Genç, saf ve büyüleyici bir güzelliğe sahip olan Dorian Gray, ressam Basil Hallward tarafından çizilen portresine hayran kalır. Lord Henry Wotton’ın da etkisiyle, gençliğinin geçici olduğuna üzülür ve portresinin yaşlanıp ruhunun kirlenmesini, kendisinin ise sonsuza dek genç ve kusursuz kalmasını diler. Bu dileği tuhaf bir şekilde gerçekleşir.
Dorıan gray’ın portresi
Basil hallward yaptığı son portre bu zamana kadar yaptığı en güzel portredir ancak portrenin sahibi dorian gray bir daha asla bu portredeki hali kadar genç ve yakışıklı görünmeyeceğini anlayınca içinden korkunç bir dilek geçirir o andan itibaren doran dışarıdan güzel görünen ama içi kötü bir adama dönüşür hiçbir şeyi umursamadan hayatını yaşar ancak yaptığı hatalar onun peşini bırakmaz
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Oscar Wilde'ın yaşamla estetik arasında çöpçatanlık yaptığı bu roman; felsefi iklimde geçerek beni aforizma yağmuruna tuttu diyebilirim. Hikayenin başında Lord Henry, Basil Hallward ve Dorian Gray'i birbirinden apayrı ama yan yana geldiğinde arapsaçına dönen karakterler olarak tanıyoruz. Dorian'ın kendisine aşırı zaafı olan ressam dostu Basil üzerinden aykırı düşüncelere sahip Lord Henry ile karşılaşması hayatındaki dönüm noktası olur. Basil Dorian'a ne kadar manevi olarak bağlanıyorsa Dorian da Henry'e o kadar fikren alışıyor ve ondan kendini alamıyordur. Genç Dorian'ı kendi tazeliğine ve kendi güzelliğine aşık eden Basil ve Henry, Dorian'ın gönlünü bir tiyatrocu güzele kaptırmasıyla kafaları karışır ve hiç beklenmedik bir gelişme Dorian'ın yaşamına farklı yön verir. Dorian Gray'in portresi ruhsal evrilişine şeytani bir rehber olmaya çoktan başlamıştır. Herşey artık ilahi bir sona doğru yakınlaşmaya gidecektir. Lord Henry gerçekten argümanlarıyla insanı baştan çıkarıyor ve kendine çekiyor. Basil Hallward'ın sanatı ve romantikliği, yaşamını eline yüzüne bulaştırıyor. Dorian Gray ise şeytana çoktan "ruhuma sahip olabilirsin ama bedenime asla!" demiştir. Kitabın ilk yarısı beni etkilerken ikinci yarısından tatmin olamadım ve kurgusunu başarılı bulmadım. Wilde'in betimlemeleri ne kadar şairane olsa da (zaten en büyük şairlerden) yaşadığı dönemin estetik geleneklerine çok değinmesi okurunu bazı bölümlerde çok zorluyor. Ben okuduğuma memnun oldum ama genel okuyucunun beğeni ortalamasının altında kalacağını düşünüyorum. Edebiyat dünyasında önemli bir yeri olan bu romanı, Oscar Wilde'ın özel hayatı ve tek romanı olması daha ilgiye değer kılıyor. Sanırım herkes kitaptan istediğini alıyor; kitap bana eşcinselliği tanımlamadı, beni ahlakdışı da bırakmadı. Wilde'ın edebi
1000Kitap
‘’ Dorian Gray’in Basil Hallward ve nicelerini böylesine büyüleyen eşsiz güzelliği onu hiç terk etmemişti. Hakkında en kötü şeyleri duymuş olanlar bile karşı karşıya geldiklerinde onun ahlaksız olabileceğine ihtimal vermiyordu.’’
Sayfa 148·Kitabı okudu
Edebiyat
Seni karalayanların tahmininden bile daha kötü insansın
"O resimde kötüye dair, utanılması gereken hiçbir şey yoktu. Sen benim gözümde bir daha asla rastlayamayacağım türden bir idealdin. Şu karşımdakiyse şehvet düşkünü bir iblisin yüzü." "Benim ruhum böyle bir yüze sahip işte." "Aman Tanrım! Nasil bir şeye tapmışım ben meğer. Şu şeytani gözlere bak." "Cennet de cehennem de icimizde Basil." dedi Dorian ellerini çaresizce açarak. Hallward tekrar dönüp tabloya uzun uzun baktı. "Tanrım! Eğer doğruysa, böyle bir yaşam sürdüysen, seni karalayanların tahmininden bile daha kötü bir insansın demektir." Işığı yeniden tuvale tutup incelemeye devam etti. Tuvalin yüzeyi tıpkı bıraktığı gibi duruyordu; hiçbir bozulma yoktu. Bu iğrençlik ve çürüme içten geliyordu belli ki. İşlenen günahlar tıpkı cüzzam yarası gibi o şeyi hızla içten içe çürütüyordu. İçi su dolu bir mezarda çürüyen bir ceset bile boylesine dehşet verici görünemezdi.
Sayfa 180·Kitabı okudu
Hayat ve İnsan
“Her birimiz Cennet’i de Cehennemi’i de içimizde taşıyoruz, Basil”