"İstemiyorum" diye ısrar eden birine "Sen ne istiyorsun?" diye sormak çoğunlukla anlamlıdır. Fakat insan bazen sadece "istemez", onun yerine başka bir şey istiyor değildir... Ya da basitçe, bir şey "istememek istiyordur" ...illa aynı dilde konuşmak gerekirse.
Duygu ve Düşünce
Eğer gerçekten her şeyin sadece hissettiklerin olduğunu inanıyorsan bu durumda gerçek koklaya bildiğin tada bildiğin işite bildiğin ve görebildiğin yani basitçe beyinle iletilen elektriksel sinyallerden başka bir şey değildir
Duygu ve Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Neyse benden duyun madem, okumak öylesine olan, basitçe olagelen bir şey değildir. Okurken anlamak, keyif almak hatta okuduklarından öğrenebilmek için mental sağlığın asgari düzeyde iyi olması elzemdir. Örneğin baş edebileceğinden fazla kaygı, stres faktörü, odaklanma ile ilgili sıkıntı vb olduğunda okurken birinci derecede etkilenen hipokampüs beyin bölgesini ketlenir, böyle zamanlarda okuyamaz, okuduğunu anlamaz ya da okusa da keyif alamaz olmamız bundandır. Yani beyin kontak kapatır, o ara pedallara asılmanın bir hükmü yoktur.
TECDİD ve MÜCEDDİD-İ ELFİ SÂNÎ...
(...) İslâm mutlak fikirdir ve mutlak fikrin mutlak tatbiki, sadece Asr-ı Saadet’te… Çünkü mutlak fikir zihnî çaba ile kurulamaz, nakil’dir. “Mutlak Muhatab Anlayış”, sadece nakl’in (Kur’ân’ın) ilk muhatabına, birinci derecede hitab ettiğine verilmiştir. Bu (Kur’ân ve sünnet), değişmeyen öz’dür; çağlar üstüdür, “absoluter geist”tir (Mutlak Ruh-Fikir); hiçbir çağa, hiçbir topluma göre değişmez. Ama her gelen çağ, yeni yeni meseleler getirdiği için, değişmeyen öz, her yeni mesele karşısında kendini yeniden açar; her yeni mesele karşısında değişmeyen öz’e bağlı yeni çözümler gerekir. Her çağ için ayrı İslâm olamayacağına göre, her çağın İslâma Muhatab Anlayış’ının ne olduğunu bilmek gerekir. Veya: “Şuur seviyesinin her değişiminde gerçeklik seviyesi de değişir…” Tarihî konjönktür-dilimler içinde gerçeklik seviyelerinin tasviri, tahlili ve bu tasvir ve tahlilin İslâm’ın hakikatine nisbeti, İslâma Muhatab Anlayış‘ı verir… İslâm’da buna tecdid (yenilenme), bunu yapan kimseye de müceddid (yenileyici) denir. Ama bu yenilenme, İslâm’ın yenilenmesi değildir; İslâma Muhatab Anlayış’ın yenilenmesidir. Geçmiş çağlarda birçok büyük müceddid gelmiştir. Bunlardan en sonuncusu ve en büyüğü Hindistanlı büyük İslâm âlimi İmam-ı Rabbanî‘dir. Müslümanlar onun “Müceddid-i Elf-i Sânî-İkinci Binin Yenileyicisi” olduğunda ittifak etmişlerdir. Birbirinden kopmuş bulunan Şeriat ve tarikat yollarını o birleştirmiş, İslâm’ın hakikatinin hangi yolda olduğunu o bildirmiştir. __Fakat 500 yıldır, çağın getirdiği meseleler karşısında bir yenilik getirilmiş değildir. Her çağda İslâma Muhatab Anlayış‘ın ne olması gerektiği bilinirken, son 500 yıldır bu ölçü kaybedilmiştir. Veya basitçe: Kanunî devrinden başlayarak, gerçek Müslüman tipinin yerini “kaba softa ham yobaz” ve ardı sıra
Akademya Yazıları
Alternatif Okumalar ve Tezin Sınırları Yukarıdaki çerçeve, gözlemlenen davranış kalıplarına (statüko korumacılığı, iktidardan kaçınma, reform girişimlerinin etkisizliği) tutarlı ve açıklayıcı bir model sunuyor. Ancak bu model birkaç açıdan eleştiriye açıktır. Birincisi, alternatif nedensel açıklamalar mevcuttur. CHP'nin statükocu görünen tavrı, tarihsel-ekonomik mirastan değil; seçim aritmetiğinden (toplumun ideolojik haritası, koalisyon olasılıkları), kurumsal ortamın asimetrisinden (yargı, medya, bürokrasi üzerindeki denetimin dağılımı) veya basitçe liderlik tercihleri ve parti içi rekabetten de kaynaklanabilir. "İktidardan kaçınma" gibi görünen bir davranış, aslında "iktidara ulaşamama"nın bir sonucu da olabilir—niyet ile yapısal kısıt arasındaki ayrım burada belirsizleşir. İkincisi, "mutasyon" metaforu açıklayıcı gücünü, falsifiye edilemezlikten alıyor olabilir. Sistemin her tepkisi—reform girişimi başarısız olursa "bağışıklık tepkisi", başarılı olursa "yeni döneme uyum"—aynı çerçeveye oturtulabiliyorsa, bu çerçeve hangi gözlemin teoriyi çürüteceğini tanımlamıyor demektir. Bu, anlatının gücünü artırırken ampirik bir teori olarak sınanabilirliğini zayıflatır. Üçüncüsü, metin homojen bir "sistem" ve "yapı" varsayıyor, oysa devlet, parti ve sermaye ilişkileri içsel olarak çok parçalı ve çoğu zaman birbiriyle çatışan aktörlerden oluşur. "Sistem kendini korur" gibi bütüncül ifadeler, bu iç çatışmaları ve zaman zaman gerçekleşen—kısmi de olsa—kurumsal değişimleri (yargı reformları, mali şeffaflık adımları, parti içi liderlik değişiklikleri) gözden kaçırma riski taşır. Dördüncüsü, karşılaştırmalı perspektif önemli bir kontrol noktasıdır. Benzer "kurucu parti–devlet" iç içeliği başka ülkelerde de (örneğin eski tek parti rejimlerinden çıkan demokrasilerde) görülmüştür
Felsefe
Bebek gözlemi- Didier houzier (syf 59)
Kitapta hem bebek gözlemine spesifik olarak hem de psikanaliz yöntemlerinin anlatımı sırasında karşı aktarım (countertransference) kavramı ğzerinde duruluyor. Basitçe, psikanaliz yapan analistin duygu yansıtmasına karşı aktarım deniyormuş. (Analize konu olan analizanın paylaşımları aktarım oluyor.) Bu durumdan analizana onda olmayan duyguları uyandırmaya ya da ne hissedeceğini telkin etmeye sebep olması sebebiyle olabildiğini kaçınmak isteyen analistler var, ancak bebek gözlemi yapan analistlerden tam tersine, bebeği gözlerken kendilerinde meydana gelen tepkileri de gözlemleyip olabildiğince kağıda dökmeleri isteniyor. Bu da bebek gözlemini ana akım divan-terapisinden önemli ölçüde ayırıyor.
Psikanaliz