Özgürlüğü elde edemezsiniz özgürlük olabilirsiniz ancak
Nietzshche, devlet kavramı hakkında “Böyle Buyurdu Zerdüşt” adlı kitabında şunları söyler:
”Devlet diyorum, herkesin,
iyilerin ve kötülerin zehir içtiği o yer. Devlet…
İyilerin ve kötülerin, herkesin kendini kaybettiği yer.
Devlet…
Herkesin yavaş yavaş intihar etmesine
‘yaşam’ adı verilen yer.”
Belki de devlet kavramının en iyi anlatıldığı cümlelerden birisidir bu: “Herkesin yavaş yavaş intihar etmesine yaşam adı verilen yer.” Evet, devlet ve iktidar insanların kendilerini kaybetmesine neden olur, Nietzsche’nin dediği gibi. Bu kendini kaybetme, bir yabancılaşmadır.
Emma Goldman, “Kızıl Emma Konuşuyor” adlı kitabında, “Almayı arzuladığımız kadar özgürlüğümüz vardır.”der.
İktidar olgusu, çağlar boyunca insanın birbiri üzerinde egemen olma, yönetme ve yönlendirme arzularına neden olmuştur. Bu olgu, imparatorluklar kurmuş, yıkmış, toplumsal ve bireysel düzlemde ise ilişkilerin niteliğini belirlemiştir.
İktidarın birçok biçimleri vardır, ancak akla ilk olarak devlet gelir.
İktidar olgusu o kadar güçlüdür ki, tanrıların içkisi Soma’ya benzer, içenin başını döndürür, onu bir imajinasyon dünyasına sokar. Kişi, artık kendisini neredeyse tanrısal düzeyde güçlü görür ve dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanır. İktidarı kaybetmemek için artık yapamayacağı şey yoktur. Örneğin Osmanlı tarihinde görüldüğü gibi oğullarını, kardeşlerini gözünü kırpmadan kurban etmekten çekinmez. Önce bir kez aday olunur, sonra ikinci kez. Sonra üçüncü kez ve yüzüncü kez bile yapılabilirse. İktidar duygusu sınır tanımaz, iktidar virüsü insanın içine girdiğinde, onu korkunç bir yabancılaşmaya iter.
İktidara tabi olanlar açısından ise, onun iktidar sahibi güçlere olan itaatinin tapınmaya kadar gidebileceği bir etkileşime yol açar. Bu durum,