...Ben gerek kendimin, gerek benim olacak her şeyin ait olduğu yeri buluncaya dek hiçbir şeye sahip olmak istemiyorum. Henüz bu yerin de nerede olduğunu bilmiyorum. Ama bu yerin nasıl bir yer olduğunu biliyorum.”
Kar taneleri hafifçe uçuşuyor.
Sokak lambasının ışığının ulaşamadığı kapkara boşlukta.
Suskun siyah ağaç dallarının üstüne.
Başı önde yürüyenlerin saçlarına.
Kar yağmaya başladığında insanlar yaptığı işi bırakıp kısa süreliğine karı izler. Otobüstelerse eğer, başlarını kaldırıp bir süre camdan dışarıyı seyrederler. Sessiz sedasız, hiçbir mutluluk ya da hüzün olmadan ince ince yağan milyonlarca, milyarlarca kar tanesi, sonunda sessizlik içinde yolları kapladığında dışarıyı daha fazla izlemeyip başını çevirenler olur.
Çok kan kaybettiği için yüzü kirece dönen kadın bu bebeğin ağlayan yüzünü seyreder. Şaşkınlık içinde kundaktaki bebeği kucağına alır. Bu ağlamayı durdurmayı henüz bilmeyen insan... Az öncesine kadar inanılmaz bir acı yaşayan insan... Bebek bir an ağlamayı keser. Bir koku yüzündendir. Ya da ikisi daha yeni bağlantı kurmuştur. Bebeğin henüz görmeyen buğulu gözleri kadının yüzüne, sesin geldiği tarafa doğru yönelir.
Neyin başladığını bilmez bir halde, birbirleriyle bağlantı kurarlar. Kan kokusunun yaydığı sessizlik içinde. Bedenleri arasında beyaz bir kundak varken.