“Sustuk.”
Sustunuz... Uzunca bir süre sustunuz. Niye böylesiniz? Böylesiniz işte. Sevdiğini hiç bağıra çağıra söyleyememişler gibisiniz. Haksızlık görünce dili tutulmuşlar gibi... Suskun. Bedeni huzurda namaza durmuş, kafası başka yerde münafıklar gibisiniz. Verdiğiniz sözleri yutmuş, ettiğiniz yeminleri bozmuşsunuz. Duyulmasından korkmuşsunuz. Olduğunuzdan cesur davranıp zayıflığınızı saklamışsınız. Sesinizin çok çıktığı anlarda boyun eğmişsiniz sanki... Aciz. Keşke söylemeyi değil duymayı öğrenseydiniz. Kelimeyi değil harfi bilseydiniz. Başkasına yeteneydiniz ya en azından kendinize yetseydiniz. Kâfi. Konuşmaktan susmayı unutmuşlar gibi... Sebatsız. İşinizdeydiniz gücünüzdeydiniz. Siz de haklıydınız, atmadığınız her adımda kalabalığın ayakları altında kalırdınız. Yorgun. Ama artık zamanınız dolmuş. Gidici gibisiniz. Bilmem. Öyle gibisiniz işte...
İnce, kemikli bir eli vardı, o atletik görünümüne karşın, elinin elimde bıraktığı his erkekçe bir kırılganlıktı. İkimiz bir araya geldiğimizde de böyle bir his bırakıyormuşuz insanlarda, Damla söylemişti, birlikte tatile gittiğimizde.
Tanıyalım birbirimizi. Ölmüş yapraklara bastığındaki çıtırtının melodisi zihnime kazınsın. Dokunduğumda titrediğin her yer ezberime... Kızdığında kolunu kaç kez salladığının matematiği yer etsin kafamda. ettiğin küfürlerin lügati yazılı olsun. Define arar gibi kazdığımız bir geçmişimiz oldu ya, bu sefer bir geleceğimiz de olsun.