Banu ARIK KOLUKISA

Banu ARIK KOLUKISA
@banuarik
instagram.com/kitapkurdubirca... Bugünlerde ruhumda korkunç bir ur var.
7/10
·656 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2026 23:49
Cennetin Doğusu, Gazap Üzümleri, Fareler ve İnsanlar, İnci gibi eserleriyle dünya çapında büyük bir üne kavuşan Nobel ödüllü Amerikalı yazar John Steinbeck’in Cennetin Doğusu romanı, Amerikan edebiyatının başyapıtlarından biri olarak gösteriliyor. Steinbeck’in 1952 yılında yayımlanan ve “Bugüne kadar yazdıklarım, bu kitap için bir hazırlık niteliğindeydi.” şeklinde ifade ettiği eser, iyilik ve kötülük arasındaki mücadelenin antik zamanlardan bugüne uzanışını konu ediniyor. Steinbeck, bu romanı iki oğlu Thom ve John için kaleme aldığını söylemiştir. Hatta yazım sürecinde her gün editörü Pascal Covici’ye bir mektup yazar; bu mektuplar daha sonra Journal of a Novel: The East of Eden Letters adıyla yayımlanır. Bu defterler, romanın adım adım nasıl oluştuğunu gösteren nadir yazarlık belgelerindendir. Steinbeck’in kendi yaşamından izler taşıyan Cennetin Doğusu, Kuzey California’daki verimli tarım arazilerinden olan ve yazarın gençlik yıllarında tarım işçisi olarak çalıştığı Salinas Vadisi’nde geçiyor. Kurgu ve olayların işleniş şekli bakımından Amerikan Gerçekçiliği akımına dahil edilen eser, bölgedeki çiftçi ailelerinin yaşamını tüm yönleriyle ele almış diyebilirim. Yazar, eserindeki karakter ve tipleri, burada karşılaştığı gerçek kişilerden yola çıkarak okurlarına aktarmış. Steinbeck bu romanında yolları bir şekilde kesişen Hamilton ve Trask ailelerinin kuşaklar arası öyküsünü Habil ve Kabil miti üzerinden devam ettirerek anlatmış. Hikâye temelde Tevrat’taki Habil ile Kabil anlatısına modern bir yorum niteliğindedir. Kardeşler arasındaki kıskançlık, sevgi arayışı, ebeveyn onayını kazanma çabası ve suçluluk duygusu roman boyunca farklı karakterler aracılığıyla tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. Romanın karakterleri son derece derinlikli diyebilirim. Adam Trask, sevgiye
Cennetin DoğusuJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 201711,5bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
7/10
·1062 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2026 00:00
Lev Tolstoy’un Anna Karenina adlı romanı, yalnızca bir yasak aşk anlatısı değil, 19. yüzyıl Rus toplumunun ahlaki, sosyal ve psikolojik yapısını bütün derinliğiyle ele alan çok katmanlı bir eserdir. Okur Anna’nın yaşadığı yasak aşk ve intiharla son bulan yaşamı üzerine odaklansa da roman daha çok devrim öncesi Rus toplumunu, aristokrasiyi, aristokrasideki çürümeyi anlatıyor. Anna okuru cezbeden buzdağının görünen, hayranlık uyandıran muhteşem yüzü, toplumun katı kurallarına karşı duran bir savaşçıdır. Roman, bireysel mutluluk ile toplumsal normlar arasındaki çatışmayı merkezine alırken, insanın anlam arayışını, inancı, evliliği ve ahlakı sorgulatmış bize. Tolstoy bu romanı yazmadan önce komşusu Bibikov’un sevgilisi, Bibikov’un başka bir kadınla evleneceğini öğrendiğinde trenin altına atlayarak intihar eder ve sevgilisine “Katilim sensin.” yazan bir not bırakır. Tolstoy’un bu olaydan çok etkilendiği ve üzerine araştırmalar yaptığı sonucunda da romana bu olayı yansıttığı söylenir. Tolstoy’un ünlü açılış cümlesi, eserin temel düşüncesini özetler nitelikte: Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir. Bu düşünce, roman boyunca farklı karakterler aracılığıyla açımlanmış. Romanın merkezinde yer alan Anna Karenina, saygın bir devlet adamı olan Karenin ile yaptığı duygusuz evlilik içinde sıkışmış, zeki ve duyarlı bir kadındır. Kont Vronski ile yaşadığı tutkulu aşk, Anna’ya ilk anda özgürlük ve canlılık hissi verse de zamanla bu ilişki onu toplumdan dışlanmaya, yalnızlığa ve ruhsal çözülmeye sürüklüyor. Tolstoy, Anna’yı ahlaki açıdan yargılamaz; aksine onun iç dünyasını, korkularını, kıskançlıklarını ve umutsuzluğunu büyük bir psikolojik incelikle okura sunmuş. Anna’nın trajedisi yalnızca evliliğini terk etmesi değil, toplum tarafından
Anna KareninaLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Yayınları · 202555,6bin okunma
8/10
·432 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 22 Ocak 2026 16:48
Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un 2002 yılında yayınlanan Kar adlı romanının çevirileri 2004 yılından başlayarak yayımlandığı her ülkede en çok satan kitap olmuştur. New York Times gazetesinde “Yılın En İyi 10 Kitabı”ndan biri ilan edilmiştir. Ayrıca Tür­ki­ye’de bi­rin­ci bas­kı­sı 100 bin olan ilk ro­man ola­rak çık­mıştır pi­ya­sa­ya. Roman Birleşik Amerika’da “Laiklik, Modernleşme, Batılılaşma, İslam ve Siyasal İslam” konularında üniversitelerde en çok okutulan metinlerden biridir. “Kar” özellikle Avrupa’da pek çok kereler sahneye de uyarlanarak tiyatrolarda oynatıldı. Pamuk’un geçen yüzyılın son günlerinde yazarken Türk okurundan başka kimsenin ilgilenmeyeceğini düşündüğü romanı 53 dile çevrilerek dünyada “Türkçe yazılmış en çok okunan kitap” niteliği kazandı. Türk okur ve edebiyat tarihçilerinin romana ilgisi ise yazarının 2006 yılında Nobel Ödülü almasıyla yoğunlaştı. Kısa sürede “dünya okuru” ile “yerli” okurun ilgileri ve yorumları arasında çok ilginç koşutluklar, çelişkiler ve tartışmalar çıktı ortaya. “Kar”, Orhan Pamuk’un hakkında en çok yazı yazılmış, karşılaştırmalı edebiyat âlimleri tarafından defalarca yeniden yorumlanmış kitabıdır. Or­han Pa­muk bir söy­le­şi­de; “Ak­lım­da­ki hi­ka­ye­yi Tür­ki­ye’­nin çok kar ya­ğan üc­ra bir ye­rin­de, bir ka­sa­ba­da ge­çir­mek is­ti­yor­dum. Bu ka­sa­ba­da Tür­ki­ye­nin kü­çük bir mo­de­li­ni ya­rat­mak is­ti­yor­dum. ” di­ye­rek as­lın­da Kars’ta Tür­ki­ye’­yi an­lat­mak is­te­di­ği­ni söy­lü­yor. Kars bu­ra­da bir an­lam­da Tür­ki­ye­’nin tem­sil edil­di­ği bir ti­yat­ro sah­ne­si gi­bi­dir. Ermeni, Rus, Osmanlı gibi farklı medeniyetlerin izlerini barındıran bu nedenle etnik, kültürel ve politik özellikleri açısından çeşitlilik barındıran Kars şehrini modern Türkiye’de geçen anlatısının merkezine
KarOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202517,8bin okunma
Orhan Kemal’in “Ağlayarak Yazdım” Dediği O Kitap!
9/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2025 31. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 09 Ekim 2025 15:36
Orhan Kemal, El Kızı romanıyla birey ve toplum, gelin ve aile ilişkisi, mahalle hayatı, kadının toplumdaki yeri ve kadının ötekileştirilmesini konu ediniyor. El Kızı tabiri Anadolu’da kayınvalidelerin gelinler için kullandığı bir tabir dir. Gelin kaynana çekişmesi halk kültüründe sık işlenen bir mevzudur aslında. Orhan Kemal bu romanının bir yandan sosyal gerçekçi diğer bir yandan romantik bir cepheden ele almış diyebilirim. Yazar bu romanında ezilen gelin,ezen fettan kaynana imajı üzerinde bu romanını kurgulamıştır. Kitap, bir türlü kocasına uyum sağlayamayan, kolayca kandırılabilen, insanların dediklerine hemen inanan ve saflığıyla bazı anlarda okuyucuyu sinirlendiren Nazan’ın acıklı öyküsünü anlatıyor. Nazan’ın bu kadar acı çekmesinin nedeni de fazlasıyla saf olmasından herkese inanmasıdır. Nazan cumhuriyet dönemi Türk kadınının temsilidir diyebiliriz. Evine, ailesine bağlı, tek düşüncesi ev işlerini, yemeklerini yapıp çocuğuna iyi bir şekilde bakıp kocasına iyi bir eş olmaktır. Avukat olan kocası Mazhar ise Nazan’ın tam aksidir. Ben Mazhar'a çok kızamadım. Nazan'la anlaşamamasındaki en büyük sebep eğitim farkları olduğunu düşünüyorum. Mazhar'ın ahlak ve kültürel gelişimi için sağlanan çok kapı vardı. Nazan yaşadığı yerin ve o zamana göre köy kadınlarından beklenen davranışları sergileyen bir kızcağızdı. Nazan'ı da kendimce anladım ama yazar, ona çok fazla ezilen bir kişilik vermiş. Kim ne yaparsa yapsın karşı çıkamadı beni de sinir krizine soktu. Jale diğer adıyla Neriman kitapta en sevdiğim kişiydi desem abartmış olmam. Fakat sonda yaptığı hiç olmadı. Ben o kadının böyle bir vazgeçiş yapacağını hiç düşünmüyorum. Yazar o kısımda neden öyle yapmış anlam veremedim. kitap genel olarak Türk örf adetini çok iyi anlatmış diyebilirim. Ayrıca dili çok akıcı. Tam Türk
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,3bin okunma
Bir Deniz Seferi
7/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2025 30. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 29 Eylül 2025 00:00
Sefine, Abdullah Özgün tarafından kaleme alınan 2025 basımlı kitabıdır. Kitaba başlarken olay örgüsünü çok karışık beklemek gibi bi önyargıya kapıldım. Kitabı okudukça ters köşe oldum diyebilirim. Kitabın ilk başlarında başkarakter Zahiri’nin ismini duyduğumda bu yargıya kapıldım aslında. Çünkü Zahiri deyince aklımda çok daha güçlü bir karakter belirdi. Dediğim gibi kitap benim için ters köşeydi. Aslında bu ters köşe olmasını daha çok sevdim. Beni kitabın içine daha çok çekti. ‘Zahiri’ yani ‘Batıni'nin tam tersi bir anlama geliyor. Yazarımız karaktere tasavvufi bi anlam yüklemek istediği için böyle bir isim seçmiş olabilir ki bu düşünce kitaba çok uygun düşmüş. Zahiri, ilk başlarda kendi çapında yaşam süren daha sonrasında hayatın istemsizce ters kalıplara soktuğu bir hayata yönelen bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Kitap 1990’lı yıllarda geçen bir deniz seferi ile başlıyor. Kitapta 20 sene öncesi ve 20 sene sonrası anlatılıyor gayet başarılı bir şekilde kurgulanmış fakat bu ara kısmın daha belirgin bir şekilde işlenmesini isterdim. Kitabın ilk başlarında daha felsefik bir tat aldım. Sonrasında ise olay örgüsü daha hızlı ilerlemeye başladı. Kitapta yer yer havada kalmış gibi görünen olaylara denk gelebilirsiniz. Bu durumu olumsuz değerlendirmekten ziyade yazarın, okurun hayal dünyasına bıraktığını düşünüyorum. Kitabın sonlarına yaklaştıkça bana Sana Gül Bahçesi Vadetmedim kitabını sürekli hatırlatmadı değil. Keyifli okumalar…
SefineAbdullah Özgün · Kutlu Yayınevi · 20258 okunma