Mehmed Ali Osmanlı sultanı tarafından sadık Mısır valisi olarak tayin edilmiş olmasına rağmen, 1831'de efendisine düşman olacak ve oğlu İbrahim'e Suriye'ye Batı tarzında eğitilmiş bir orduyla girmesi için emir verecekti. Bölgenin bazı tarihçileri "modern çağın" başlangıcını bu yıl olarak görürler. Filistinli tarihçi Adel Manna Filistin toplumu esasen Tanzimat reformları (1839-76) dönemine kadar değişmeden kaldığı için Mısır işgalinin modernleşmenin başlangıcı olarak görülmesini yanlış bulur. 1831 yılı ayrıca Osmanlıların Bağdat'ta Memlûk rejimini alaşağı ettiği yıldır. İronik olarak, başkente uzaklığına bakılırsa Bağdat İstanbul'dan dayatılan merkezi rejime yönelik girişimleri tecrübe eden ilk Arap eyaletiydi. Bu, giderek artan biçimlerde vergilendirmenin ve asker vasıtasıyla dayatılan daha etkin bir düzenin eşlik ettiği daha güçlü bir merkezi kontrolün siyasi modernizme eşit olup olmadığı sorusunu doğuruyor.
Sayfa 171
Devrilen her taş benim taşım Yıkılan her ev benim Benden yıkılıyor hepsi ben yıkılıyorum Yıkılan benim. Her zerrede ölen benim Ölen Bağdat benim..
Sayfa 14 - Diriliş yayınları 12.baskı
Şiir
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bağdat
Kitap yüklü develer boğuldu Ateş yüklü atlar yüzerken yandı Kördüğümdür halifenin sırrı At nallarının altında..
Sayfa 13 - Diriliş yayınları 12.baskı
Şiir
Görmedim Bağdat'ı ne kadar görmek istemişken Bizi mahrum bırakmışlar birbirimizden Kendimiz mahrum bırakmışızdır kendimizi kendimizden..
Sayfa 12 - Diriliş yayınları 12.baskı
Şiir
Ne kadar uzaktık Dicle'den Çok yakınında doğmuşken Dicle ki aşağılarda köpüklerinden Bir şehir doğurmuş Bağdat'tır bu senin ülken Bağdat'tır bu kardeşim senin ülken..
Sayfa 11 - Diriliş yayınları 12.baskı
Şiir
Zamanın kıymeti..
İmam Ebû Bekir b. El-Heyyât.. Aslen Semerkandlı, Bağdat'ta yaşamış bir nahiv âlimi. İlme öylesine adanmıştı ki, yolda yürürken bile ders çalışmadan duramazdı. Vakit onun için, durduğu yerde değil, yürüdüğü yerde de öğrenmenin vesilesiydi. Hatta öyle ki, zaman zaman bir çukura düşer, yahut bir hayvanın çarpmasına maruz kalırdı. Ama yine de dersinden geri durmazdı. Zira onun gözünde vakit, bir defa geçtikten sonra geri gelmeyecek bir nimetti.
Sayfa 100 - Ebû Ğudde, Kıymetu'z-Zemen inde'l-Ulemâ,s.45-46·Kitabı okuyor
Alıntı