"Alkol olduğumuz insanı değil, neye direniyorsak onu ortaya çıkarır. Benliğimizin engellerini, setlerini kaldırır. Gün içinde gülmeyi ve eğlenmeyi kendisine yasaklayanlar rahatlar. Söylenmekten, sızlanmaktan çekinenler içlerini döker. Şarap hüzünlü zihinlere neşe, neşeli zihinlere hüzün getirir! Bizleri oyalama çabası içindeki sevgili Bamba da içmeye başlar başlamaz melankoliye boğuldu..."
"Doktor ne diyor?"
"Depresyondaymış."
Bamba Dayı gözlerini kocaman açıp haykırdı:
"Depresyon da ne? Afrika'da böyle bir şey yok."
"Bir tür üzüntü hastalığı. Hiçbir değişiklik olmamasına rağmen birisi önceki güne göre aniden daha karamsar olduğunda doktorlar 'depresyon' terimini kullanıyorlar. Bezginlik ve bıkkınlık çöküp her yeri kaplıyor, istila ediyor, engelliyor."
Endonezya Mitolojisi
Hint ve Pasifik okyanusları arasında, Güneydoğu Asya ve Okyanusya'da toprakları bulunan dünyanın en büyük ada ülkesidir. 17 binden fazla adadan oluşur.
Sulavesi adasının güneyinde yaşayan Toroja halkı, ruhların buradan cennete taşındığına inandığı kutsal dağa Bambu Puang adını vermiştir Batısında Puya (ruhlar diyarı) bulunan dağı aşarak cennete ulaşan kışının ruhu, deata (ölü ata) olur ve yeryüzünde yaşamaya devam eden akrabalarını koruma görevını üstlendiğine inanılır.
Puya, yeryüzünün alt taraflarında olduğuna inanılan ruhlar diyarının adıdır. Bir kişi öldüğünde ailesi ölen kişinın rubunu öteki dünyaya taşıması ıçın öküz keser, ölen kişinın bedeni küçük bir mağaraya yerleştirilir. Ölen bebek ise bir ağaç kovuğuna yerleştirilir ve kirli ruhu arındırması için cenaze töreni düzenlenir. Ölü ruh Puya'ya ulaştığında öteki dünyanın efendisi tarafından yargılanır ve hakkında olumlu karar verilirse Bamba Puang dağına tırmanmasına ve yaşayan akrabalarının koruyucusu olmasına izin verilir.
Konuşmasına şöyle başladı Bamba:
“Ben Afrika’da yemyeşil bir ormanda yaşıyorum(…) “
“(…)Buraya ilk geldiğimde bambaşka bir dünya ile karşılaştım. Şaşırdım… Ve korktum… Renksiz ve biçimsiz betonlara boğulmuş bir yerdi burası. Betonları niçin bu kadar çok sevdiğinizi anlamaya çalıştım. Evim bildiğim ağaçları ve çiçekleri niçin betona gömdüğünüzü anlamaya çalıştım…”
Bamba futbol sahasının betonla kaplanmış olmasına bir anlam veremedi;
anlaşılan o ki, buradaki insanlar boş buldukları bütün her yeri betonla kaplamayı bir görev bilmişti. Çocuklar için çok
tehlikeli bir oyun alanıydı burası; düşen bir çocuğun yaralanması kaçınılmazdı. Oysa yemyeşil çimler yumuşak oldukları için düşme sırasında zeminde bir tampon görevi görürdü.