KARA EDEBİYAT (SCHLEGEL, HEGEL, ROSENKRANZ)
Aydınlanmanın Şeytan'ı kovması estetik açıdan sonuçsuz kal mış, öyle ki edebiyatı repertuvarında İblis'e yer vermekten alı koyamamıştır. Ama bir yandan da rasyonalizmin boşinanç eleş tirisinin gölgesinde, kötünün psikolojikleştirilmesi yönünde yeni yazınsal biçimler doğuran bir eğilim gelişmiştir. Kötülük artık dogmatik görüşlerin cenderesinden sıyrıldığından Şeytan'ın or taya saçtığı güçlerden bile daha tehlikeli olabilen bir etkide bulu nabilmektedir. Kötülük kavramı alışılagelmiş yorum kalıpların dan kurtulunca, birden durdurulamaz hale gelen bu fazlasıyla güçlü olguya karşı önlem alınması gerekli olmuş ve edebiyat da bu arayışa katılmıştır. Yapılmak istenen, kötüyü eski maskelerin ve bedenleştirme biçimlerinin ötesinde ifade edebilme olanakla rını araştırmak, ama aynı zamanda tanınabilir kılmak ve böylece potansiyel tehlikelerini sınırlandırmakbr. Yazınsal temsilin nes nesi olan kötüyü geçmişin alegorik kalıplarından bağımsız ve yeni bir bağlayıalık içinde göstermeye uygun biçimlerin bulun ması gerekmektedir. Demek ki edebiyat kötüyü gerektiği şekilde ortaya koyan, ama okurun ruh halini bütünüyle ele geçirmesine izin vermeyen rahat anlaşılabilir yapılar geliştirmelidir.
Pedagojik amaçlara uygun olarak Şeytan figürünün ortadan kalkmasıyla, öncelikle yücelik estetiğinin sunduğu biçimler ka taloğu kötülüğü merkez alan sınır durumların yazınsal betim lenmesine imkan sağlar; ama teolojik dünya imgesinin temel il-
11
KARANLIK RUHUN ARKEOLOJİSİ: İÇİMİZDEKİ KÖTÜLÜK
kelerine kuşku düşürmeyecek bir yaklaşımdır bu. Edmund Burke
Philosophical Enquiry into the Origin of our Ideas of the Sublime and Beautiful'da [Yüce ve Güzel Kavramlarımızın Kaynağı Hakkında Felsefi Bir Soruşturma] (1756) kötülüğe "belirsizlik"
« Bildiğimiz şey, tarımın ortaya çıkışından kısa bir süre sonra insanlığın eşitsizliği icat ettiğidir. Aferin millet.
Arkeologlar bunu ilk yerleşimlerdeki evlerin boyutlarına bakarak anlayabilirler. Başlangıç olarak aralarında pek bir fark yok. Toplumlar oldukça eşitlikçi görünüyor. Ancak insanların mahsul ekmeye başlamasından sonraki ilk birkaç bin yılda, herkesten çok daha büyük ve gösterişli evlere sahip elit bir tabaka ortaya çıkmaya başlar. »
...
" What we do know is that not long after the origin of agriculture, humanity invented inequality. Well done, humans. Archaeologists can tell this by looking at the sizes of houses in early settlements. To begin with, there’s not much difference between them. The societies seem to be fairly egalitarian. But over the first few thousand years after humans began planting crops, an elite starts to emerge who have much larger and fancier houses than everybody else. "
“”Nothing is invented,for it is written in nature first. Originalty consists of returning to the origin.””
“Hiçbir şey icat edilmemiştir çünkü önce doğada yazılmıştır. Özgünlük kökene geri dönmekten ibarettir.”
Kirsch, “Şaşırtıcı bulacağınızı tahmin ettiğim bilimsel
bir buluşum sebebiyle bugün buradayım,” diye söze başladı.
“İnsanlık deneyimimizin en temel iki sorusuna cevap bulma
ümidiyle yıllardır peşinden koştuğum bir şeydi.
Bu işi başarınca özellikle size geldim, çünkü bu bilginin
tüm inananları derinden etkileyeceğine inanıyorum.
Nasıl desem, ‘yıkıcı’ diye tanımlanabilecek bir değişikliğe sebep olabilir.
Şu anda dünyada sizlere açıklayacağım bilgiye sahip tek kişi benim.”
Elini ceketine sokup epey büyük bir akıllı telefon çıkarttı.
Benzersiz ihtiyaçlarını karşılaması için bunu kendisi tasarlayıp yapmıştı.
Telefonun canlı renklerde mozaik desenli bir kılıfı vardı.
Bunu üç adamın karşısında televizyon gibi açtı.
Cihazı, ultra güvenli bir sunucuya bağlanmak, kırk yedi haneli
parolayı girmek ve onlara canlı yayında sunum yapmak için kullandı.
“Birazdan görecekleriniz, dünyayla paylaşmayı umduğum
sunumun kaba bir kesiti. Bir ay kadar vakti var.
Fakat bunu yapmadan önce dünyanın en etkili din adamlarına danışmak,
en çok etkilenecek kişilerce nasıl algılanacağını öğrenmek istedim.”
Derin bir iç çeken piskopos kaygılanmıştan çok sıkılmışa benziyordu.
“İlginç bir girizgâh Bay Kirsch. Bize gösterecekleriniz
dünya dinlerinin temelini sarsacakmış gibi konuşuyorsunuz.”
Kirsch kutsal metinlerin saklandığı bu eski mahzende etrafına baktı.
Temellerini sarsmayacak, yıkacak.
Karşısında duran adamları inceledi.
Üç gün içinde bu sunumu, şaşırtıcı olduğu kadar titizlikle hazırlanmış
bir etkinlikle insanlara duyuracağını bilmiyorlardı.
Bunu yaptığında dünyadaki tüm insanlar, dini öğretilerin gerçekten
Karşısındaki üç yaşlı adamı incelerken hissettiği şey yılgınlık değil akıl karışıklığıydı.
İşte görüşmeyi istediğim Kutsal Üçlü. Üç Bilge Adam.
Gücünü toplamak için bir süre duraksayan Kirsch,
pencerenin yanına yürüyüp aşağıdaki nefes kesen manzaraya baktı.
Derin vadide güneşin aydınlattığı pastoral toprakların oluşturduğu
yamalar, Collserola Dağları’nın kayalık zirvelerine doğru uzuyordu.
Kilometrelerce ötede, Balear Denizi’nin üstünde bir yerlerde,
ufukta belalı fırtına bulutları toplanıyordu.
Bu odada ve ötesindeki dünyada sebep olacağı kaosu düşünen
Kirsch, birbiriyle uyumlu, diye aklından geçirdi.
Aniden yüzünü onlara dönüp, “Beyler,” dedi.
“Tahminimce Piskopos Valdespino sizlere gizlilik talep ettiğimi iletmiştir.
Devam etmeden önce, sizlerle paylaşacağım şeyin kesinlikle
bir sır olarak kalması gerektiğini belirtmek isterim.
Sizlerden sessizlik yemini etmenizi bekliyorum. Bu konuda anlaştık mı?”
Üç adam birden tasdik ettiklerini üstü kapalı biçimde ima ederek
başlarını salladılar ama Kirsch buna zaten gerek kalmayacağını biliyordu.
Bu bilgiyi yaymak değil, gömmek isteyeceklerdir.