Mesih/ Mehdi beklentisi öyle bir toplumsal histeriye dönüşüyor ki, tarafların hepsi Mesih/Mehdi'nin bir an önce gelmesi için adeta "Tanrı'yı kıyamete çağırıyor. Taraflardan Kabala suyu içmesiyle meşhur Kabalacı şarkıcı Madonna, Yahudi Mesih beklentisinin temelini oluşturan "günahta arınma teolojisi" nde sınır tanımıyor. Binlerce kişinin seyrettiği konserinde, kendisinin 12 yaşındaki öz oğlunun gözleri önünde sahnede mastürbasyon yaptı.Kabalist şarkıcı Madonna, Eylül 2012'de İstanbul'da verdiği konserde de seyirciye memesini göstermiş, bir başka konserinde de poposunu. Diğer taraftan Evanjelistler, Siyonist İsrailliler ve İran yönetiminin üst yöneticileri Mesih/ Mehdi için nükleer, biyolojik ve kimyasal bir savaşın an meselesi olduğundan bahseden "ağız savaşını" sürdürüyorlar... Özellikle İsrail Batı'daki İsrail yanlısı çevrelerde bir kıyamet günü senaryosu oluşturuldu. Buna göre Şii inancındaki klasik Mehdi beklentisinin ötesinde Mehdi'nin gelişinin büyük bir savaşla çabuklaştırılabileceğine inanan gizli bir tarikatın üyesi olan Ahmedinecat, sürdürmekte ısrarlı olduğu nükleer program sonucu elde edeceği silahlarla İsrail'i vuracak Mehdi'nin gelişini hızlandıracak bir savaş çıkarmayı hedeflemektedir." Benzer bir kurgu ile Kral Davud soyundan Yahudi Mesih'in ile Evanjelistlerin İsa Mesih'in ivedilikle gelmesini sağlamak için de bir Armagedon Savaşı öngörülmektedir. Benzer şekilde Sünni İslam kesiminden bir kısım tarikat ve cemaat de aynı yönde kitaplar, makaleler ve TV/ radyo programları yapıyor.
Sayfa 17 - Destek Yayınları, 16. Baskı, Mart 2020
Can çekişme biçimin seni ele veriyor
San Francisco’daki Radio Dire’ın sahibi Richard Buchanan; kurbanlarını çimento dolu fıçılara tıkan, muşambalara sanp işlek caddelerin kenarlarındaki ağaçlara asan ya da kanalizasyona sarkıtarak ızgaraya bağlayan popüler seri katil Parry Jackass’e 72 saatlik canlı yayın DJ’liği yapmasını önerdi. Jackass’in elinde çok amaçlı bir gazoz açacağıyla göründüğü bir fotoğrafın üzerine “Jackass’ten önce davran, Stray gazozlarıyla şahlan!" yazılı reklam afişi büyük ilgi görmüş, özellikle gençler bu afişi odalarının duvarlarına yapıştırmışlardı. Basında her gün hakkında tartışılan Jackass binlerce mektup alıyordu; bu mektupların bazıları nefret hatta tehdit mesajlarıyla yüklü olmakla birlikte, çoğunluğu bağlılık beyanları, ilan-ı aşklar ya da evlenme teklifleriyle doluydu. Valinin yakın arkadaşı olan Buchanan, idam edileceği gün henüz kararlaştırılmamış olan Jackass’in sıkı güvenlik tedbirleri altında radyo stüdyosuna getirilmesi için izin koparmayı başardı. 72 saat boyunca canlı yayında kalmasına karşılık Jackass’e tam 100.000 $ verilecekti. Jackass ise bu öneriyi kabul etmek için, hayran olduğu şair Jay Key’in de ya- yına katılmasını şart koştu ve 100.000 $’ı Key’le paylaşmaktan memnuniyet duyacağını söyledi. Şiirleri çok dar bir çevre tarafından bilinen ve para kazanabilmek için hayalet yazarlık yapan Key, durumu öğrenince önce çok şaşırdı sonra da “Okey” dedi. Bu arada, Jackass ve Key 72 saat aralıksız yayında kalamazlarsa avuçlarını yalayacaklardı... 'Siyah Köpük’ adı verilen, 7 Mart 1996’da başlayan ve hele üçüncü günü iyice çığırından çıkan programa müdahale edilmedi çünkü 40 milyon kişi radyosunun başında, Jackass ile Key’in bahsi kazanmasını bekliyordu ve rekor fiyatlarla kısacık reklamlar alınıyordu! Bütün tv. kanallarının haber bültenlerinde ilk haber olarak ve gazete
Sayfa 248·Kitabı okudu
Edebiyat & Roman
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Diyelim ki, zor bir çocukluk yaşadınız. Anne babanız sevgisini gösterebilen ebeveynler değildi. Hatta sert ve cezalandırıcı tiplerdi. Bilinçaltınızda onlara dair öfke birikti, ama bilinciniz bu durumdan sürekli kaçtı. Yaşınız ilerledikçe baş edilemez rahatsızlık verdiği için bilincinizde onları çok sevdiğinize kendinizi inandırırsınız. Hatta bu çarpıtmayı davranışlarınıza döker, aşırı ilgili olabilirsiniz. Onlardan uzakta yaşıyorsanız özlersiniz. Yanlarına gidince çabuk sıkılırsınız. Belli bir süreye kadar yan yanayken her şey iyidir. Ama ufacık bir olay ya da söz bilinçaltınızı serbest bırakır ve patlarsınız. Sonra hızlıca pişman olur, durumu telafi etmeye çalışırsınız. Bu durum hep böyle devam eder. Ve keyifsiz olan bu deneyimler sizi andan, anın canlılığından alıkoyar. Çoğunlukla etrafa karşı da onları çok seviyormuş gibi gözükmek istersiniz. Meslek hayatımda ender de olsa bunu evladına karşı hisseden ebeveynler gördüm. İş hayatı ve sosyal yaşamı çocuk dünyaya gelince değişen ve bilinçsizce ona öfke duyan, hissettikleri yüzünden aşırı pişman olup çocuğun üstüne fazlaca düşen anne babalar. Tabii ki anne baba sevgisi tartışılmaz. Ama çocuğunu aşırı sevmeye çalışan, her istediğini yapan, dengesiz ve tutarsız duygu durumlarına girip çıkan, derin öfkesini aşırı tavizle kapamaya çalışan anne ve babalar bir daha kendileriyle yüzleşmelidir. Farklı bir örnekle duruma yaklaşmak isterim. Klişe bir söz vardır: "En büyük aşklar nefretle başlar." Dışarıdan bakınca garip ve itici gözüküyor, insan nefret ettiğine neden ve nasıl âşık olabilir diye! Ama gerçeğe yakın bir sözdür. Kişi bilinçaltında ondan çok hoşlanıyor, onu seviyor ve arzuluyor. Bu his, bilincine geldiğinde "hayır" diyerek tepki veriyor, hatta bunu ispatlamaya çalışıyor. Her hareketini eleştiriyor, her sözünün
Türkiye Birincisi Asla yeterince iyi olamadım. Aileme, anneme babama, onların bana harcadığı paraya layık olamadım. Hayır, serseri değildim, geri zekalı da değildim, bir amacım da vardı ve bunu gerçekleştirmek istiyordum. Çalışkan olmak... istiyordum. Çalışkan olmak için oturup çalışmak lazım ben de biliyorum, söyledim ya geri zekalı değilim. Ama bunu beceremiyordum. Yani kıçımı sandalyenin üzerinde o kadar zaman tutamıyordum, beynimi o kadar zaman aynı konuya yoğunlaştıramıyordum. IQ testlerinden yüksek sonuçlar aldığım halde, bu sonuçları derslere yansıtamıyordum, duma duma dum. Bence ben hiperaktifim, yani en azından öyleydim o zamanlar. Kimseye söylemiyordum, olduğum gibi yaşamaktan memnundum. Benim bilime değil, sanata yeteneğim vardı. Ben bir ressamdım. Boş vaktimin tamamını evde resim yapmakla geçirirdim. Bir de kronik abazanlık tabi. Evimde Tinto Brass’ın hemen hemen her “başyapıtı” mevcuttur, ama bunlar da kesmeyince, son kalan paramla kaçak pazarından bir gizli kamera aldım kendime, ama daha hayrını göremedim şerefsizin. Şu işler bir bitsin, karşı komşunun kızı var ya, öfff. Göt kadar kamera, bir girerim evlerine, bırakırım kızın odasına, öhöm öhöm nerdeydik? Evet resimler... Resimlerimi gerçek ustalara da gösterdim, ‘sende gelecek var’ dediler bana. Bu ülkede bilimle sanat o kadar ters şeyler ki, yaşamadan öğrenemiyorsunuz. Bilim; “hiçbir şey yoktan var edilemez, sadece form değiştirir” der, ama sanat; ‘yoktan var etme’ işidir. Kimse beni dinlemedi. Fen matematik yazmıştık bir kere, ve haliyle de başarısızlığımdan dolayı açıkta kalmıştım. Dershaneye bile gitmedim belki ondandır... Ama bu sene kararlıydım. Her şeyi ciddiye alacaktım. Okul da yok nasılsa, daha rahat çalışır, bir yere girerim dedim kendime. Her çocuk gibi benim de bir dershane bulmam lazımdı.
1000Kitap