TECDİD ve MÜCEDDİD-İ ELFİ SÂNÎ...
(...) İslâm mutlak fikirdir ve mutlak fikrin mutlak tatbiki, sadece Asr-ı Saadet’te… Çünkü mutlak fikir zihnî çaba ile kurulamaz, nakil’dir. “Mutlak Muhatab Anlayış”, sadece nakl’in (Kur’ân’ın) ilk muhatabına, birinci derecede hitab ettiğine verilmiştir. Bu (Kur’ân ve sünnet), değişmeyen öz’dür; çağlar üstüdür, “absoluter geist”tir (Mutlak Ruh-Fikir); hiçbir çağa, hiçbir topluma göre değişmez. Ama her gelen çağ, yeni yeni meseleler getirdiği için, değişmeyen öz, her yeni mesele karşısında kendini yeniden açar; her yeni mesele karşısında değişmeyen öz’e bağlı yeni çözümler gerekir. Her çağ için ayrı İslâm olamayacağına göre, her çağın İslâma Muhatab Anlayış’ının ne olduğunu bilmek gerekir. Veya: “Şuur seviyesinin her değişiminde gerçeklik seviyesi de değişir…” Tarihî konjönktür-dilimler içinde gerçeklik seviyelerinin tasviri, tahlili ve bu tasvir ve tahlilin İslâm’ın hakikatine nisbeti, İslâma Muhatab Anlayış‘ı verir… İslâm’da buna tecdid (yenilenme), bunu yapan kimseye de müceddid (yenileyici) denir. Ama bu yenilenme, İslâm’ın yenilenmesi değildir; İslâma Muhatab Anlayış’ın yenilenmesidir. Geçmiş çağlarda birçok büyük müceddid gelmiştir. Bunlardan en sonuncusu ve en büyüğü Hindistanlı büyük İslâm âlimi İmam-ı Rabbanî‘dir. Müslümanlar onun “Müceddid-i Elf-i Sânî-İkinci Binin Yenileyicisi” olduğunda ittifak etmişlerdir. Birbirinden kopmuş bulunan Şeriat ve tarikat yollarını o birleştirmiş, İslâm’ın hakikatinin hangi yolda olduğunu o bildirmiştir. __Fakat 500 yıldır, çağın getirdiği meseleler karşısında bir yenilik getirilmiş değildir. Her çağda İslâma Muhatab Anlayış‘ın ne olması gerektiği bilinirken, son 500 yıldır bu ölçü kaybedilmiştir. Veya basitçe: Kanunî devrinden başlayarak, gerçek Müslüman tipinin yerini “kaba softa ham yobaz” ve ardı sıra
Akademya Yazıları
Alternatif Okumalar ve Tezin Sınırları Yukarıdaki çerçeve, gözlemlenen davranış kalıplarına (statüko korumacılığı, iktidardan kaçınma, reform girişimlerinin etkisizliği) tutarlı ve açıklayıcı bir model sunuyor. Ancak bu model birkaç açıdan eleştiriye açıktır. Birincisi, alternatif nedensel açıklamalar mevcuttur. CHP'nin statükocu görünen tavrı, tarihsel-ekonomik mirastan değil; seçim aritmetiğinden (toplumun ideolojik haritası, koalisyon olasılıkları), kurumsal ortamın asimetrisinden (yargı, medya, bürokrasi üzerindeki denetimin dağılımı) veya basitçe liderlik tercihleri ve parti içi rekabetten de kaynaklanabilir. "İktidardan kaçınma" gibi görünen bir davranış, aslında "iktidara ulaşamama"nın bir sonucu da olabilir—niyet ile yapısal kısıt arasındaki ayrım burada belirsizleşir. İkincisi, "mutasyon" metaforu açıklayıcı gücünü, falsifiye edilemezlikten alıyor olabilir. Sistemin her tepkisi—reform girişimi başarısız olursa "bağışıklık tepkisi", başarılı olursa "yeni döneme uyum"—aynı çerçeveye oturtulabiliyorsa, bu çerçeve hangi gözlemin teoriyi çürüteceğini tanımlamıyor demektir. Bu, anlatının gücünü artırırken ampirik bir teori olarak sınanabilirliğini zayıflatır. Üçüncüsü, metin homojen bir "sistem" ve "yapı" varsayıyor, oysa devlet, parti ve sermaye ilişkileri içsel olarak çok parçalı ve çoğu zaman birbiriyle çatışan aktörlerden oluşur. "Sistem kendini korur" gibi bütüncül ifadeler, bu iç çatışmaları ve zaman zaman gerçekleşen—kısmi de olsa—kurumsal değişimleri (yargı reformları, mali şeffaflık adımları, parti içi liderlik değişiklikleri) gözden kaçırma riski taşır. Dördüncüsü, karşılaştırmalı perspektif önemli bir kontrol noktasıdır. Benzer "kurucu parti–devlet" iç içeliği başka ülkelerde de (örneğin eski tek parti rejimlerinden çıkan demokrasilerde) görülmüştür
Felsefe
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bebek gözlemi- Didier houzier (syf 59)
Kitapta hem bebek gözlemine spesifik olarak hem de psikanaliz yöntemlerinin anlatımı sırasında karşı aktarım (countertransference) kavramı ğzerinde duruluyor. Basitçe, psikanaliz yapan analistin duygu yansıtmasına karşı aktarım deniyormuş. (Analize konu olan analizanın paylaşımları aktarım oluyor.) Bu durumdan analizana onda olmayan duyguları uyandırmaya ya da ne hissedeceğini telkin etmeye sebep olması sebebiyle olabildiğini kaçınmak isteyen analistler var, ancak bebek gözlemi yapan analistlerden tam tersine, bebeği gözlerken kendilerinde meydana gelen tepkileri de gözlemleyip olabildiğince kağıda dökmeleri isteniyor. Bu da bebek gözlemini ana akım divan-terapisinden önemli ölçüde ayırıyor.
Psikanaliz
2 Sanat tarihinin ve doğasının sorumlusu sanatçılardır. Sanat tarihinin doğası şudur: köleliğe boyun eğmiş, emrine amade olmuş güzellik. Sanat tarihçileri sanatçıları şöyle bilir: sihirbaz, büyücü, üstatçı, imajcı… Köle, mekanik, zanaat, köle işçi, anonim… Grek, Romalı, ortaçağ… 12. yüzyıl: “Tanrı’nın Hizmetkârı”, mistik, aydınlatmacı, mozaikçi… 14. yüzyıl: Ayrımsız, sanatçı-zanaatçı (Filippo Lippi)… 15. yüzyıl: “doğada Tanrı’nın hizmetkârı”, bireysel, eğitimli adam (Van Eyck)… 16. yüzyıl: bilim adamı, natüralist, “liberal sanatlar”, Rönesans, (Dürer)… Aynı zamanda: “ilahi ressam”, içsel fikir (Mikelanj, Leonardo)… 17. yüzyıl: Sarayın hizmetkârı, “kralların ressamı” (Velasquez)… Sonra: Asil, klasikçi, kraliyet akademisi, güzel sanatlar (Poussin)… Aynı zamanda: “Mükemmel ressam”, “ressamın ressamı”… 18. yüzyıl: İdealist, “mükemmelci”, rasyonalist, akademisyen (Reynolds)… Sonra: “Kişilik”, mistik, romantik, virtüöz (Blake)…

Sol Diyez

@Pio_baroja
·
Sanatı Sanatçılardan Kurtarın ... A. Brener - Barbara Schurz
1 Çirkin bir dünyada yaşıyoruz. Bu çirkinliğin sorumlusu kim? Çirkin ne? Eğer bir güzellik satıcısı tarafından soruluyorsa, asıl çirkin olan bu sorudur. En çirkin manzara da sanatçıların kendilerini satmasıdır. Bir meta olarak sanat çirkin bir fikirdir; bir eğlence olarak sanat çirkin bir eylemdir. Bir memnun etme ve satış mesleği olarak görsel sanatlar çirkin bir iştir. Sanat alışverişi, sanat koleksiyonculuğu, sanat manipülasyonu, sanat işi çirkindir. Bir geçim aracı olarak, bir hayatın tadını çıkarma aracı olarak sanat çirkindir. “Sanatçının da yemek yemesi lazım” ifadesi çirkindir. Bir sanatçının yemek ihtiyacı bir başkasından fazla değildir. Sanatta ekonomik ilişkiler utanç verici ve çirkindir. Sanatta ticaretçilik, kariyercilik, para yapmacılık, hayatta kalmacılık çirkindir. Bir iş adamı olarak sanatçı, bir sanatçı olarak iş adamından daha çirkindir. Sanatçının himaye altına alınmış bir ahmak olarak, bir masum olarak, bir şirket adamı olarak, bir koleksiyon parçası, başarılı adam olarak imajı çirkindir. Doğal bir hayvan, bitki, ot, egzotik meyve olarak sanatçı çirkindir. Sanatta anti-entelektüalizm çirkindir. Sanatta sahte entelektüalizm çirkindir. Sanatta özel-leştirilmiş entelektüalizm de çirkindir. Sanat mekanizmasının bir parçası olarak çirkin kültü iğrenç ve çirkindir. Anti-sanatın herhangi bir biçimi çirkindir. Kolaj, montaj, hurda, performans ve enstalasyon sanatı çirkindir. Geometrik sanat dışavurumcu sanattan daha az çirkin değildir. Amerikan sanatı, Alman sanatı, İtalyan sanatı, Çin sanatı ve her tür sözde ulusal etiket sanatı çirkindir. “Genç sanat” çirkindir. Sözde uluslararası çağdaş sanat hem sefil hem çirkindir. Tüm bienaller çirkindir. Turizm endüstrisinin parçası olarak sanat çirkindir. Tüm jüriler ve ödüller çirkindir. Kültürel değiş tokuş
Geleceğe gitmek.
Yine kitapları sulaaar seller gibi okurken geçen zamanı düşündüm, bu zaman gidiyor da nereye gidiyor ve neden biz zamanın ilerisine yani geleceğe gidemiyoruz ? Evrenin en tuhaf kurallarından birine kafayı taktım ve bunu sizinle paylaşmaya karar verdim. Hep derler ya "hızlanırsan geleceğe gidersin" diye. Tamam, teoride çok hızlı gidersen zaman senin için yavaşlar ve sen daha az yaşlanırken dünya yıllar sonrasına ışınlanmış gibi olur. Ama işin içinde öyle bir paradoks var ki, insanı delirtir: *Geleceğe gitsen bile aslında orada hiçbir şey göremezsin.* ​Neden mi? Tabii ki yine suçlu ışık, yani #fotonlar. ​Biz bir şeyi nasıl görürüz? O şeyden kopup gözümüze gelen ışık parçacıkları sayesinde. İşin aslı, ışık hızında zaman diye bir şey yoktur. Bir ışık parçacığı (fotonlaaar) için geçmiş, şimdi ve gelecek aynı andır. Işık, bizim henüz yaşamadığımız o gelecek anı geldiğinde, tam o saniyede var olur. Yani şimdiki zamanı yaşarız hep. ​Farzet sen zamanı büküp bir şekilde hop diye 100 yıl sonrasına ışınlansan bile, o gideceğin saniyenin fotonları henüz doğmamış, etrafa saçılmamış olacak. Orada olacaksınız ama hiçbir zaman algılayamayacaksınız. Ama şuan bir gerçek ki insan foton yayar, gelecekte oluşturduğunuz foton ile geçmişte bıraktığınız foton arasında ne oluyor derseniz, nötr, sıfır, gibi terimler ile açıklanıyor. Peki ışınlanarak değil de hız bakımından ışık hızını geçtiğimizde ne olur biliyor musunuz ? Bu sefer fotonlar geriye doğru akacağı için aslında geçmişe gidiyorsunuz, çünkü fotonlar olduğunuz yerde oluşup gittikçe uzaklaşır. Yani siz önceden uçup giden fotonların üzerinden uçup gittikçe fotonların ilk oluştuğu (zamanın başlangıcı bknz:BingBang)'e kadar gidebilirsiniz. Ötesi ise hiç oluşmamış oluyor). Gelecek, ışığın henüz yazmadığı karanlık bir sayfa gibi.
1000Kitap
Grup Bütünlüğü ve Korunma
Merhaba hayatta hep mutlu olmaya çalışan Ve asla bunu gerçekten başaramıyacak insanlar , Nasılsınız ? İyisinizdir inşallah... Aslında iyi olmak zorunda değilsiniz Ama bilmiyorum toplum topluma bunu empoze ediyor ve çoğu insan bunun altından çıkamıyor biri siyaha beyaz diyince ve ya iyiyim yerine kötüyüm deyince herkes altında bir anlam arıyor öğrenmeye çalışıyor nedenini ama nedenini bilme isteği de empoze edilmiş yani bir açıdan bakınca insanın nerdeyse kendi fikrini oluşturamıyacağı bir toplum yapısı kurulmuş kendi fikrini üreten her zihni tekrar dibe çekiyorlar anlayamıyoruz hiç birimiz bunu acaba neden böyle bakınca şeyi hatırladım;" Balıkçılar yengeç yakalarken ilk yengeç ten sonra kovanın ağzını kapatır 2. Yengeç ten sonra ise kapatma gereği duymazlar nedeni sorulunca ise yengecin biri çıkmak isteyince diğeri bacağından tutup aşağı çekiyor özgürlüğe gitmesine izin vermezler. " Bu kolektif bir engel oluşturma çabası kısaca "Eğer ben çıkamıyor isem , sen de çıkamazsın" demenin hayvancası. Bu Canlılar aleminde başka bir hayvanda da var ve bu sefer evrim ağacından çok yakın bir akrabamız olan Primatlar (Maymunlar ve Şempanzeler) Bunlarda ise Sosyal hiyerarşinin çok güçlü olduğu bu türlerde, düşük rütbeli bir birey sosyal statüsünü yükseltmeye veya gruptan "Ayrılıp" kendi başına üstünlük kurmaya çalışırsa, grubun dominant üyeleri tarafından fiziksel veya sosyal olarak şiddete uğrar ve ya daha nazik bir deyiş ile bastırılır 2. örneği verme nedenim evrimede bize o kadar benzeyen canlıların da bu ilkel özelliğe sahip olması . Bu olay evrimde Zero-Sum Game yani Sıfır Toplamlı Oyun denir basitçe açıklamak gerekirse Bir pasta düşünün boyutu artırılamaz mantıken herkese eşit paylaştırılır benim senin ve ya x kişisi eşit payı alırız aynı klastayız yani ama eğer