- Yani siz ruhun kurtuluşu veya mahkûmiyetine inanma dığınızı mı söylüyorsunuz?
- Şüphelerim var, zira her şeyden önce siz bana ruhun varlığını kanıtlamadınız...
- İyi de beyefendi...
- Hayır, kanıtlamadınız. İkinci olarak, ruhun ölümsüz olduğunu varsayıyorsunuz; üçüncü olarak da, ruhun yeryüzün- deki davranışlarına göre yargılanacağını, ya cezalandırılacağını ya da ödüllendirileceğini varsayıyorsunuz.
• •
- Öyleyse siz materyalistsiniz.
- Doğrudur, ama o zaman siz de idealistsiniz.
- Fakat yine de insanın ilahi adalete ihtiyacı olduğunu inkâr edemezsiniz.
- Yok canım, bal gibi ederim, çünkü bu zorunluluğun niye zorunlu olduğunu anlamıyorum.
- İnsan sadece ruhun ölümsüzlüğüne değil, o ilahi adaletin de var olduğuna inanmaya muhtaçtır.
- Peki niye bütün bunlara inanması gerekiyor?
- Çünkü inanınca davranışlarını adalete göre düzeltir, daha ahlaklı, daha iyi olur.
- Kısacası siz bize inancınızı tebliğ ediyorsunuz.
- İnsanı daha iyi yapan inancı...
♦ • •
- insan duygulardan ibaret değildir, aklı da vardır. Öyle değil mi?
- Evet, doğru.
• •
- Öyleyse aklına ters düşen her inanç, her duygu insanın lehine değil, aksine aleyhinedir.
- İyi de sız her şeyi inkâr ediyorsunuz!
- Aksine ben insan aklının varlığını savunuyorum; anlamamızı, yaşamamızı sağlayacak yegâne şey odur...
- Akıl hiçtir, inanç her şeydir.
- Ben de tam tersini söyleyebilirim, çünkü bu önermele rin ikisini de doğrulamak zordur. Fakat yine de benim tercih ettiğim önerme şu: İnanç hiçtir, akıl her şeydir.
- Böyle bakınca... belki, şöyle bir anlaşmaya varabiliriz: Sonuçta ben de akıl sahibi biriyim, bence insan bazen aklıyla bazen inancıyla hareket eder, ikisine de yer vardır.
- Yanılıyorsunuz, dostum, hem de çok. inanca ayrılan yer akıl tarafından incelenmeli, yani eleştirel olarak gözlemlen-