Canımın taa içi.
Şans değil lütuf babacığım.
Bablir'im.
Allah'tan hediyem.
Hayattaki tek gururum.
Ve de hepimizin onuru.
.
.
.
Gider ha gider gider...
Cemal Süreya herkes için nedir bilmiyorum. Aslında biraz biliyorum. Onun yazdığı şiirlerin farklı bir tarafı var doğru ama bu onu sadece "o" kişi yapmaz. Bir şiiri var ki, bana "babammmm" dedirtiyor ve bu da bana Cemal Süreya okumak için yetiyor.
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum.
İki gün önce başladım bu kitabı okumaya. Öylesine tabii. Ama bitirirken duygularım da bitmişti...
Dün bir adam öldü bizim oralardan. Yüzünü hatırladım. Çok da yaşlı değil dedim. Zaten kalp kriziymiş. Babamla konuşurken ona, bak senin yaşıtlarına yavaş yavaş gidiyorlar, sen en iyisi benim kıymetimi bil daha çok sev vaktin varken dedim. Yavaş yavaş değil hızlı hızlı dedi. Dün ölen adam benim tertibim dedi. Tertip bizim için önemli bir kelime. Örnektir. Her şeyde örnektir. Tertip demek ona olan her şeye bende adayım demek. Bu kelime her seferinde böyle kötü hissettiriyormiyor ama ölenin arkasından... Ölmesin isterim, babamın tertipleri de ölmesin. Arkadaşım beni evlatlık al dedi. Ben de beni bırak onu al istersen dedim. Sen beni sevmesen de ben seni bırakmam dedi. Ben mi seni sevmiyorum. Acaba dünya üzerinde. Evet evet dünya üzerinde hiç bir kız çocuğu babasını benim kadar sevmiş midir? Evet, hodri meydan. Benim bütün sevmelerim senin. O Azra filan senin gölgenin gölgesinin gölgesi anca. Bilmem anlatabiliyor muyum? Sen kalbimin orta yerinde kalp çınarısın. Diğer sevmelerin hepsi senin dallarından çıkıyor. Sen varsan sevmek var. Sen varsan ben varım. Sen yoksan, sen gittikten sonra diye bir cümle Allah kurdurmasın bana. İstemem. Ben çok yaşadım babacığım. 30
Adında da olduğu gibi bende İZ bırakan bir kitaptı.
Kız çocuklarının ilk aşkı her zaman babadır.
Bir kız ile babası arasında olan sevgi bağını çok güzel bir şekilde ifade etmiş. Bende babamı çok seviyorum belki bu yüzden bu kadar çok yüreğime dokundu bu kitap.
10 yıl önce babam kalp krizi geçirmiş ve bana kimse haber vermemişti. Sanki o gün oraya hemen gitmem gerektiği hissi ve içimi çeken bir huzursuzluk vardı bütün gün üzerimde bende haber vermeden onları görmeye gitmiştim... Daha eve çıkmadan sokağın ortasında komsuların kucağında babammm gözleri yerinden çıkmış, nefes yok, nabız yok öylece yatıyordu. Hastaneye nasıl yetişirildi hatırlamıyorum. Onu öyle görünce olduğum yerde bayılmışım. Gözümü açtığımda da bende hastaneydim. Kendime geldiğimde direk babama koştum.... Doktor bana hastanız ex oldu dedi.... sonrasi bütün o sesler, görüntüler silindi bembeyaz bir boşluk oldu etrafımda.. Kördüm, sağırdım, dilsizdim artık... Bağırıyordum asla olamaz böyle birşey diye, inanmak istemiyordum çünkü. Sonra doktor tekrar geldi ve hastayı hayata tekrar döndürdük dedi. İnatçıydi beni babam gitmemişti. O an ki duygularımi tarif edemiyorum. Babam yoğun bakımda ben hastane kapısında kaç gün yattık nasıl geçti zaman boşluk... kardeşim yurt dışında ve ona bu haberi vermek yada verebilmek de ayrı bir acıydı. Herşeye hazırlıklı olun demişlerdi... Ne olursa olsun inancımı asla kaybetmedim. Kendine gelmeye başlamıştı artık yanına cikardilar annem ve beni koştum babam diye sarılmak için... Beni tanımadı.. Benim babam beni tanımıyordu artık. Evet ben babama tekrar kavuştum ama o hiç birimizi tanımıyordu. Sonrası uzun hastane süreçleri tedaviler, terapiler vsvs 3 yil sonra yavaş yavaş ilaçlar fayda etmişti ve belki o anki halimizi değil ama benim 4 yaşımı hatırlıyordu. Ve bundan sonrası
Yeri asla dolmayacak bazi bosluklar vardir hayatta.
Iste sen o boşluksun baba..
Yerinin dolmayacagini ve asla doldurmak istemeyeceğim boşluğumsun.
Babammm
Son zamanlarda bende yıllar önce doğup büyüdüğüm ve babamın yattığı topraklara gitme isteği uyanmıştı. Garip bir istek içerisindeydim. Aslında kısıtlı tatilimizde daha farklı yerlere gitme ve güzel vakit geçirme isteği vardir ailecek. Ama bu sefer o küçük tatil yöresine gitme ve tabiri caizse anıların peşine düşmeye karar verdim. Çünkü bende rüyalarımda hep orada olduğumu görür sokaklarında huzurla dolaşırdım. Sonuç olarak geçen yaz oraya gittik ailemle. Daha sınırlarına girmeden zeytin ağaçlarını görmem ve müthiş havasını teneffüs etmemle içime inanılmaz bir melankoli , ağır bir şey oturdu . Ne konuşabildim çevremdekilerle ne de bir bağ kurabildim. Her gece rüyalarımda beni çağırıyordu oysaki bu küçük kasaba . Öyle anımsıyorumki sokakları o kadar geniş o kadar büyüktü ki bir ucundan bir ucuna gitmek çok uzun bir süre gerektirirdi. Kasabadan içeriye girdiğimizde aracımızı durdurdum. O her taşta her kum tanesinde her ağaçta anılarım vardı . Hepsiyle tek tek sohbet ettim ve hasret giderdim.
- Neredesin yıllardır ?
- Geldim işte ! Geldim ve eskiyi anmaya güzel günlerimi tekrar yaşamaya geldim. Dedim ...
Orada ip atlamıştım .Orada ilk kavgamı etmiş bilyelerimi geri almıştım. Orada Ayşe teyzeme ‘ koş gel eriklerini yoluyorlar ‘ deyip zavallım ağacı yolunmaktan kurtarmıştım. İşte kargılar. En güzel kargidan uçurtmayı ben yapardım. Herkes sıraya girerdi.
- ‘Hadi Nurgül sıra bende , ama bana kıyak geçeceksin . ‘ derlerdi.
Birde köpeğim Co vardı . Kimse bana ve kardeşlerime yan gözle bakamazdı. Çünkü Co vardı. Bak burasıda bizim cetemizin:) eviydi . Doğal çalılıktan oluşmuş çalıdan çete evimiz. Tek kız üyesi tabiki bendim. O mühendislik harikası sapanlarımızla az kuş vurmamış az pişirmemiştik bu evde...
Diyerek adım adım dolaştım sokaklarında kasabanın. Meğerse ne kadar