Barış

Meta olarak para
Bilgisiz politikacılar, kendini yenilgiye uğratan kemer sıkma politikalarını haklı çıkarmak için cimri metaforlara başvuruyor. Hem enflasyon hem de deflasyonla karşı karşıya olan merkez bankacıları, önce içip içmemeye karar veremediği için çöken, hem susamış hem de aç olan atasözündeki eşeğe benziyor. Kripto meraklıları, nihai para-emtia biçimini benimseyerek dünyayı düzeltmeye davet ediyor: Bitcoin ve onun çeşitli yavruları. Büyük Teknoloji, bizi zehirli platform ağlarına daha da derinlere çekmek için kendi dijital parasını yaratıyor.   Bu düzenlenmiş karartmaya karşı Keynes'in (Einstein'dan türetilmiş) tavsiyesinden daha iyi bir savunma düşünemiyorum: parayı birbirimize, birbirimizle, işte, oyun oynarken, toplumsal evrenimizin her köşesinde yaptığımız şeylerden ayrı bir şey olarak düşünmeyi bırakın. Evet, para bir şeydir, diğerleri gibi bir metadır. Ama aynı zamanda bundan çok daha büyük bir şeydir. Her şeyden önce, birbirimizle ve teknolojilerimizle olan ilişkimizin bir yansımasıdır; yani maddeyi dönüştürdüğümüz araçlar ve yollar. Ya da Marx'ın şiirsel bir şekilde ifade ettiği gibi:   Para, insanlığın yabancılaşmış yeteneğidir. Bir insan olarak yapamadığım ve bu nedenle tüm bireysel temel güçlerimin yapamadığı şeyi, para aracılığıyla yapabilirim. Para böylece bu güçlerin her birini kendi içinde olmadığı bir şeye dönüştürür - yani, onu zıttına dönüştürür.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.

Barış

, bir kitap okudu
10/10
·424 syf.·
Beğendi
·
2025 5. kitabı
Stanislaw Lem
8.7/10 · 192 okunma
Yaradılış :))
"Şimdi sayın Rhohchia delegesine son birkaç sorum olacak! Bundan uzun yıllar önce Dünya bir vakitler ölü bir gezegenken, oraya sizin bayrağınızı taşıyan bir geminin indiği ve buzdolabındaki bir arıza yüzünden bazı yiyeceklerinin bozulmuş olduğu doğru değil mi? Bu gemide, su mercimeği sosisleriyle yaptıkları ahlâksız düzenbazlık yüzünden adları daha sonra bütün kayıtlardan silinen iki tayfa olduğu ve bu iğrenç düzenbazların, bu Samanyolu serserilerinin adlarının Tengri ile Rabb olduğu doğru değil mi? Bu Tengri ile Rabb'ın, sarhoş kafalarıyla, savunmasız ve boş bir gezegeni kirletmekle yetinmeyip, ahlâksız ve iğrenç bir şekilde, evrenin daha önce görmemiş olduğu bir biyolojik evrim başlatmaya karar verdikleri doğru değil mi? Bu iki Rhohch'un, planlı bir kötü niyetle, çok büyük ve korkunç bir kötü niyetle, Dünya'yı -gerçek bir galaktik boyutta- hilkat garibelerinin üreme yerine; kozmik bir gösteri merkezine; tüyler ürpertici olayların ve merak uyandıracak şeylerin sahnelendiği bir yere; canlı mensuplarının, bir gün en uzak nebulalarda anlatılan fıkralara konu olacağı bir gösteriye dönüştürdükleri doğru değil mi? O zaman, her türlü sağduyudan ve ahlâk anlayışından uzak bu iki vicdansızın, cansız Dünya'nın kayaları üzerine altı fıçı ekşimiş jelatinli sıvı, iki kutu bozuk albüminli hamur boşalttıkları ve bu balçığa bir miktar kokmuş riboz, pentoz ve levuloz ekledikleri ve -bu kadar pislik yetmezmiş gibi- bunun üzerine üç büyük sürahi küflenmiş aminoasit eriyiği ekledikleri, sonra köpüren maddeyi sola dönük bir kömür küreğiyle karıştırdıkları ve aynı yöne eğilmiş bir soba demiri de kullandıkları, bunun sonucunda Dünya'da meydana gelecek bütün organizma proteinlerinin solak olduğu doğru değil mi?! Son olarak, o sırada Rabb'ın nezle olduğu, üstelik fazla içki yüzünden
Felsefe-Düşünce
Peder Ozibary
Misyonumuza bağlı talihsiz Peder Oribazy'nin başına gelen acı olayı duydunuz mu?" Hayır anlamında başımı salladım. "Dinleyin o halde, size anlatayım. Ophoptopha'nın ilk kâşifleri bile oranın halkı olan güçlü Gneltleri öve öve bitirememişlerdi. Herkesin hemfikir olduğu şey, bu zeki varlıkların Evren'deki en yardımsever, en iyi kalpli, en barışçı ve en diğerkâm yaratıklar oldukları. Böyle bir toprağın, inanç tohumunu ekmek için ideal olduğunu düşünerek, Peder Oribazy'i in partibus infidelium10 piskoposu yapıp Gneltlere gönderdik. Peder, Ophoptapha'ya vardığında öyle bir şekilde karşılandı ki, daha fazlasını istemek mümkün değildi; ona inanılmaz bir ihtimam ve saygı gösterdiler, her kelimesini dikkatle dinlediler, yüzünün ifadesini okuyup hemen en küçük arzusunu yerine getirdiler, verdiği vaazları mest olup dinlediler - sözün kısası ona tam anlamıyla biat ettiler. Peder bana yazdığı mektuplarda, onları övmek için kelimelerin yetmediğini söylüyordu, talihsiz adam..." Konuşmanın burasında Dominiken rahibi kolunun yeniyle gözündeki yaşları sildi. "Bu uygun koşullarda, Peder Oribazy bir an bile görevini unutmadan, gece gündüz inancın ilkelerini vaaz ediyordu. Gneltlere Eski ve Yeni Ahit'i, Mahşer'i ve havarilerin mektuplarını anlattı, sonra azizlerin hayatlarına geçti; Tanrı adına şehit düşenleri yüceltirken özellikle coşkulu davrandı. Zavallı adam ... bu onun her zamanki zaafıydı. .." Peder Lacymon, duygularına hâkim olduktan sonra, titreyen bir sesle devam etti: "Böylece Peder, Gneltlere canlı canlı yağda haşlandıktan sonra ebediyet mertebesine ulaşan Aziz Yohanna'dan, inancı uğruna başının kesilmesine izin veren Azize Agnes'den, bir sürü okla delik deşik edilen ve Cennet'te ilahi söyleyen meleklerce karşılanan Aziz Sebastian'dan, bedenleri dörde bölünen, boğularak
Felsefe-Düşünce

Barış

, bir kitap okudu
10/10
·152 syf.·
Beğendi
·
2025 4. kitabı