Neden barış her zaman şiddetin gerekçesi oluyor? Arcane
Biri çıkmış bakan dini hassasiyetlerine dikkat edip suyunu oturak içtiği için laikliğe zarar verme , dini hassasiyetlerine göre davranma diyor. Başka biri çıkmış barış için savaşanlar ölümsüzdür diyip bir iki teröristin fotoğrafını katmış. Ama bilmiyorlar ki biz ne pislik teröristlerle ne de İslam karşıtlarıyla savaşmaktan , mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz. 🇹🇷
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kaçacak yeri kalmayan herkes bir savaşçıya dönüşür.
Ve sonra, o perdenin ardındaki o en büyük, o en ağır kavga: Bir barış inadı, hani "barış, barış" diye diye tükenen o koca ömürler... Görmeden gitmek, o büyük rüyayı yarıda bırakmak gibi gelse de dosta, Bir anlamı kalıyor işte; bir vasiyet gibi kalıyor sokakların tozunda.
Şiir
Biz bir adamı uğurlamadık aslında, Bir istasyon kahvesinde, sinemanın o nemli, o loş dumanında Eksilip duran bir şeyleri bıraktık masada. Günlerdir bir çocuk saflığıyla beklediğimiz o iyi haber, Geldi ve oturdu göğsümüzün tam ortasındaki o eski, o kırık sandalyeye. Bir bayrak yarıya indi şimdi içimizde, kendi rüzgârsızlığından yorulmuş gibi. Sen azizim, bir bakışın içine koca bir memleketi, Taşranın o bitmeyen kırık akşamüstlerini sığdırandın. Öyle bir gülerdin ki, hani o karanlık salonlarda yüzümüzde güller açardı, Bir sinema perdesi değil, bir insan kalbi kımıldardı yerinden. Şimdi bakıyorum o eski film şeritlerine, o buğulu akşamlara; Selvi Boylum Al Yazmalım’ın o içi içine sığmayan, yaralı İlyas’ı, Kırık Bir Aşk Hikâyesi’nin o kendi yalnızlığında boğulan Fuat’ı, Alev’in o dalgalarla boğuşan Yağmur Reis’i, Köprü’nün o idealist, o fırtınalı mühendis Ahmet’i... Bodrum Hâkimi’nin Ömer’i, Devlerin Aşkı’nda gururuyla çarpışan Tarık'ı... Sonra bir köşede, duvarların arkasında Karılar Koğuşu’nun Murat’ı, 72. Koğuş’un o kederi göğsünde taşıyan Ahmet Kaptan’ı Ve adaletsizliğin o sağır kapısında tek başına devleşen Tatar Ramazan... Nasıl ki uzak bir coğrafyada, o eski Cezayir sokaklarında, Sömürgeye karşı dik duran Jean-Paul Sartre’ın adı silinmediyse hafızalardan; Bu toprakların mazlum bir halkı da, senin o kardeşlik diyen duruşunu, Hakikate siper ettiğin o mağrur, o yaralı gövdeni unutmayacak asla. Ve sonra, o perdenin ardındaki o en büyük, o en ağır kavga: Bir barış inadı, hani "barış, barış" diye diye tükenen o koca ömürler... Görmeden gitmek, o büyük rüyayı yarıda bırakmak gibi gelse de dosta,
1000Kitap
Hayatını üzerinde özgür iradeye sahip olduğunu sanıyorsun ama gerçek çok daha farklıdır; hayatının %95'i bilinçaltında yıllar önce yazılmış eski senaryolar tarafından yönetiliyor. Görünmez kukla ipleriyle hareket ettiriliyorsun ve o iplerin ucunda bugünkü aklın değil, geçmişinin çözülmemiş duyguları var. Bir eleştiri aldığında ya da risk alman gerektiğinde ilk tepkiyi veren şu anki sen değil, içindeki otomatik pilottur. Sen anı yaşadığını sanırken zihnin geçmişin tozlu kasetini başa sarıp durur. Unutma; kendi tutkularının ve döngülerinin kölesi olan kişi en büyük esaret altındadır.
Felsefe