İnsan ilişkilerinin en eski yaralarından birine parmak basan bir hiciv kaleme aldık, mevzu: Omurgasızlık ve çıkar uğruna değişmek.
Kaleme aldığımız aşağıdaki mısralar, maskelerin ardına gizlenen sahte gülüşlere ve menfaat sofralarında el pençe divan duranlara tutulmuş bir "yüzleşme" aynası...
Maskelerin Gölgesinde Bir Karakter Kaybı
İnsanın en zor sınavı, sahip olduğu imkânlar değil, o imkânlara ulaşmak için neleri feda ettiğidir.
Bazıları için hayat, dik durulması gereken bir yolculuk değil; rüzgârın yönüne göre şekil alan, daha fazla "ikbal" ve "yağlı kuyruk" uğruna her türlü kılığa girilen bir tiyatro sahnesidir.
Kimliksizliğin Bedeli
Zamanında idealizmden dem vuranların, bugün bir başkasının sofrasında yer kapmak için attıkları taklaları görmek hakikaten üzücü...
Dostluk; aynı yolda, aynı değerlerle yürümekse eğer; bir tarafın yolu cüzdanına, diğer tarafın yolu vicdanına çıktığında, o bağ artık kopmuştur.
Değişim ile başkalaşım arasında nüanstan öte bir fark vardır. Değişim, olgunlaşmaktır, büyümedir. Başkalaşım ise, özünü satmak, dün "beyaz" dediğine bugün "kara" diyecek kadar hafızasını ve haysiyetini yitirmektir.
Eskimeyen Hakikat
Aşağıdaki şiirde şu can alıcı soru aslında bunu özetliyor: "Eşek aynı eşek de, çul mu değiştin?"
Dışarıdaki parıltılı kıyafetler, altına çekilen lüks araçlar ya da takılan o "şirinlik maskeleri", içerideki çürümeyi örtmeye yetmiyor.
Yalakalıkla elde edilen ballar, gün gelir sahibinin karakterini zehirler. Çünkü insan, sattığı doğruların bedelini ancak yalnızlığıyla ve kendine olan saygısını kaybederek öder.
Unutulmamalıdır ki; eğilerek yükselenler, ulaştıkları zirvede ancak dizlerinin üzerinde durabilirler. Dik duranların başı ise göğe erse de yere değse de her zaman aynı hizadadır.
İnsanın kendine olan saygısını bir