeye sıkıştırılabileceğini öyle güçlü veriyor ki lise çağında okumama rağmen o duygular bana bütünüyle geçmişti. Aradan yıllar geçti. Okuduğum yüzlerce kitabın ayrıntılarını unuttum. Ama Suç ve Ceza denince hâlâ aklıma aynı şey geliyor: sıkışmışlık hissi. Sanki odadaki hava azalıyor, duvarlar daralıyor ve karakterle birlikte nefes almak zorlaşıyor. Dostoyevski’nin asıl başarısı da burada bence. Olayları değil, duyguları hafızaya kazıyor. Kitabın dili, karakterleri ve psikolojik çözümlemeleri beni o yaşta bile etkileyebilmişti.
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,4bin okunma
5/10
·476 syf.··
2026 38. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 13:27
Emily Henry sevdiğim bir yazardır. Ortalama bulduğum kitapları da olsa da genelde severim kalemini. Ama bu kitapta o kadar sıkıldım ki… ilk olarak konusundan sonra da hislerimden bahsedeceğim. Konusu,Daphne düğününe az bir zaman kala nişanlısı tarafından terk ediliyor. Terk edilme sebebi de Peter’in en yakın kız arkadaşına aşık olduğunu fark etmesi.Daphne, nişanlısının peşinden Waning Körfezi’ne geldiği için burada tanıdıgı hiç kimse yok. Yaşadığı ev de Peter’a ait olduğu için bu yaz sonuna kadar kalacağı bir yer bulması gerekiyor.Nişanlısının Daphne’yi terk etmesi sebebi bu olan malum arkadaşın da hayatında biri var,Miles.O da terk edilince iki derbeder Miles’in evde yaşamaya başlıyorlar. Çiftimizin yaşadıklarını okuyoruz. Genel olarak eleştireceğim bir yorum olacağı için Spoiler verebilirim ,şimdiden uyarayım. İlk olarak çeviri kaynaklı mı yoksa yazarın kitabı mı böyleydi bilmiyorum kitap böyle elimde akıp gitmedi bir türlü. Çevirmene de haksızlık yapmak istemiyorum. Bu kitaba başlamadan önce çevirmenin diğer çevirdiği kitabı okuduğumu fark ettim. Orada böyle bir sorun yoktu. Ama daha önce yazarın okuduğum kitaplarında da bu tarz bir sorun olduğunu hatırlamıyorum. Çünkü olsaydı bu benim yazara bir daha şans vermemi zorlaştırıyor. Yani böyle sanki fantastik bir kitap okuyormuşum gibi aynı cümleleri dönüp dönüp tekrar okudum. Anlamadığım yerler oldu yani romantik bir kitaptan bahsediyoruz. Kitaptaki ana karakterlerin hiçbirini yükselmedim.Daphne’nin baba kaynaklı güven sorunları var anlıyorum. Ama mükemmel bir anne tarafından yetiştirilmiş. Elbette babasının yerine dolduramaz ancak Miles’in bir tane ebeveynini bile iyi değil. Ve berbat ebeveynlerine rağmen kız kardeşini onlardan korumak adına ciddi bir çaba sarf etmiş. Böyle bir durum olunca Daphne’nin hali biraz bana
Gülünç Bir HikayeEmily Henry · Epsilion Yayınevi · 20263 okunma
Reklam
Reklam