Belki de sırf o son ânda hükümlülerin yarattığı gerilimden dolayı cellatlar yüzyıllardır şarkılara, şiirlere, hikâyelere sadece kötü adam ihtiyacını karşılamak için davet ediliyor. Gerçekte o kadar kötü değiliz, üzgünüm.
Fakat benim korkum, ölüm tahayyülümüzün doğurduğu korku değil, çünkü bu korku aslında hayalîdir. Ne de devlet görevlileri tarafından tarihi kaydedilecek ölümden korkuyorum. Doğrusu benim anbean acısını çektiğim ölüm korkusu, ta çocukluğumdan beri aynı soruyu sormaya devam eden o sesin bir gün ölmesidir; bahsettiğim soru -ki sen de kendine sormuşsundur- 'Ben neyim?' sorusu. Bu soruyu sorduğumuzda içimizdeki ve çevremizdeki her şey bize boğucu gelmeye başlar. Ve o ses sustuğunda -zaten sıkça konuşmaz- yararsız bir cesede, huzursuz bir kadavraya dönüşürüm.
Ölüm tarafından uzun zamandır sınırsız bir izne çıkarılmıştım! O da, yani ölüm de her saniye iznime son verebilirdi. Bu dünyanın işlerinden artık bana neydi?