Hayatta herkes aynı sınavdan geçmez. 🪭Birinin mutlu bir evliliği, başarılı çocukları, güzel bir kariyeri ya da sahip olduğu imkanlar; her zaman yalnızca kendi gücünün ve başarısının sonucu değildir.Aynı şekilde bir başkasının yaşadığı zorluklar da her zaman eksiklikten veya yetersizlikten kaynaklanmaz. Kimi sahip olduklarıyla şükür sınavı verir, kimi ulaşamadıklarıyla sabır sınavı verir.Bu yüzden insanların görünen hayatlarına bakarak hüküm vermek yerine, herkesin görünmeyen mücadeleleri olduğunu hatırlamak gerekir. `“Herkesin görünen bir hayatı, görünmeyen bir imtihanı vardır.
Duygu ve Düşünce
Martin Eden romanında, Martin, Ruth ile tanıştığında aralarındaki sınıf farkını "o an Ruth'u kendisinden bir milyon mil uzak hissetti" diye anlatacaktı Jack London. Martin, romanın ilerleyen sayfalarında çok okuyup, çok yazacak ve başarılı bir yazar olacaktı. Bu sefer Martin'in Ruth hakkındaki duyguları şu şekilde yansıtılacaktı yazar tarafından: "Onu gerçekten sevmediğini şimdi anlamıştı. Sevdiği şey Ruth değildi, idealize ettiği, kendi kafasında yarattığı uhrevi bir şeydi; kendi aşk şiirlerinin ışık saçan ruhuydu." Çünkü Martin'in, yine yazarın anlatımıyla, beklentisi şu şekilde anlatılacaktı: “Hayatı boyunca sevgiye hasret kalmıştı, doğası sevgiye açtı. Ama hiçbir zaman sevgiye ulaşamamış, giderek katılaşmıştı.” Sevgiyi arayan insanlar için hiçbir zaman "Özne" önemli değildir; önemli olan "yüklem"in yarattığı tılsımdır. Ve ne acıdır romanın sonunda Martin intihar etmistir. Üstelik sevgiyi de bulamamıştır. Tıpkı Jack London gibi... Biri okyanusun derin sularında; diğeri bir tüfeğin soğuk namlusunda ölümü kucaklamıştır.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sevgi dili 34..
— Bana bir şey söyle… — Ne söyleyeyim? — İnsan neden en çok sevildiği yerde ağlar? Çünkü insan kendini en çok güvende hissettiği yerde bırakır. Gün boyu güçlü durursun. Kimseye belli etmezsin. İçine atarsın. Gülersin. Şakalaşırsın. Ama biri çıkıp da gerçekten “Nasılsın?” diye sorunca… İçinde tuttuğun bütün cümleler boğazına düğümlenir. Çünkü bazı sorular cevap istemez. Bazı sorular, kalbin kapısını açar. — İnsan neden bu kadar yoruluyor? Çünkü herkes yükünü sırtında taşımıyor. Bazıları kalbinde taşıyor. Kimsenin bilmediği korkularını…
Nadir Şah Nadir Şah Afşar (22 Ekim 1688, Dergez - 19 Haziran 1747, Fethabad), Afşar İmparatorluğu'nun kurucusu ve ilk hükümdarı olan Türkmen şahtır. Azerbaycan ve İran tarihlerinin en güçlü hükümdarlarından biri kabul edilip, 1736'dan 1747'deki suikastına kadar Afşar İmparatoru ve İran şahı olarak hüküm sürmüştür. Batı Asya, Güney Kafkasya, Orta Asya ve Güney Asya'da birçok seferde savaşmıştır. Askeri dehası nedeniyle, bazı tarihçiler onu İran'ın Napolyonu veya İkinci İskender olarak tanımlamıştır.İran, Azerbaycan, Hindistan'ın kuzeyi ve Orta Asya'nın bir bölümünü içine alan büyük Afşar İmparatorluğunu kurdu. Afganlar, Osmanlılar ve Babür İmparatorluğu'na karşı zaferler kazandı. Nadir Şah, Asya'nın son büyük fatihiydi. Osmanlılar ve Babür İmparatorluğu arasında Afşarlar'ı yeniden saygın bir yere getirdiği için övülür. Kaynaklarda Nadir Şah'ın, teşkilatçı, cesur, zeki ve çok enerjik bir yapıya sahip olduğu belirtilmiştir. Farsça'yı çok iyi bildiği halde Türkçe'yi (Çağatayca) kullanmayı tercih etmiştir. Hatta Çağatayca Türkçesi ile yazılmış yarlığı mevcuttur. Hindistan'da Karnal Muharebesinden sonra Babürlüler hükümdarı Muhammed Şah'la, Nadir Afşar arasındaki görüşmede iki hükümdar Türkçe konuşmuşlardır. Nadir Şah, Safeviler'in aksine Şia'yı Caferilik ismi altında dört Sünni mezhebin yanında beşinci İslam mezhebi saymak istemiş ve bu amacı onun iç ve dış politikasının temelini oluşturmuştur. Nadir, Horasan'daki Abiverd hudut bölgesinde yaşayan Afşarlar'ın “Kırklu/Kıruklu” obasına mensuptur. Obasının kış için göçü sırasında Dasgird/Dergez köyüne ulaşıldığında doğdu. Babası İmam Kulu Beğ oğluna Nadir Kulu adı verdi. İmam Kulu Beğ hakkında kaynakların bazılarında deriden elbise dikicisi veya kürkçü olduğu, bazılarında da çoban olduğu söylenmiştir. Küçük yaşta babasını
Başarılı insanlar; hayatın kendilerini ne hale getireceğini değil, kendilerinin hayatı ne hale getireceğini düşünürler.
1000Kitap
Şule Yüksel Şenler'i konu alan bir TRT dizisi yapılmış. Dizide muhafazakar-dindar kitleyi yine semazenler-tasavvufi yön üzerinden anlatma çabası göze çarpıyor. Kuşkusuz tasavvuf ve tasavvuf düşüncesinin kurumsallaşmış hali olan tarikatlar, İslam dininin bir yorumu ve temsili olabilir. Ancak İslamı yalnızca tasavvuf ve tarikatlardan okuma çabası bağımsız düşünen onca dindar insanı göz ardı bırakmak anlamına gelip, toplumsal gerçekliği yansıtmaz. Lise yıllarımda izlediğim Yedi Güzel Adam dizisi Türkiye'deki muhafazakar-dindar kitleyi yine edebi figürler üzerinden anlatırken tasavvufi figürler baskın gözükmüyordu. Bu anlamda daha başarılı bir proje gibiydi. Bir kesime dair film yaparken o kesimle alakalı o kesimin çizgisinde olmasa bile olabildiğince o kesimle alakalı sağlıklı gözleme sahip araştırmaları bulunan sosyologlara başvurulmalı. Hatta bence o kesimin çizgisini benimseyen ama eleştirel de düşünebilen kişiler en ideal olanı. Aksi taktirde sosyal ve tarihsel gerçekliği yansıtmaya çalışma çabası o kadar da sahici durmuyor...