Hem insanların çoğu, ciddi bir hastalığa yakalandıklarında hangi tedaviyi göreceklerini seçmek istiyor mu gerçekten ? Seçme özgürlüğü soyut haliyle çekici görünebilir , ama işler zora bindiğinde insanlar başka birinin gerekli bilgiye sahip bir otoritenin kendileri yerine seçim yapacağını umuyor .
Ne var ki özdeşleşme sadece başka biri gibi görünmek demek değildir . İdeal bir benlik oluşturmakla da ilgilidir . Kendimizi bir ideale bağlarız ve sonrasında bu ideale erişememenin sarsıntısına maruz kalırız .
Salt bireysel seçim olarak düşündüğümüz bir şeyin çoğu zaman başkalarının algı ve etkilerine bağlı olduğuna kabul etmekte zorlanıyor olabiliriz. Kontrolün tamamen bizde olduğuna ve tümüyle özerk olduğumuza inanmak istiyoruz . Ama yetkin bir seçim yapmak için yeterli bilgimiz veya uygun donanımımız olmadığı hissinden de kurtulamıyoruz. Bir otoriteden bir şey duyduğumuz zaman da o bilginin değerini sorguluyoruz .
Kimliğini ifade etmesine uygun bir bedende yaşamadığını hisseden bir insan sürekli bedenini dönüştürme peşinde olabileceği gibi , hayatta üstlendiği diğer kimliklerden de yetersizlik duyabilir .
Tozlu bir pencere camından bakar gibi .
Kaybolup giden o yılları hatırlıyor .
Geçmiş , görebildiği ama dokunamadığı bir şey .
Ve gördüğü her şey bulanık ve belirsiz.
In the Mood for Love -( 2000)