Barış

Köleleştirilmiş Afrikalılar ve onların soyundan gelenler olmasaydı Avrupalı kapitalist ülkeler fabrikalarını, bankalarını ve işçilerini besleyen altın, gümüş, pamuk, şeker, çivitotu, kauçuk, ve diğer türlü çeşit ucuz kaynağa erişemezdi. Bu insanlar olmasaydı özellikle ABD bugün olduğu ekonomik süper güç haline gelemezdi.
Sayfa 15·Kitabı okudu
Barış
İyi bir noktayı alıntılamışsınız
Reklam
"Ben bu komünist milletini çok eskiden tanırım, benim de bir bulaşıklığım oldu bu işe, namuslu çocuklardır, sen yüreğini sağlam tut,..."
Sayfa 94 - YKY - 26. Baskı - 2020·Kitabı okudu
Barış
Dr. Nazım'ın (ittihat terakki ve jön türklerin ilk temsilcisi) macerası elbette ki enteresandı. Bu hikâye, kanlı görünüşüne rağmen, bizim tarihimizin bir devrinin hikâyesi olacaktı. Bir gün ona söz arasında hatıralarını yazmamızı teklif ettim. Tabiatça silik ve gölgede görünmeye alışmış bir adamdı. Şahsiyetinin bir hatıra şeklinde ortaya serilişi ona önce biraz garip geldi. Teklifi belki yadırgadı. Fakat sonra bu teklife bir çocuk sadeliğiyle uydu: — Evet, diğer arkadaşlar gibi, yarın beklenmeyen bir anda ve herhangi bir köşe başında beni de devirebilirler. Biz üç arkadaştık. Her gün onunla buluşacak ve her gün birimiz, anlattıklarını yazacaktık. Daha o gün işe başladık. Arkadaşlarımızdan biri olan şair Nazım Hikmet onun adaşıydı. Doktor Nazım ne kadar sakinse şair o kadar heyecanlıydı. Hatırat kâtipliğinden onu kısa zamanda ıskartaya çıkarmamız lâzım geldi. Çünkü şair, doktorun naklettiği hatıraları yazmıyor, doktorla becelleşiyordu. Örneğin doktor meşrutiyetten mi bahsetti, tamam! Şair hemen şahlanırdı: — Meşrutiyet inkılâbı mı dediniz? Saçma! Dünyada bir tek hakikî inkılâp vardır. O da proletarya imkılâbı! Meşrutiyet de neymiş? Reaksiyoner burjuvazinin bir oyunu? Hele sizin meşrutiyetiniz? Alman emperyalizminin ve istilâcı kapitalizmin bir istismar vasıtası... Bu şahlanan şairi zaptetmeye çalışırdık. Doktor Nazım sinirlenmezdi. Tane tane konuşurdu: — Canım oğlum, sen gene bildiğin inkılâbı yap! Ama ne yapalım ki bizim zamanımızda beklediğimiz inkılâp, meşrutiyet inkılâbıydı. Biz de meşrutiyetçi olduk. Onu başaralım dedik. Hoş onu da yüzümüze gözümüze bulaştırdık ya... Fakat şair zaptolunmazdı. Hemen yerinden fırlardı. Karşısındakine son ve en susturucu delillerle en dayanılmaz darbeyi vurmak için, sağ elinin yumruğunu havaya kaldırarak, hemen bir şiir okumaya başlardı. Bu şiir, proletarya inkılâbı hakkındaydı. Sonra gergin vücudu, kanlanmış yüzü, zaferinin heyecanından pırıl pırıl yanan gözleriyle hasmının yüzüne bakardı: — Nasıl?., demek isterdi, daha diyeceğin var mı?.. Hepimiz gülerdik... Tabiî doktor müsamahalı ve rahat. Biz ise doktordan özür diler ve şairi de yatıştırmak isterdik. Fakat şair sahnenin buralarına kadar beklemezdi. Birden kasketini kapar, gür kumral, kıvırcık saçlarını bu kasketin içine iki eliyle sıkıştırmaya çalışır, odadan fırlardı. Her halde parkların birinde yeni bir proletarya inkılâbı şiiri yazmaya koşardı...(Suyu Arayan Adam, şevket süreyya aydemir)
Puan vermedi·224 syf.··
2017 18. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2017 00:00
Çizginin dışındakiler kendilerine fırsat verilenler ve bu fırsatları değerlendirecek güç ve soğuk kanlığa sahip olanlar ki hayatta çok başarılı olmuş kişiler. Yazarımızın iddiası ve örneklerle, olaylarla bu iddiasını savunduğu bir anlatı diyebilirim kitap için. Birbirinden ilginç bilgiler, bilgi dağarcığınızı genişletme fırsatı sunduğu kadar başarı için hiç düşünmeyeceğiniz etmenlerinde devrede olması gerektiğini öğreneceğiniz bir çalışma. Olmazsa olmazların başında çok çalışmak gerekiyor bunu hepimiz kabul ederiz, bunun dışında da genlerden, doğduğunuz yıldan, doğduğunuz ayın bulunduğunuz organizmanın sistemine göre etkisinden, kültürel mirastan, bir sürü ilginç şartlardan söz ediyor yazar başarılı insanları incelerken. Kitabın içinde gerçekten çok ilginç şeyler mevcut; 10 bin saat kuralı bunlardan biri. Edebiyat manasında da bir cümle var ki Kentucky'nin, Harlan kasabasında kan davaları üzerine anlatımların içinde geçiyor. Kan davası sebebiyle vurulan bir genç yaralı bir halde eve geldiğinde, sızlıyor, can çekişiyor ve gence annenin söylediği söz : "Adam gibi öl, ağabeyinin yapmış olduğu gibi"
Edebiyat
OutliersMalcolm Gladwell · MediaCat Yayınları · 202210bin okunma
Barış
Bu kişi bir "gazeteci" bir bilim adamı değil. Kendi ifadesiyle bir "story-teller" Kitaplarını okumuş birisi olarak şunu söyleyebilirim ki bir bilimsel çalışmayı alıp, kendi argümanına veya hikayesine uygun noktaları cımbızlayıp ilgi çekici bir şekilde yazıyor. Örneğin 10 bin saat kuralı. Bu kural kendisine ait olmayan bilimsel bir argümanı tamamen çarpıtarak "başarı anahtarı" olarak bahsetmiş. Bir diğer çarpıtma/uydurması ise blink kitabındaki sahte kanıtlara dayanan Murray'in boşanma tahmin robotu. Bkz : youtu.be/h-pj8Xv4UuA Aynı şekilde bir başka örnek : thecrimson.com/column/behavior... Kendisine ve iddialarını fazla ciddiye almamanızı ve çok güvenmemenizi öneririm. İyi okumalar
Özgürlükle standartlaştırmanın birbirine taban tabana zıt olduğu apaçıktır; tıpkı özgürlük ve güvence kavramları arasındaki tezat gibi. Güvence totaliter toplumun bir özelliğidir; onun içinde, devletin kudreti ve anaerkil gözetimi sayesinde kendimizi güven içinde hissederiz. Oysa özgürlük, belirsizlik demektir. Özgür yaşamak, bilinmeyene yolculuk yapmak demektir. Bu anlamda özgürlük, bir doğrulama niteliği de taşır. Bireyin, sonsuz sorgulama potansiyelini, sonsuz bir arayış içinde olmasını, sonsuz sayıda düşünceyi ve deneyimi, sonsuz farklılıktaki bileşimler içinde bir araya getirme/dışlama potansiyelinin doğrulanmasıdır. Özgürlük, özgürlüğün doğrulanmasıdır.
Barış
Özgürlük ne ortaklaşa seçilen bir nesne gibi paylaşılabilir; ne de iki kişi özgürlüklerini aynı biçimde kullanabilir. İki insan aynı şekilde özgür olamaz. ... biz de özgürlüğümüzde kendimizi güven içinde hissederiz. Öylesine özgür değiliz ki, özgürlüğümüzde bile başkaları tarafından doğrulanmak isteriz. Milyonlarca kişi, aynı bayrağı dalgalandırarak ne denli özgür olduğunu ilan eder