İlk bölümde kısa kısa birtakım sahneler veriliyor ve sıkça anlatıcı değişiyor. Burada romanın baş karakterinin hayatından çeşitli kesitler verilerek tanıtılıyor. Biraz karmaşık gözükse de ikinci bölümde artık tamamen kahramanla baş başa kalıyoruz ve ilk bölümde verilen kesitlerden kendisini iyi tanıyor, yaptıklarını yadırgamıyoruz. Bu nedenle ilk bölüm dikkatli okunmalı, isimler hafızada tutulmalı.
Amerikan taşrasının o kasvetli atmosferini iliklerimizde hissettiriyor yazar. Zorlu bir doğa, kaba saba insanlar, silahların gölgesinde fakir bir yaşam... Böyle bir ortamda bir seri katilin nasıl doğduğunu gösteriyor yazar. Çok zor olmadığını.
Epey sade ve doğal bir anlatımı var yazarın. Gündelik dili kullanıyor. Çok nadir betimlemelere girişiyor, onlar da tabiatın ya da sahnenin geçtiği mekânlar için. Bu üslup kahramanla, zamanla ve mekânla epey uyumlu.
Okurken, filmini izlediğim İhtiyarlara Yer Yok'u anımsadım, bayağı benzerlikler buldum. Bu kitaptan sonra araştırınca filmin bir romandan uyarlanmış olduğunu, o romanı da Cormac McCarthy'nin yazdığını gördüm. Bu kitapla ilgili referans noktası olabilir. Amerikan taşra gotiği ve seri katil anlatılarından hoşlananlar için gayet iyi bir kitap.
Baharda veya hava ısınınca ormandaki karlar çözülür ve kışın izleri narin kaideler üzerinde tekrar belirir, karlar eskide kalıp gömülmüş gezintilerin ve kavgaların ve ölümlerin yerlerini, yazılarının üzerine başka şeyler çiziktirilmiş parşömenler gibi sergiler.