BÂDE:
Bâde: Şarap. İçki. Kadeh... Ba’de: Sonra... Bâdî: Geçici. Havaya veya rüzgâra ait... Bâdî’: Deniz içinde olan ada. Et. Deri... Bâdî: Sebeb. İllet. Mûcib. Vesile. Zahir ve aşikâr olan. Halkeden. Hâlık. Yaratan... Bâdia: Derisini ve etini yarıp kanatmış olan, fakat kanı çıkmayıp akmayan baş yarası... Bâdih: Beklenmedik ziyaret. Erkek ziyaretçi. Birdenbire vuku bulan. Ansızın... Bâdihe: Beklenmedik hâdise. Kadın ziyaretçi. Birdenbire gelen ilham... Bâdin: Şişman, bedeni büyük, iri vücutlu... Bâdiye: Sahra. Çöl. Kır. Ova.
Vâridât: Nasreddin Hoca’nın Eşeği, ″NASREDDİN HOCA’NIN HİMMETİ″ başlıklı bölüm, İBDA Yayınları
Lûgatçe
HİMAR, HAMMAR, HAMÎR...
Himar: Merkep. Eşek... Hımâr: Kadınların başlarına sardıkları bez... Hımâre: Ayak üstü. Havuzun etrafına konan taş. Avcıların av vurmak için çevrelerine ev gibi dizdikleri taşlar. Hammâr: Eşekçi... Hammâr: Mürşid, şeyh, kılavuz. Şarap yapan veya satan kimse. Meyhaneci... Mey: Şarâb, içki... Mey’: Eriyip akma... Mey’a: Bir şeyin ilk zamanı. Tazelik vakti. Yere dökülen bir sıvının akıp gitmesi... Mâyi’: Akıcı. Akıcı madde... Mâye: Damızlık. Esas. Temel. Bir şeyin mayalanması ve ekşimesi için konulan madde. Para, mal. Güç. İlim. Dişi deve... Ma’y: Su arkı. Su mecrası. Hamîr: Eşekler... Hamîr(e): Eyer yapmada kullanılan tüysüz beyaz deri... Hamîr: Hamur... Hamîre: Hamur içine katılan maya... Hamr: Ekşi. Şarap. Birine bade içirmek. Bir hususu söylemeyip setreylemek, örtmek, saklamak... Hamr: Yüzmek... Hamrâ: Yüzü kızarmış kadın. Arab olmayan cinsten. Şiddetle olan ölüm. Şiddet ve meşakkatli geçen yıl. Çok kırmızı, kızıl renk.
Vâridât: Nasreddin Hoca’nın Eşeği, ″NASREDDİN HOCA’NIN HİMMETİ″ başlıklı bölüm, İBDA Yayınları
Lûgatçe
Reklam
Hamid'in bu konuda söylemiş olduğu şu beytine: "Ne bulur meyde bilmem ol ayyaş Her kadeh mevte doğru bir basamak." karşılık, Hacı Hayrî: İstekle değil içdiğimiz bâde velâkin Hicr âteşini zehrile söndürmek içindir Mey, neşveye de zevke de mahsus değildir Erbâb-ı gâmı belki tez öldürmek içindir
Osman Nevresin Olaydı gazeline cevap
Sînemde bir tutuşmuş yanmış ocağ olaydı Zülfün karanlığında bezme çerağ olaydı N'olaydı yâr n'olaydı sâki bâde dolduraydı Şu garîb gönlüm için bir kânûn icat olaydı Meyhaneler kapısı bahtım gibi kapansın Rindane bâde içmek sensiz yasağ olaydı N'olaydı yâr n'olaydı sâkî bâde dolduraydı Şu garîb gönlüm için bir kânûn icat olaydı
Tarîk-i rinde sülük eyledik devâm ederiz Hemîşe bâde vü mahbûbu iltizâm ederiz (Umursamazların yoluna katılıp, her daim sevgili ve şarabı gerekli buluruz.)
İçdiklerim ol bâde ki sensiz kederimden Kan oldu bu şeb çıkdı yüze dîdelerimden Ben hasta-i aşkım ne bilir hâlim etibbâ Bin dâğ-ı belâ açdı bu sevdâ ciğerimden (Sensizken kederimden içtiklerim şaraptır, bu gece gözyaşlarım kana döndü, ben aşk hastasıyım doktor ne bilir halimden, bu aşk ciğerimde bin dağ yarası açtı.)
Reklam
Reklam