‘’Söyleyeceğim hiçbir şeyin sizi etkilemeyi başaracağını sanmıyorum. Etkilenecek bir ruha sahip değilsiniz. Hepiniz omurgasız, gevşek yaratıklarsınız. Gurur ve azametle kendinizi Cumhuriyetçiler ve Demokratlar olarak adlandırıyorsunuz. Cumhuriyetçi parti yok. Demokrat Parti yok. Bu kongrenin çatısı altında Cumhuriyetçi ya da Demokrat yok. Sizler tükürük yalayıcı ve ahlaksız asalaklarsınız, Plütokrasi'nin kuklalarısınız. Köhnemiş sözlerinizle özgürlük aşkınızdan bahsederken sırtınızda Demir Ökçe'nin kan kırmızı üniformasını taşıyorsunuz.’’
Akşam ana haber bültenlerinde kısaca söz edildi onlardan.
“Adana’ ya çalışmaya giden mevsimlik işçileri taşıyan minibüs tırla çarpıştı. Kazada minibüste bulunan altısı çocuk on dokuz kişinin tamamı yaşamını yitirdi.”
Bu kadarcık.
Ertesi gün Diyarbakır milletvekillerinden biri meclise kazayla ilgili soru önergesi verdi.
Hayat devam etti.
Bizim kuşağımız büyük bir savaş görmedi, büyük bir buhran yaşamadı; ama bizim de bir savaşımız var. Büyük bir ruhani savaş bu. Kültüre karşı büyük bir devrim hazırlıyoruz. Büyük buhran bizim hayatlarımız. Biz ruhani bir buhran geçiriyoruz.