Denemevari yazılar part 3 :)
Anne ve baba olmaya karar vermek, sadece biyolojik bir süreç ya da toplumsal bir rolü üstlenmek olmamalı; bu karar, öncesinde derin bir farkındalık ve eğitim gerektirmelidir. Çünkü ne yazık ki günümüzde birçok ebeveyn, dünyaya getirdikleri çocukları kendilerine ait birer "mal" veya "mülk" gibi görme hatasına düşüyor. Onları birer emanet olarak kabul etmek yerine, çocuklarının mutlak sahibi olduklarına inanıyorlar. Bu sahiplik duygusu, beraberinde tehlikeli bir yanılgıyı getiriyor: Kendi geçmişlerinde gerçekleştiremedikleri hayalleri, yarım kalmış hedefleri çocuklarına yüklemek. Egolarını tatmin etmek için bir araç olarak görmek. Böylece evlatlar, koşulsuz sevilen birer birey olmak yerine, ebeveynlerin hırslarını tatmin edecek birer "proje" haline dönüştürülüyor. En acı olanı ise sevginin bir şarta bağlanmasıdır. Çocuklar, sadece ebeveynlerinin çizdiği sınırların içinde kaldıkları, onların istedikleri kalıplara girdikleri ve onların emirlerini uyguladıkları sürece seviliyor ve değer görüyorlar. Yani bir çocuk, ancak anne babasının aynası olduğu müddetçe kıymetli; kendi kimliğini kazanıp, kendi olmak istediğinde ise bir tehdit olarak algılanıyor ve karşısında büyük bir direnç buluyor. Anne babasının istediği yoldan giden çocuk "hayırlı evlat" ilan edilirken, kendi özgün yolunu çizmek, kendi kimliğini bulmak isteyen çocuk dışlanıyor. Bu anlayış üzerine hepimizin durup derinlemesine düşünmesi gerekiyor. Çocuklar, anne babalara üzerlerinde tahakküm kursunlar, onları birer köle gibi yönlendirsinler diye verilmedi. Onlar, bu dünyada kendi benzersiz hayatlarını yaşayabilsinler diye ebeveynlere teslim edilmiş birer emanettir. Anne babanın asıl görevi; çocuğun hayat yolunu zorla çizmek değil, o yolda yürürken ona doğru bir rol model olmak, onu tehlikelerden korumak ve güvenle
Kapı anahtarı Allah Tealanın yanındadır Kızı gördüğü, bırak görmeyi, gözünün önüne getirdiği anda, prize parmağını sokmuş gibi, sarsılıyordu. Aşkın Şakası Yok Hidayet Sayın Müfit saçkırı evin babasıydı 3 oğlu 2 kızı vardı Allahın armağanı Her oturduğu zaman anlatırdı hikayesini O günler yaşanan zihnine gelirdi Başlardı masalını göz yaşı ile anlatmaya Evin küçük oğluydu hakan Evin sultanıydı Müjde hanım Derdiki Müfit amca Yaşadığımız şu kirli çağda Bir dayanak ve duvar oldunuz ailem bana Ne zaman hatırıma adınız gelse Sarsılırım heyecanlanırım Sizleri yaratanı şükür ile anmaya başlarım Ne zaman sizi görsem titrerim Sarsılırım sizi ne zaman düşünsem Ey züleyham ey eminem müjde hanım Dinleyin acele ağacının meyvesi zarardır Acele giden ya ecel ya zarar kapısına varır Dinleyin müjde hanım kızlarım çocuklarım Bey dedi Müjde hanım Sanki vasiyet eder gibi konuşursun Hanım unutma her saat başı yolcusun Bir gün konuşamaz tabuta konuşursun
Şiir
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
REŞADİYE SÖZCESİ
Bu ne bir destan, ne de methiye, Ne bir güzelleme, ne de reddiye, Yöremize ait sözce bir sözlük, Hediyem olsun tüm Reşadiye’ye! ** ‘Baba’lara ağa, ‘ana’ya abu, ‘Sivrisinek’; üyez, ‘zehir’e ağu, ‘Kaldıraç’a küskü , ‘duvar’a çamdu, ‘Ilık yer’e umuk diyorlar bizde. ----------0--------- ‘Amca’mıza emmi, ‘abla’ya eci, ‘Yenge’; gelinabu, ‘koca’ya kişi, ‘Teyze’lere hala, ‘hala’ya bibi, ‘Kaynata’ya babalık diyorlar bizde. -------------0-------- ‘Büyük baba’ dede, ‘nine’ye ebe, ‘Örme yular’a örk, ince’si; tille, ‘Zemberek’e zerde, ‘koridor’; örtme, ‘Balkon’a güneşlik diyorlar bizde -------------0------------ ‘Ayakta kal’ ; dinel, ‘tembel’e simbil, ‘Koyun boku’: dığıl, ‘saya’ya ağıl, ‘Patates’; kartopu, ‘buğday’a tahıl, ‘Sahur’a dünnelik diyorlar bizde --------------0------------ ‘Omlet’e gaygana, ‘cıstıla’; gilik, ‘Hardal’a ilamsar, ‘tirşik’e nünük, ‘Fasulye’; böğrülce, ‘pazı’ya pezük, ‘Ihlamur’a süğnük diyorlar bizde. ---------------0------------
REŞADİYE SÖZCESİ..158 dörtlük
Bu ne bir destandır, ne de methiye, Ne bir güzelleme, ne de reddiye, Yöremize ait sözce bir sözlük, Hediyem olsun tüm Reşadiye’ye! -------------1-------- Babalara "ağa", anaya "abu", Sivrisinek; " üyez", zehire "ağu", Kaldıraça "küskü" , duvara "çamdu", Ilık yere "umuk" diyorlar bizde. -----------2------- Amcamıza "emmi", ablaya "eci", Yenge; "gelinabu", kocaya "kişi", Teyzelere "hala", halaya "bibi", Kaynataya "babalık"diyorlar bizde. ------------3-------- Büyük baba;"dede", nineye "ebe", Örme yulara "örk", incesi; "tille", "Zembereke "zerde", koridor; " örtme", Balkona "güneşlik" diyorlar bizde ------------4------ Ayakta kal "dinel", tembele "simbil", Koyun boku "dığıl", sayaya "ağıl", Patates; "kartopu", buğdaya "tahıl", Sahura "dünnelik"diyorlar bizde --------------5----------- Bazlamaya " fetil", cıstıla; “gilik”, Hardala “ilamsar”, tirşiğe “nünük”, Fasulye; “böğrülce”, pazıya “pezük”, Ihlamura “süğnük” diyorlar bizde. ---------------6------------
Şiir
Kızıl Goncalar ve Kızzıl Kurtlar Aynı tip senaryo, birbirinin kopyası hikayeler seyretmekten gına gelmiş midir bilmiyorum ama vakti çok, işi yok seyirci kitlesi için dizi dizi diziler, birbirini izler ve hayat böyle geçip gider.Hemen her dizide birbirinden kopuk aileler vardır. Hemen her dizide ya annesi, ya da babası bilinmeyen, evlatlık edilmiş çocuklar vardır. Hemen her dizide anne-babalara kafa tutan evlatlar vardır. Hemen her dizide yolları bir şekilde kesişen iki sevgili vardır ve bunlar birbirine karşı çok güvenilir partnerdirler. Anne babaya ise güvenilmez. Onlar daima sevenlerin mutsuz olmaları için çabalayan düşman gibidirler.Bir toplumu bozmak ve yerine yeni şeyler getirmek için o toplumun itibar ettiği kurum ve kişileri çürütmek, yıpratmak sosyolojik ve siyasal bir taktiktir. Tarihte hep böyle olmuştur. Bir toplumda özellikle bizde en kutsal kurum ailedir. Bediüzzaman’ın dediği gibi “Aile küçük bir millet, millet büyük bir ailedir. Vatan dahi bu millî ailenin hanesidir.” Aile bağlarını çürütmek, toplumu değişimlere hazırlamak için en çok anne babaya darbe vurulur. Nitekim filmler ve diziler de hep bu noktaya ateş etmektedir.Bizim yerli malı dizilerde fakir oğlan zengin kız, zengin oğlan fakir kız olmazsa olmaz faktördür. Fakir olanlar iki günde sosyeteye adapte olacak kadar maharetli ve nezaket derslerini almış yetenektedir. Kırk çeşit kahvaltı sofrasını beğenmeyen zengin karakter ise sevgilisinin gecekondu evinde kirli tavada pişirdiği soğanlı menemene bayılır ve ruh açlığını doyurmuş olur. Hemen her dizide romantik türküler söylenir, her dizide mutlaka hastaneye düşülür. Mucizevi şekilde kırk kurşun yemiş de olsa iyileşilir. Kalp durmuştur, elektroşok defalarca verilir faydasız kalır ama sevgilinin eli tutulunca hasta anında iyileşir. Klasik Yeşilçam
1000Kitap
Kapitalizm Sosyalizm Ve Feminizm Üçgeninde Kadın
Geçmişten günümüze her evre ve her toplumda kadın tartışma konusu olmuştur. Kadın, toplumda köleliğe mi mahkûm ediliyor? Kadın ikinci sınıf mı görülüyor? Kadın erkeklerin kölesi, daha hafifletilmiş bir dille hizmetçisi midir? Erkeğe bağımlı mıdır ya da bağımlı olmak durumunda mıdır? Ekonomik eşitlik, siyasi eşitlik, toplumsal eşitlik neden olamıyor? Din ve tabiat gereği kadın bu durumda kalmak zorunda mı bırakılıyor? Gibi bir sürü soru, farklı çevrelerce cevaplanma gayreti içinde. Her fikir ve ideoloji kadını kendi prensiplerine göre bir yerlere oturtup, hakkını müdafaa gayretine girişir.. kapitalizm, kominizim, sosyalizm ya da feminizm.. Her izim kendi bakış açısıyla müdafaasına kalkıştığı kadını ve onun haklarını acaba tam anlamıyla müdafaa edebilmiş midir? Ya da gerçekten bu söylemlerinde samimi ve doğru bir politika izleyebilmiş midirler? Sorunun kaynağından mı yoksa üstün körü bir çözüm önerisiyle rant kazanma yolunu mu seçmişlerdir? 1789-1799 (XVII) Fransız ihtilaliyle monarşinin yıkılması ve egemenliğin kralın mutlak otoritesi ve boyunduruğundan alınıp, halka verilmesi süreciyle başlayan ardından tüm Avrupa’yı etkisi altına alan bu devrim, peşinden İngiltere’de 18. yy. da sanayi devrimiyle birlikte Avrupa’nın yüzünü tamamen değiştirdi. Özellikle bu devrimler arasında sanayi devrimi kadını en çok etkileyen ve onun yüzünü tamamen değiştiren devrimdir. Nitekim sanayinin gelişmesi, insan ve hayvan gücünden buhar ve makineleşme ve seri üretime geçilmesi, bununla birlikte gelişen ve artan sömürgecilik hareketleri, ucuz iş gücü bulma telaşı… Ve işte tüm bunların kaçınılmaz sonucu olarak kapitalizmin doğumu… Oscar ödüllü Michael Moore’nin yazıp yönettiği “Capitalism: A Love Story” yani kaptalizm: bir aşk hikâyesi, adlı belgesel filminde Moree, kapitalizm’in geldiği