Bu alıntıyı güncelleme gereği hissettim. Sebebi, şu sıralar çokça karşılaştığım Nihal Atsız. Şu iki şerhi koyarak başlayayım ki haksızlık olmasın. Evet, Ruh Adam hatırı sayılır nitelikte iyi bir eser. Evet, iki kitabını okudum bir tanesini de okurken yarım bıraktım, içim daraldı. Can yayınlarının kurucusu Erdal Öz’ün deyimiyle “ Hıyarın acı olduğunu anlamak için tamamını yemeye gerek yok. “
Siyasi görüşleri beni şaşırtan birçok sanatçıya denk geldim. Dostoyevski, Dali, Knut Hamsun bunlardan en bilinenleri. Atsız’ın en temelde ayrıldığı nokta ise aktif siyasetin içinde olması sebebiyle birçok insanın kanı ellerinde. Trakya Olayları’nda ve Sabahattin Ali’nin ülkeyi terk ederken bir faşist tarafından katledilmesinde bizzat parmağı olduğu aşikâr. Başta, Köy Enstitüleri’nin kurucusu Hasan Ali Yücel olmak üzere Cumhuriyet Dönemi'nin ilerici aydınları hakkındaki görüşleri apayrı bir konu.
(Birçoğumuzun okuma yazma öğrenmesine vesile olan “Cin Ali” serisinin yazarı öğretmen Rasim Kaygusuz, Köy Enstitülerinde yetişmiş çok değerli bir insandır. Memlekette, gazetelerin dahi gitmediği en ücra köşelerde bile Cin Ali okutulurken kitaplarında hiçbir şekilde ideolojiye yer vermemiştir.)
Yazdıklarının ve yaptıklarının insani değerleri hiçe saydığı kuşkusuz ortada. Neyse ki, ırkçı olduğunu kendisi de reddetmiyor.
Oğlunun anlattıklarını ve birkaç cümlesini bırakacağım buraya;
“ Nihal Atsız dehşetli bir kafatasçıydı. Yakın çevresi, konu-komşu bir yana, hemen hiç tanımadığı insanların bile kafataslarını ölçer, kılı kırk yararak hesabını yapar ve o şahıslara mesela yüzde 37 onda dokuz mu yoksa ne bileyim yüzde 69 virgül dört oranında mı ‘Türk’ olup olmadıklarını tebliğ eder, oranı düşük çıkanlar için de dudaklarında daima birkaç ‘teselli-bahş’ kelime bulunurdu. Farz-ı muhal ‘Fakat