"mesleğimin erkekler tarafından icat edildiğini, yeryüzündeki ve cennetteki her iki dünyayı da erkeklerin ellerinde tuttuklarını biliyordum. erkeklerin, kadınları bedenlerini satmaya zorladıklarını, en az para ödenen bedenin de eşlerinin bedeni olduğunu biliyordum. bütün kadınlar, öyle ya da böyle fahişeydiler. ben akıllı olduğum için köle eş olmak yerine özgür bir fahişe olmayı yeğlemiştim. bedenimi verdiğimde en yüksek fiyatı istiyordum. herkesin bir fiyatı vardır ve her mesleğe bir ücret ödenir."
"Oysa tepeden tırnağa bilgili bir adamın zihni ürkütücüdür. Tıpkı bir antikacı dükkanına benzer; orada ne varsa -ister çer çöp, ister hilkat garibesi olsun- mutlaka gerçek değerinden yüksek fiyattadır."
Neden bu kadar çok okunup puanlandığına anlam veremediğim kitaplardan birisi.
-Spoiler-
Karakter kimi anlatsa ya bir şekilde mahvoluşunu izliyoruz ya da ölme şeklini. Zaten öleceklerini anlıyorsunuz (sürekli aynı şey) bir yerden sonra ama artık ne şekilde öleceklerine dair akıl yürütmeye çalışıyorsunuz. Tahmini kolay oluyor o da. Bence o kadar yıkık harabe romanlar arasında dram zirveye çıksın diye kasan bir kitap sanıldığı gibi sarsıcı olmuyor. Sonunda da bencilliğinden ödün vermeyen adamın yalnızlığını görmek pek de tribe sokmadı açıkçası. Yaşamak mı ölmek mi?
Beyni allak bullak ettiği için başta beğenip beğenmediğimi net anlayamadım. Özellikle ağır ilerlediği için dikkatinizin başka yerlere kayması kuvvetle muhtemel fakat bilinç akışı ve olayların kurgusuyla o karmaşıklık duygusu içinde kaybolduğunuzda yazarın takdire şayan üslubunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Sevdim ama her kafanın anlayabileceği tarzda değil