Barış

Paran yoksa Temsil ve Demokrasi de yok.
Martin Gilens'iin Affluence & Influence: Economic Inequality and Political Power in America adlı kitabında ,farklı sosyo-ekonomik katmanların politik tercihlere olan etkisini dikkate alarak çeşitli politika değişiklikleri üzerinde yapılan araştırmaların sonucunda, nüfusun %70'inin sosyo-politik tercihlerde bir etkisinin olmadığını tespit etmiş. Gilens'in bulgularına göre, yüksek gelirli Amerikalıların tercihlerinin politika sonuçlarına çok daha fazla etkisi olduğu, ancak düşük ve orta gelirli Amerikalıların tercihlerinin politika sonuçlarına neredeyse hiç etkisi olmadığını gözlemlemiştir. Gilens, bu temel farklılıkların demokrasinin idealine olan siyasi eşitlik kavramını ciddi derecede zedeleyen bir durum olarak değerlendirir. Kitapta, yoksul, orta gelirli ve zengin Amerikalıların politik tercihlerinin hangi şekilde politika sonuçlarına yansıdığını inceleyen binlerce politika değişikliği üzerinde yapılan analizler sunulmaktadır. Bu analizlerde, düşük veya orta gelirli Amerikalıların tercihlerinin zenginlerin tercihlerine uymuyorsa, politika sonuçları arasında neredeyse hiç bir ilişki bulunmadığı gözlemlenmiştir. Ancak, zenginlerin tercihlerinin politika sonuçlarına çok büyük bir ilişki olduğu bulunmuştur. Bu bulgular, politik eşitlik eksikliğinin farklı politika alanları ve zaman dilimlerinde yaygın bir şekilde görüldüğünü göstermektedir. Ancak Gilens, belirli koşullar altında orta sınıfın ve, daha az ölçüde, yoksulların tercihlerinin de politika sonuçlarına etkisi olduğunu belirtir. Özellikle seçimlerin, özellikle başkanlık seçimlerinin ve Kongre'deki partilerin eşit partili bölünmesi bu temsili eşitsizliği azaltır ve geniş halkın tercihlerine daha fazla tepki sağlar. Bazı örnekler: 1) Politika Sonuçları ile Terfi Eşitsizliği: Gilens'in analizine göre, düşük ve
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Mill girls, Pamuk İmparatorluğu
Kuzey Carolina: "Whitnel Pamuk Fabrikası'ndaki eğiricilerden biri. Boyu 130 santimdi. Bir yıldır fabrikadaydı. Bazen geceleri çalışıyor. Dört bir yana koşuyor. Günde 48 sent için. Kaç yaşında olduğu sorulduğunda önce tereddüt etti, sonra 'Hatırlamıyorum,' dedi"
Cemal Tunçdemir | İfade özgürlüğünün tarihi
Böylece demagog, toplumdaki en yaygın ve ilkel eğilimlere hitap ederek, hamasi ve manipülatif söylemlerle oldukça geniş bir vatandaş oyunu etkisi altına alıp, sonra bu gücünü, şahsi politik kariyeri, hırsları ve çıkarları için kullanan politik karakterlerin genel adı olacaktı. Amerikalı yazar James Fenimore Cooper, 1838 yılında demagogların dört önemli ortak noktası olduğunu yazacaktı: "Kendilerini elitlere karşı milletin gerçek evladı gibi sunarlar; çok güçlü duygusal çalkantılar yaratırlar; kabarttıkları bu duygusal çalkantıları kendi amaçları doğrultusunda manipüle ederler; devleti devlet yapan ilkelere ya tehdit oluştururlar veya tamamen çiğnerler." İşte Atina demokrasisinin altın çağındaki politik liderlerden Perikles'in ölümünden sonra liderliğe yükselen Kleon, bu dört şartı da kendinde toplayarak, günümüzdeki anlamında demagogların ilk mükemmel örneği oldu. Atina içine çok sayıda muhbir yerleştirerek, özgürlükle özdeşleşmiş iklime yoğun bir korku pompaladı. Başta Aristofanes olmak üzere birçok yazarı, eleştirileri nedeniyle mahkemelerde yargılatacak, Tukidides hakkında sürgün kararı çıkartacaktı. Savaş ve gerginlik ikliminde vatandaşları manipüle edip arkasında toplamak daha kolay olduğu için, Sparta ile oluşan barışı bozacak ve ikinci Peloponez Savaşını başlatacaktı. Antik çağ tarihçisi Plutark, Kleon'u şu şekilde tanımlayacaktı: "Sığ ve cüretkar… şarlatan ve pervasız… Politik arenayı bütün edebinden uzaklaştırdı ve insanlara bağırarak hitap etme modasını yerleştirdi. Politikada abes olanı öne çıkarıp dürüst olmayı önemsizleştirdi ki bu kısa sürede bütün devletin yıkılmasına neden olacaktı".
Felsefe-Düşünce
Vahdettin
Vahdettin, 16 Kasım 1922'de İstanbul İşgal Orduları Komutanı General Harrington'a, "İstanbul'da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere devletine sığınır ve bir an önce başka bir yere götürülmemi talep ederim efendim. Müslümanların Halifesi Mehmet Vahdettin." diye kısa bir mektup yazarak, İngilizlerden sığınma talep etmiştir. Vahdettin, 17 Kasım 1922 Cuma sabahı, oğlu Ertuğrul, beş eşi, doktoru, müzik hocası, baş mabeyincisi ve iki sekreteriyle birlikte Yıldız Sarayı'nın yan kapısından gizlice çıkarılarak,bir ambulansla rıhtıma getirilmiş ve oradan İngiliz Malaya Savaş gemisine alınarak Malta'ya götürülmüştür. Vahdettin Malta'da Kraliyet Topçu Subay Mahfili lojmanlarında konuk edilmiştir. Bu konukluğun İngilizlere haftalık maliyeti 100 sterlindir. O günlerde İngiliz parlamentosunda bir milletvekili, eski sultanın ölene kadar İngilizler tarafından mı besleneceğini sormuştur.