Konstantin Levin ise ağabeyine, parlak zekalı, çok bilgili, kelimenin en yüksek anlamıyla soylu ve toplum yararına çalışma nitelikleriyle bezenmiş bir insan gözüyle bakardı. Ama yaşlanıp, ağabeyini daha yakından tanıdıkça, kendisinin büsbütün yoksun bulunduğu bu toplumun yararına çalışma yeteneğinin belki de bir erdem olmadığını, tam tersine bir eksiklik, iyi, namuslu, soylu isteklerin ve zevklerin eksikliği değil de; yürek denilen hayat gücü eksikliği, hayatın, insanların önüne çıkardığı sayısız yollardan birini seçmek, birini arzulamak eksikliği olduğunu, ruhunun derinliklerinden gittikçe daha sık düşünmeye başladı.