"Özür dilerim"dedi aniden" "Ne için" "Dün gece için"Bakışları önünde bir eli deri ceketinin cebindeydi."Fazla zorladım seni. Farkındayım.Bir daha yaşanmayacak.Merak etme.Özür dilerim." "Íçiceksen iç Güntekin.Hayatında böyle bir vasfım yok.Tercihlerine karışamam.Ama mümkünse içicegin yok haber ver seni direk engine emanet edeyim." "O it beni masada bırakıp gider" "Ben bırakmadıysam kimse bırakmaz emin ol" "Sen bırakmazsın, sana güveniyorum" Demir zambak-Loresimaa
Herkesi sevmek zorunda değilim. Herkese içten davranmak gibi bir derdim de yok. Bazı insanlar var....Yanında durunca bile insanın ruhu daralıyor.Bakışları yapmacık,konuşmaları samimiyetsiz,karakterleri yorgunluk gibi. Sırf hayat mecbur bıraktı diye aynı ortamdayız. Yoksa normal şartlarda selamımı bile esirgerim. Ben kimseyi kırmamak için susuyorum, ama sustuğum şeyi sevdiğimi sanmayın.Mesafem sessizdir benim.İçimde yer vermez,gönlümde iz bırakmam.Kalabalığın içinde yan yana dururuz belki... ama ben çoktan sizden uzaklaşmış olurum.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Gece Dediğin Şey
Yalnızca göğün kararması değildir. Bazı saatler vardır; sokak lambaları bile yorgun yanar, camlarda yarım kalmış hayatların buğusu birikir, uzaktan geçen bir ambulans sesi şehrin kaburgalarının arasından geçer gibi yankılanır. Ve sonra herkes evine çekildiğinde dünya küçülür. Bir mutfak ışığı kalır sadece bazı pencerelerde. Bir çayın unutulmuş buharı. Masanın üstünde açık bırakılmış bir kitap. Uyumayan insanların sessizliği. Bir de kediler vardır gecede. İnsanlardan daha iyi bilirler bazı şeyleri. Dar sokaklardan ağır ağır geçerler; sanki dünyanın bütün yorgunluğunu görmüş gibi kimseye hesap vermeden yürürler. Bazıları apartman boşluklarında uyur, bazıları yağmurdan kaçarken arabaların altına siner. Ama en çok da kimsenin dönüp bakmadığı kaldırımlarda gururlarını taşırlar. İnsan bazen bir sokak kedisine benzer geceleri.
Şiir
Bakışları gündem oldu
Piç sensin piç donat,gururum yaaaa
Bir şekilde fırsatını bulup o kırmızı odaya girmeliydim. Sonat o odayı bu kadar iyi koruyorsa belli ki orada görmemi istemediği bir şey vardı. Eğer ona yakalanmadan kırmızı odaya girmeyi başarırsam belki Beşir’le ilgili bir şeyler bulabilirdim. Sonat’ın evine taşınmamın tek nedeni annem ve Gurur’a iyi bir ders vermek değildi, aynı zamanda Beşir’in nerede olduğunu bulmalıydım. Sonat yanımda otururken kolunu omzuma atınca tüm bedenim gerildi ama tepki vermemeye çalıştım. Zorla elime tutuşturduğu kadehi gösterip hafifçe tebessüm etti. “İçkini hiç içmemişsin.” İçkiden nefret ettiğimi bilmesine rağmen her ortamda bana bir kadeh uzatması dayanılacak gibi değildi. Onun evinde içecek kadar aptal değildim, Sonat çoğu konuda bana hiç güven vermiyordu. “Alkol tüketmiyorum.” Kadehi sehpanın üzerine bırakma bahanesiyle ayağa kalkıp onun temasından kurtuldum. “Uykum geldi, hangi odada kalacağımı gösterir misin?” Bilerek ondan uzaklaştığımı anlamıştı. Tüm keyfi kaçtığında duvardaki saate bakıp bana döndü. “Saat daha on, uyumak için çok erken değil mi?” “Bugün yaşadıklarım benim için hiç kolay değil.” Yalandan esneyip uykum gelmiş gibi davranmaya başladım. “Biraz uyuyup dinlenmek istiyorum.” “Pekâlâ.” Başını hafifçe sallayarak ayağa kalktı. “Odamda rahat edeceğine eminim.” Omuzlarımdan başlayıp tüm bedenime ulaşan soğuk bir hisle kaskatı kesildim. “Odanı bana vermene gerek yok, başka bir odada kalabilirim.” Gözlerindeki sıcak ifadeyle yanıma gelip elini belime koyduğunda yine tedirgin olmuştum. Sürekli bana dokunması sinirlerimi bozuyordu. Belimi tutarak beni kapıya doğru yönlendirirken sık sık bakışları bana kayıyordu. “Evimde rahat etmeni istiyorum, odamda kalabilirsin.” “Sen nerede kalacaksın?” “Seninle aynı odada.” Anlamadım? Adımlarım durduğunda sırtımdaki eli bir ateşe
Duman
Sigara dumanı boğazını yakıyordu artık. Zihnini susturmak için kendini zehirliyordu bulduğu her fırsatta. Ölmek istiyor muydu yoksa yavaş yavaş acı çekip kendini mi cezalandırıyordu, artık o da bilmiyor. İçindeki lanetli sis, sigaradan daha zararlıydı onun için. Her şeyi sonlandıracak gücü bile yoktu ama yine de hayata karşı bir şeyler başarmak… Belki de sadece bir şeyler hissetmek istiyordu. Yalnızlığın kollarında olduğunu ve onu yavaş yavaş boğduğunun farkındaydı. Nefes alamıyordu ama sigara dumanını bir kere daha soludu. Sanırım onun için artık bir kurtuluş yoktu. Zehir, zehirden kurtulmak için bir tedavi arıyordu. Bir sabah uyandığında gözlerini tavana dikti. Yine ve yeniden uyanmıştı yani en azından gözlerini açmıştı. Saate baktı, sabahın erken saatlerinde olduğunu gördü. Hiçbir şey yapmak istemediği halde yataktan çıktı. Yüzüne soğuk suyu çarptı ama suyun soğukluğu bile onu kendine getirmedi. Gerçeklikten kopmuş benliğine mahkumdu. Aynaya baktı. Göz göze geldi kendisiyle. Gözlerindeki ışıltıyı tekrar görme umuduyla uzun süre daldı. Sudan daha soğuktu onun bakışları. Bir yalancının gözleri ne kadar güzel olabilirdi ki zaten. Herkese, her şeye ve en çok da kendisine yalan söylerdi. İyi olduğunu ima ederdi her seferinde. İçten içe çürüdüğünü bilirdi yine de. Bir kahve yaptı ve sigarasını yaktı. Telefonunu da eline aldı ve mesajlarına baktı. O çürüyen ruhuyla insanlara cevaplar verdi. Her kelimesinden tiksindi çünkü iyi olmadığı halde başkalarına iyi gelmeye çalışıyordu. Eksikti, boştu, altında onun için hiçbir anlam yoktu. Madem hala bu dünyada acılar içinde kıvranmaya devam ediyordu, o zaman en azından bir işe yaramalıydı. Yaşadığını hissettirecek her şeye muhtaçtı. Acınası kimliğini gizledi ve sahte neşesiyle karşılık verdi. Çiçekleri çok seviyordu çünkü ne
Edebiyat