Yalnızlığa alışmaktan korkar gibi oldum...
6/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2026 49. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 13:16
Eser Türk Edebiyatı'nın ilk yol romanı olma özelliğini taşıyor. Yani kitap baştan sona yolda geçiyor. Başta böyle söyleyince sıkıcı gelebilir, tek mekanda çekilen filmler gibi düşünün. Bayram şoför koltuğunda bizde sağ koltukta yola çıkıyoruz. O anlatıyor biz dinliyoruz. Dil çok akıcı ve güzel kullanılmış. Yöresel kelimeler ve şive, günlük ağız kitapta sıklıkla var. Ama bu anlatımı boğacak şekilde veya sıkılmaya sebebiyet verecek düzeyde değil. "Cakayı bırak, bokoğlu bok! Canımı sen vermedin. Sürdürürüm piyadeye haaa! Anam avradım olsun sürdürürüm!" (s.13) Yazarımız Ağaoğlu, dolgun bir eğitime sahip. Eğitimi sonrası iş hayatı da oldukça takdire şayan. TRT'de çeşitli mevkilerde görev yapmış çalışmış. İdeolojik fikirlerini eserlerine yansıtmaktan hiç çekinmemiş. Fikirlerine ve düşüncelerine uymadığı noktada her şeyi elinin tersiyle itebilecek iradeye de sahip bir yazar. Zira dönemin TRT Radyo Dairesi Başkanlığı görevinden, özerkliğine el koyulmasından dolayı istifa etmiş. Takdir edilesi bir duruş... Kitaba dönecek olursak: Kahramanımız Bayram ve onun canı gibi sevdiği sarı Mercedes'i Balkız. Başta da söylediğimiz gibi kitabımız bir yol romanı. Baştan sona yolda geçiyor. Bayram anası babası ölünce amcasının sahip çıktı bir garip. Amacı Almanya'ya gitmek 'sarı taksi' almak. Amacına da ulaşıyor elbet. Ama neleri feda ederek, nelere göğüs gererek... Bayram karakteri üzerinden gurbetçi kavramının tüm olguların yazar okuyucuya aktarmayı başarmış. Bizde Bayram'ın Almanya'dan Ballıhisar'a dönüş yolculuğunda ona eşlik ederken, gurbetçilerin çektiği her zorluğu, yaşadıkları şartları görüyoruz. Bayram yol boyunca yaşadığı, gördüğü olaylarla geçmişe gidip hayatından an'lar hatırlıyor ve bize aktarıyor. Bilinç akışı tekniği çok başarılı kullanılmış. İçsel diyaloglar
Fikrimin İnce GülüAdalet Ağaoğlu · Boğaziçi Üniversitesi Yayınları · 20252,537 okunma
Ti megali amatria, canimuuu :))
8/10
·336 syf.·
2026 47. kitabı
“Periler padişahının kızı Züleyha gibi çırılçıplak saçlarını beline akıtmış, ayakta duruyordu. Su tanecikleri inci dizisi gibi teninden aşağı süzülüyor, su almak için eğilip doğruldukça, ıslak kalçaları Balkız'ınkiler gibi kabarıp sönüyordu. Birden yan dönünce, soluğum kesildi... Sevdiğim her şey onda toplanmıştı.” Kitabı bitirince, ‘Freud okusa çok beğenirdi’ diye düşündüm. Yetim ve öksüz, dede evinde büyüyen bir çocuk… Eşini erken yaşta kaybetmiş, rahmetli eşinin ailesi ile yaşamaya devam eden genç Rum bir gelin… Yazları Eleni hanımın yaşadığı köşkte, annesinin yanına gittiğinde, eksikliklerin açtığı yaraların tanıdık gelmesi ile başlayan, her yıl verilen bir ilişki… Kitabı onun gözünden ve anlatımından dinlediğimiz küçük kahramanımız, anne tarafının gözdesi, evdeki tüm ablalar tarafından sevilen sarılan, kucaklanan, beraber yatmak için sıraya girilen anne şefkatini bulamamış güzelliği ile gönüllerde taht kurmuş bir çocuk. Ölmüş dayısının dul kalmış eşi ile yaralarını sarmaya, eksikliğini hissettiği şefkati bulmaya başlar. Her yaz bu ilişki Freudyen bir tarzda anne şefkatinden, öğretmen hayranlığa, abla beğenisinden, kadın cazibesine evrilir. Şefkat arayışı sonlarda şehvet arzusuna dönüşür. Bayan Eleni, önceleri kökeninden ötürü istenmeyen, tanıdıkça hanımlığı ve asaleti ile çok sevilen Rum gelin. O kadar benimsenip sevilmiş ki eşini kaybettikten sonra, onun ailesi ile yaşamaya devam etmiş. Ama hayattan kopmuş, içine çekilmiş. Çocuğu da olmadığı için içindeki boşluğu hiç doldurmamış. Ta ki küçük kahramanımız gelene kadar. İçindeki anne şefkatini bu kanatsız kuşa o kadar güzel aktarmış ki, ona uçmayı öğretmeyi kendine görev bilmiş ve bu görevi zevkle yerine getirmiş. Onu büyütürken öğretmiş, anlatmış dinlemiş… İki yaralı yürek birbirinde derman aramış. Çocuk her
1000Kitap
Korkma İnsancık KorkmaTurgut Özakman · Bilgi Yayınevi · 20181,185 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2026 66. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Mart 2026 00:00
Bir yolculuk hikâyesi, bir kimlik arayışı, bir çelişkiler haritası… Adalet Ağaoğlu’nun unutulmaz eseri Fikrimin İnce Gülü, Almanya’da işçi olarak çalışan Bayram’ın “Balkız” adını verdiği Mercedes’iyle çıktığı memleket yolculuğunu anlatırken bireyin arzuları ile toplumun gerçekleri arasındaki çatışmayı gözler önüne seriyor. Kapitalist değerler ve insanın kendine yabancılaşması üzerine evrensel sorular soran bu modern klasik, her durağında okurunu yeniden düşünmeye davet ediyor: İnsan, arzularının peşinde ne kadar özgür olabilir? Modern dünyada yolculuk, sadece fiziksel bir hareket midir; yoksa daha derin anlamlar mı taşır? “Sarı Mercedes” filmiyle de hafızalara kazınan Ağaoğlu’nun bu başyapıtı, Türk edebiyatında özgün bir yer edinmeye devam ediyor.
Edebiyat
Fikrimin İnce GülüAdalet Ağaoğlu · Everest Yayınları · 20212,537 okunma
8/10
·352 syf.··
2026 3. kitabı
Fikrimin İnce Gülü'nün karakter oluşturma, bilinç akışını kullanma ve seçtigi imgeleri hikâye akışına yerleştirme açısından çok başarılı bir roman olduğunu düşünüyorum. Kendini gerçekleştirememiş ve hep bir arayış içinde olan Bayram'ın Mercedes'e tutkunluğu, yabancılaşmış, aidiyetini yitirmiş Bayram'ın öksüz ve yetim oluşu, Mercedes'in Türkiye'ye girer girmez hasar alması, yol ilerledikçe arabanın eksilmesi gibi bir sürü yorumlanası noktası var. Yer yer yorucu olabiliyor ama kitap boyunca o bal rengi Balkız'ın sağ koltuğuna oturmuşum da Bayram Almanya'dan Türkiye'ye gelirken bana bütün bu hikâyeyi anlatmış gibi hissetmeyi gerçekten çok sevdim. Adalet Ağaoğlu'nun antipatik bir karakteri ne bize acındırarak ne de bizi ondan tiksindirerek, ülkemizin o dönemki sosyolojik ve politik durumunu da arkasına alarak anlatmış olmasını da sevdim. Bayağı sevdim bu kitabı. Sayfa 259'dan şu alıntıyı bırakıyorum. "Kim insan, kim hayvan? Ben, bizim inat katıra bile vuramazdım böyle. Kır at da önü sonu kocamış, hep yiyen bir attı. Amcam onu vurduğunda, sebebini bildiğim halde, kara göründü amcamın yüzü bana. Kötü göründü. Taş yağmuruna tutmak bile istedim onu. Yanından kaçtım. Şimdiyse... İkincisinde, üçüncüsünde tedirginliği azaldı. Kendi kendisiyle kavgası duruldu. Açıklıkla bilemediği bir şeylerden utanıyordu: Öyle ya, amcam hiç değil alnından bir vuruşta kır atı... Acısını duyurmadan... Gene de atın bakışına utanmadan dayanmaya... Değil ki böyle... Giderek utancı da yatıştı. Sonra da kanıksadı. /.../ Alışmak denilen zehir. Acı çektirmeye acı çekmekten daha mı kolay alışılır?"
Fikrimin İnce GülüAdalet Ağaoğlu · Boğaziçi Üniversitesi Yayınları · 20252,537 okunma
Puan vermedi·112 syf.··
Beğendi
·
2025 173. kitabı
Birbirinden uzak gibi görünen ama aynı acının, aynı sabrın, aynı özlemin altında buluşan on kadın hikâyesiydi Balkız’dan Hikâyeler. Her bir kadının kaderi başka bir sokaktan geçiyor, başka bir isme, başka bir aşka, başka bir hayal kırıklığına açılıyor. Ancak yolun sonunda hep aynı ince sızı bekliyor insanı. Hepsi de beni etkiledi, evet… ama Galata’da hüsranla karşılaşan Agapi’nin hikâyesi bende başka bir boşluk bıraktı. Bir seçimden çok bir yazgı gibiydi onunkisi; hoş hangisi özgürdü ki kendi kaderini yaşasın! O da ayrı yürek burgusu. Ne tamamen teslim, ne tamamen isyan… Sanki iki dünyanın arasında, ince bir çizgide yürüyordu. Ve ben en çok o çizgiyi sevdim. Her şeye rağmen bir kabullenişin ötesine geçiren o inceliği… Gamze A. Arslan, kadını ve kaderi birbirine dolayan görünmez bir ip örüyor. Aşk ile ihanet, sabır ile isyan, özgürlük ile tutsaklık… Hepsi aynı masanın etrafında, sessiz bir hesaplaşmaya oturuyor. Sadece Şahide mi; Faiza, Vedia yoksa besleme Lalizar mı? Yoksa sen, ben mi varız o masanın bir ucunda. Öyle ya bunca acıyı bu on yürek nasıl sırtlansın ki Bir parçası da bize düşecek elbet.
1000k
Balkız'dan HikâyelerGamze A. Arslan · Sia Kitap · 202514 okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2025 80. kitabı
Kitabı okurken, gerek günümüzde gerekse bir asır öncesinde geçen kadın hikâyelerinin birbirine benzerliğini düşünüyoruz. Geçmiş için cehaleti, eğitimsizliği, o dönemin şartlarını bahane gösterebiliriz ama teknolojinin, eğitimin bu denli geliştiği günümüzde değişmeyen yazgılar için kimi suçlayacağız? Bir yandan bu soruyu sorduran öyküler bir yandan da satır aralarında cevabı fısıldıyor bize. Osmanlı'nın son demleri ve Cumhuriyet'in ilk yıllarına uzanan hikâyelerde; hem dönemin dokusunu hem de insan tabiatının asla değişmeyen yanlarını ele alıyor yazar. Bir kadın hikayesi varsa elbette başrolde bir de erkek vardır ama kadının kadına yaptığını da es geçmiyor. Öykülerin bize verdiği en önemli cevap bu aslında. Hangi devir olursa olsun, her şey insan olabilmekle ilgili. On kadın... On kader... Aşk, cesaret, özgürlük, gurur, kıskançlık, özlem, huzur... Okunmaya değer bir içerik çok güzel bir anlatımla birleşiyor, tavsiyemdir.
Balkız'dan HikâyelerGamze A. Arslan · Sia Kitap · 202514 okunma