Anarşizm tam olarak ne bir din, ne bir ideoloji ne de bir siyaset teorisidir. O, her şeyden önce insan özgürlüğünü tartışılmaz bir esas olarak gören siyasal ve ahlaki bir tavırdır. ... Cemil Meriç'e göre anarşizm, Avrupa'daki toplumsal temayüller açısından İslam'a en yakın olanı. ... Tabiat ve yaşamsal çevrenin özellikle modernizm/kapitalizm sonrası hoyratça ve sorumsuzca kullanılarak bozulması, bu emaneti korumakla yükümlü olan insanlığın da bu konuda bilinçli ve sorumlu bir mücadelesini gerektirmektedir. ... Anarşizm her şeyden önce tanımlanmalara, kategorize edilmelere bir karşı çıkıştır. ... Ancak çevremdeki tüm insanların özgürlüğünü ve insanlığı kabul ettiğim ölçüde kendim de insan ve özgür olabilirim. H. Arvon ... Kendi düşünce, duygu, beğeni, istek, inanç ve egemenliklerini başkalarına benimsetme çabalarının tümü bir iktidar kurma tarzı, yani otoriter taleplerdir. Bu taleplerin bilimsel, akli, siyasi veya insani temellerinin olması fazla bir şey değiştirmeyecektir. ... Ben toplumun ya da ortaklaşa veya toplumsal mülkiyetin herhangi bir otoritenin aracılığıyla yukardan aşağıya doğru değil, özgür ortaklık yoluyla aşağıdan yukarıya doğru düzenlenmesini istiyorum. Bakunin ... Tolstoy'un en şiddetli eleştirilerinden biri de devlete ya da genel olarak her tür otoriteye yönelmiştir. Tüm anarşistler içerisinde devleti en saldırgan biçimde yeren odur. Ona göre: "Devlet tıpkı bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlı olan dört etkin aracı sayesinde varlığını sürdürür. Birinci araç bir çeşit uyutmacadır ve bu, din ve yurtseverlik yoluyla bireyi etkiler. Devlet kamuoyunun hileli biçimde yanıltılması temeline dayanır. İkinci araç baştan çıkarma ve ayartmadır. Vergiler sayesinde devlet halkı köleleştirmekle görevli memurları besler. Üçüncü araç yıldırma (terör)'dır. Devlet
Alıntı
“Bakunin'e göre, ‘...özgürlük baştan bir hak olarak konulup siyasal bir kuruma dayandırılarak sağlanamaz. Özgürlük ve onun zorunlu koşulu olan eşitlik, bireyin, toplumdan soyutlanmış bir birim olarak önceden sahip olduğu haklar değil, varoluş süreci içinde ortaya çıkan ilişki biçimleridir; herhangi bir siyasal kurumun -en başta devlet olmak üzere- bağışlayabileceği, ölçüp düzenleyebileceği şeyler değildir.’ ” Can Başkent
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir baskı aracı ve ideolojik aygıt olarak devlet – 2
Özgürlüğü elde edemezsiniz özgürlük olabilirsiniz ancak Nietzshche, devlet kavramı hakkında “Böyle Buyurdu Zerdüşt” adlı kitabında şunları söyler: ”Devlet diyorum, herkesin, iyilerin ve kötülerin zehir içtiği o yer. Devlet… İyilerin ve kötülerin, herkesin kendini kaybettiği yer. Devlet… Herkesin yavaş yavaş intihar etmesine ‘yaşam’ adı verilen yer.” Belki de devlet kavramının en iyi anlatıldığı cümlelerden birisidir bu: “Herkesin yavaş yavaş intihar etmesine yaşam adı verilen yer.” Evet, devlet ve iktidar insanların kendilerini kaybetmesine neden olur, Nietzsche’nin dediği gibi. Bu kendini kaybetme, bir yabancılaşmadır. Emma Goldman, “Kızıl Emma Konuşuyor” adlı kitabında, “Almayı arzuladığımız kadar özgürlüğümüz vardır.”der. İktidar olgusu, çağlar boyunca insanın birbiri üzerinde egemen olma, yönetme ve yönlendirme arzularına neden olmuştur. Bu olgu, imparatorluklar kurmuş, yıkmış, toplumsal ve bireysel düzlemde ise ilişkilerin niteliğini belirlemiştir. İktidarın birçok biçimleri vardır, ancak akla ilk olarak devlet gelir. İktidar olgusu o kadar güçlüdür ki, tanrıların içkisi Soma’ya benzer, içenin başını döndürür, onu bir imajinasyon dünyasına sokar. Kişi, artık kendisini neredeyse tanrısal düzeyde güçlü görür ve dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanır. İktidarı kaybetmemek için artık yapamayacağı şey yoktur. Örneğin Osmanlı tarihinde görüldüğü gibi oğullarını, kardeşlerini gözünü kırpmadan kurban etmekten çekinmez. Önce bir kez aday olunur, sonra ikinci kez. Sonra üçüncü kez ve yüzüncü kez bile yapılabilirse. İktidar duygusu sınır tanımaz, iktidar virüsü insanın içine girdiğinde, onu korkunç bir yabancılaşmaya iter. İktidara tabi olanlar açısından ise, onun iktidar sahibi güçlere olan itaatinin tapınmaya kadar gidebileceği bir etkileşime yol açar. Bu durum,
Hukuk