Dantel, yalnızca ipliğin sabırla işlenmiş hali değildir, yaşamın da görünmez desenlerini taşıyan bir aynadır, öyle değil mi? İnsan, hayatta attığı her adımı bir ilmek gibi örer, kimi zaman sevinçleri, kimi zaman acıları ince bir nakış gibi günlerine işler. Nasıl ki bir dantel tek bir düğümle tamamlanmazsa, yaşam da tek bir başarı ya da yenilgiyle anlam kazanmaz. Yıllar geçtikçe geriye dönüp baktığımızda, dağınık sandığımız ilmeklerin aslında birbirine bağlı olduğunu görür, sabırla örülen hayatımızın, tıpkı bir dantel gibi zarif ve benzersiz bir bütün oluşturduğunu fark ederiz. Dolayısıyla kitabın ismini bu noktada çok anlamlı buldum.
Dört kadın…
Yaşamlarına dair desenleri sabırla ören dört kadının hikayesini okurken her şey öyle tanıdık gelecek ki. Bazen sabırla atılan her ilmeğin ortaya çıkardığı deseni bozup, en baştan başlamak gerektiğini de hatırlatıyor.
Kitabın içerisindeki hayatlardan geçince insan düşünmeden edemiyor aslında ne kadar çok duygularımızla yaşıyoruz. Belki de en çok beklentilerimizle. Ama hayat işte bizim içimizden geçenlerle karşımızdakilerin duyguları aynı olmuyor. Dolayısıyla hayal kırıklıkları yaşıyoruz bolca. Ama devam etmek zorundayız. Her defasında da başımızı koyacağımız bir omuza ihtiyacımız oluyor.
Her kadının yaşadığı hayal kırıklıklarına rağmen mutlaka bir yerlerde yine insanın içini harekete geçiren duygular vardır diye düşünüyorum. Belki zamanı değildir ya da yanlış kişilerdir. Ama insan her defasında yanlışı bulmak konusunda çok da başarılı, bu da bir gerçek.
Güzel yarınlara…