Aklıma geldikçe sinirleniyorum. Gideyim, ağızlarına iki tane vurayım, diyorum. Sonra Kirkor Amca'nın sözleri aklıma geliyor: "Onlar gibi olma evlat. Kötülüğü çoğaltma. Ne geldiyse başımıza kötülüğün sıradanlaşmasından geldi. Bırak, öyle bilsinler. Ne derlerse desinler . Biz kendimizi tanıyoruz. Sen neden burada olduğunu biliyorsun. Vicdanın rahatsa gerisini bos ver." Hak veririm ona. Ne kadar kızarsam kızayım onlar gibi olmayacağım. Kötülüğü çoğaltmayacağım. Neden Fresko'da olduğumu biliyorum. Eşikten geçtim bir kere.
"Bu, ikimizden başka kimselerin anlamadığı, bilmediği sessiz bir dilmiş gibi kalsın aramızda. Hatırladıkça özlemle anılan bir duygu olarak kalsın, dilllenmesin, gün ışığına çıkmasın..."
Herkes gerçek aşkı aradığını söylüyordu ancak henüz bulan birine rastlamamıştı. Acaba gerçek ask diye bir sey var mıydı gercekten? Hem zaten ne diye başına gerçek" sıfatı eklenmişti ki? Sadece aşk demek kafi gelmiyor muydu? Demek ki o kadar çok aşk olmayan aşk vardı ki günümüzde, kelimenin bașına "gercek' sifatini eklemeye gerek duymuşlardı.
Onların ayıplaması önemli değil. Hakikat öyle derindir ki ona vakıf olan kimse onunla dolup taşar, ötesine birisini düşünemez artık. Küp içindekini dışarı sızmasına mani olabilir mi hiç? Eğer sen bunu engellemeye çalışıyorsan zihninle hareket ediyorsun demektir hala. Ve insan zihni ihtiyaçlarının kontrolündedir, Hakkı’n değil. İhtiyaçtan kurtulman gerekir ki onu bulasın.