Bu dünya seni de çok üzdü değil mi Ya Resulallah ? Hatta en çok seni üzdü. Nasıl dayandın onca acıya, onca yaraya ? Daha doğmadan babanı kaybettin, küçücük yaşta anneni, sonra dedeni. Çocuklarını kendi ellerinle toprağa verdin, yetmedi canından çok sevdiğin Hatice' ni ve çok sevdiğin Amcanı aynı anda kaybettin. Namaz kılarken üzerine işkembe attılar, Taif' te taşladılar. Tüm bu olanlara rağmen bir kere isyan etmedin, sabahlara kadar namaz kıldığını gören Aişe' ye şükreden bir kul olmayayım mı dedin ? Bu dünya beni de çok üzdü Ya Rasulallah. Ve kendimi senin hayatına bakarken buldum, bir teselli aradı durmak bilmeden akan gözlerim. Teselliyi sende buldum. Senin kadar sabırlı değilim, metanetli değilim ama olmaya çalışacağım. Çünkü hayalim Cennette sana komşu olmak.
Bursada bir masal evi ​Baba, hadi bir oyun oynamayalım adını bilmediğim, Yatayım dizine, saçlarımı tara...Anlat bana, sevgi neydi bu dünyada? Hani o çok sevdiğim şarkıdaki gibi, Bana da bir masal anlat, yalan olmasın Ayla Kaya-Babam Evimizin Küçük kızı hatice baba diyip bana sarıldığı zaman o sıcacık evin nasıl bir ilahi huzur kaynağı olduğunu ben bir kez daha anlıyordum işten ne kadar yorgun dönmüş olsamda eşim Ayşe hanımın Mustafa bey hoşgeldin diyip önüme bir sıcak çay koyması dışarıdaki tüm yalanları unutturuyordu ev bir oyun alanı dünyada sevgi dolu tek yerdi benim için hayatımızı kolaylaştırması gereken onca icatlar arasında dünyam daralır gibi hissederdim fakat dünyam ne zaman hadi baba bir oyun oynayalım bana ibretlik bir masal anlat diyen sesi tüm dünyamı genişletir hayat kolaylaşırdı benim için Ve o günün kıssası ibretlik hikayesi başlıyordu bak kızım dedim Mekke eski bir yerleşim alanıdır dağlık ve engebelidir sende kimi zaman komşularını kimi gün ise anne ve babanı yitireceksin diyip Hz Muhammedin hicretini Medinede insanları birbirine nasıl kardeş ettiğini anlattım Hz Muhammed SAV ilk önce sevdiklerinin kaybı ile sınandı demekki ölümden önce ayrılık ile sınanacağız ve Peygamberimiz SAV hicret yolculuğunda Medineye varmadan Kuba mescidini inşa etti şimdi ise bursada üç odalı bir sarayda Allahu Ekber sesi işitiliyordu Kubada öğretmenlik yapan efendimiz SAV gibi Mustafa amcada kızına öğretmen oldu
Din
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
HAYAT 'mi? Böyledir işte, baban seni nüfusa kaydettirir. ilk kıyafetini alir. Sen de babanı nüfustan düşürür, son kiyafetini alirsin...
Ben seni sevdiğimi de dünyalara duyurdum indirdin kaşlarını babanı babanı mı öldürdüm...🌊🥀
Ameliyathane Koridorunda Konuşan Gözler Bugün uzun zamandır görmediğim bir yüz çıktı karşıma. Kapı açıldı. Ve sen girdin içeri. Delal.. Önce sesini duydum, sonra gözlerini gördüm. Babanın durumu için gelmiştin. Endişeliydin. Yorgundun. Belki de gecelerdir uyumamıştın. Ben sana tıbbi bilgiler anlatıyordum ama kalbim bambaşka bir savaş veriyordu. Çünkü karşımda bir hasta yakını değil, yıllar önce kalbimin en güzel yerine yerleşmiş kadın duruyordu. Zaman sana dokunmuştu. Ama gözlerin... Gözlerin hiç değişmemişti. Aynı derinlik, aynı sıcaklık, aynı yarım kalmış hikâye... Sen konuştun Delal’ê. Ben dinledim. Sen babanı anlattın. Ben cevap verdim. Ama ikimizin de söylemediği başka şeyler vardı o koridorun orta yerinde. Yılların susturamadığı şeyler... Sen ameliyathaneye gittikten sonra ben odama döndüm uzun süre yerimde kalkamadım. İçimde tarif edemediğim bir his vardı. Sanki yıllardır kapalı duran bir kapı aralanmıştı. Sonra kendimi ameliyathane koridorunda buldum. Belki seni son bir kez görmek için. Belki yıllardır özlediğim yüzü birkaç saniye daha seyredebilmek için. Belki de kendime itiraf edemediğim bir özlemin peşinden gitmek için... Koridor kalabalıktı. Duvarlar beyazdı. İnsanların telaşı arasında sen merdivenin yanındaki köşede oturuyordun.
Şiir
Formülün Dışındaki Kızlar
Önümdeki masada duran boşanma dilekçesinin "Geçimsizlik Nedenleri" kısmına bakıyordum. Otuz yaşındaydım, 3 yıldır avukatlık yapıyordum ama adliye koridorlarında geçen bunca zamana rağmen bazı kelimeler hala ilk günkü gibi canımı yakabiliyordu. Müvekkilim, kucağında iki aylık kızıyla karşımda oturan yorgun bir kadındı. Dilekçede tam olarak şöyle yazıyordu: “Davalı koca, müvekkilin erkek çocuk doğuramamasını gerekçe göstererek müşterek konutu terk etmiş, müvekkile psikolojik şiddet uygulamıştır…” Dosyayı yavaşça kapattım. Antalya Adliyesi'nin dördüncü katındaki ofisimin penceresinden dışarıya, uzaklardaki Beydağları'na doğru baktım. Hava sıcaktı ama o kelimeler beni bir anda yirmi yıl öncesine, Elmalı’nın o buz gibi, ahşap kokulu gecelerine götürdü. Kendi çocukluğumun kokusu, burnuma bir kez daha toprak tadıyla karışık havuç ve fındık kokusu olarak geri geldi. Bizim eve fındık, fıstık ve havuç hep çuvalla girerdi. On yaşındaydım ve o güne kadar babam Mücahit’in dünya çapındaki gizli bir sincap örgütünün lideri falan olduğunu sanıyordum. Çünkü normal bir insan, oturma odasının köşesine her hafta yeni bir Antep fıstığı veya fındık çuvalı yığmazdı. Babam kamyonu kapıya yanaştırıp kasaları indirdiğinde, annem Zehra mutfakta içini çeker, Elmalı usulü bir tevekkülle başını sallardı. Babam ise gözleri parlayarak içeri girer, "Bak hanım," derdi, "bu seferki havuçlar özel. Alanya’dan getirttim. Suyunu sıkıp içeceksin, fındıkları da kavurmadan yiyeceksin ki şifası kaçmasın. Bu sefer olacak, hissediyorum." Annem ellerini önlüğüne siler, o her zamanki sakin ama bıkkın sesiyle mırıldanırdı: "Bey, Allah’ın emri bu... Mutfakta aş pişer, çocuk pişmez. Yemekle, çerezle olacak iş değil bu, anla gari." Ben o zamanlar bu konuşmaları bir tür gizli yemek tarifi zannederdim. Evde sürekli bir
Duygu ve Düşünce