Önce kendine aşık olacaksın. Bu da ancak kendini gerçekleştirebilmekle mümkün olur. Gerçeğini dünyaya sunabilmekle. Kendine âşık olacaksın ki nasıl bir değeri ortaya koyduğunu bilecek ve o değeri ona vereni seçebileceksin. Seni sen gibi sevenle birleşecek, ona benzersiz seni sunacaksın. İşte böyle kendini olduğu gibi tümüyle kabul edip sevebildiğinde karşındakinin de olmasına izin vereceksin. Kendini gerçekleştirmesine. Nasıl olmak isterse…
Bunca şevkle tutunmaktan hayata, / serbest kalmış korkudan, ümitten, / kaçar ve şükrederiz tanrılara; / bu lütuf geldiyse hangisinden. / Bir canlı sonsuza dek ömür sürmez / Ölü adam hiçbir zaman dirilmez / En yorulmuş nehir bile dinlenmez / Denize ulaşmadan salimen.
Varoluş mücadelesinde, güçlüler ve güçlülerin soyu hayatını sürdürme meyli gösterirken zayıflar ve zayıflardan türeyen nesillerse yok olma eğilimindedirler. Bunun sonucunda güçlüler ve güçlülerin soyu yaşamaya devam ederken, bu mücadele devam ettiği müddetçe yeni gelen her neslin gücü de artar. Gelişim budur. Ama siz köleler gelişim yasasının hükümsüz kaldığı, zayıfların ve güçsüzlerin yok olmadığı, bütün güçsüzlerin her gün istediği kadar yiyip içtiği ve aynı güçlüler gibi yeni kuşaklar ürettiği bir toplum hayal edersiniz. Peki bundan nasıl bir sonuç çıkar? Gelecek kuşakların gücü artmaz, hayatları değer kazanmaz. Tersine kaybeder. Sizin o köle felsefenizin can düşmanı işte budur.