Onur Akkuş

Onur Akkuş
@bathory2
null
Afyon kocatepe üniversitesi
İstanbul
16 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
Elimizden ne geliyorsa onu yapabiliyoruz ve bununla yetinmek zorundayız... beğenmesek de alışmamız gerekiyor. Yitirilen hiçbir şey yoktur, Sarah. Bulunamayacak hiçbir şey.
Sayfa 379·Kitabı okudu
Reklam
Yaşlı adamın gözlerinde koyu renk gözlükler vardı. Önünde ki masada iki tane boş, bir tane yarı dolu bira şişesi duruyordu. Gözlerini kısıp Johnny'e baktı. "Herb'in oğlusun, değil mi?" "Evet efendim." Adam onu biraz daha süzdü. "Hiç iyi görünmüyorsun, evlat." "Birkaç gecedir geç yatıyorum." "Sana sağlam bir içki gerek." Johnny, "Siz Birinci Dünya Savaşına katılmıştınız, değil mi?" diye sordu. Yaşlı adamın göğsünde bir dizi madalya parlıyordu. Aralarında Fransız savaş Haçı da vardı. MacKenzie, "Hem de nasıl," dedi canlanarak. "1917 - 1918 yıllarında Jack Preshing'in komutasında çarpıştım. Çamurların, bokların arasında boğuştuk. Belleau Koruluğu. Şimdi bu ad yalnızca tarih kitaplarında yazılı, ama ben oradaydım işte. Orada ölenlerin yanında." "Charlene, oğlunuzun... şey, kardeşi yani..." "Buddy mi? Evet. Şimdi sağ olsaydı üvey dayın olacaktı." "Savaşta öldürülmüştü, değil mi?" "Evet. 1944'te, St. Lo'da. Belleau Ormanına yakındır. Naziler bir kurşunla işini bitirdiler." Johnny, "Bir araştırma yapıyorum," dedi, konuyu istediği noktaya getirmekten hoşnut. "Atlantic ya da Harper's gazetelerinden birine satacağım..." "Yazar mısın?" Yaşlı adam kara gözlüklerini yeni bir ilgiyle Johnny'e çevirdi. Johnny, "Olmaya çalışıyorum." dedi. "Yaptığım çalışma, Hitler hakkında." "Hitler mi? N'olmuş Hitler'e?" "Diyelim ki, bir zaman tünelinden geçip 1932 yılına döndünüz ve Hitler'le karşılaştınız. Onu öldürür müsünüz, yoksa yaşasın, diye bırakır mısınız?" "Şaka mı yapıyorsun, evlat?" "Hayır. Şaka değil." Hector MacKenzie'nin bir eli ceketinin ceplerinden birine girip araştırmaya başladı. Uzunca bir süre sonra iyice sararmış kemik saplı bir çakı çıkardı. Yaşlı adamın romatizmalı parmakları inanılmayacak bir zariflikle çakıyı açtı ve pırıl pırıl parlayan çelik ortaya çıktı. 1917 yılında genç
Sayfa 326·Kitabı okudu
1965 yılında Prudential Şirketi onu Ridgeway'de bir göreve atadı. Greg bu kentte kendini göstermeye başladı. Ticaret odasına kaydolmuş, Rotary kulübe üye olmuştu. 1967 yılında kentin park metreleriyle ilgili bir önerisi ona büyük ün kazandırdı. Greg bütün metrelerin sökülüp yerine bağış kutularının konmasını önermişti. Herkes gönlünden kopanı versin diye. Önce herkes ona kaçık dedi. Göreceksiniz, demişti Greg. Geçici olarak bir uygulama yapıldı, çünkü Greg dışında herkes şaşırıp kaldı. Greg bu ilkeyi yıllar önce kavramıştı.
Sayfa 321·Kitabı okudu
Johnny, "Geliyorum" dedi, ama o anda havuzun başında durup Chuck'ın güçlü kulaçlarla yüzerken başarısının tadını çıkardığını görmek ona büyük bir zevk vermişti. Eileen Magown'un mutfağında perdelerin alev aldığını bilmesi, Frand Dodd'un adını ortaya çıkarması hiç de böyle tatlı bir duygu vermemişti Johnny'e. Eğer gerçekten Tanrı ona bir yetenek vermişse, bu öğretme yeteneğiydi, üstüne düşmeyen şeyleri bilmek değil. Johnny işte böyle bir iş için yaratılmıştı ve 1970'te Cleaves' Mills'e öğretmenlik yaparken de bunun farkındaydı. Dahası, öğrenciler de bunu biliyorlardı ve karşılık veriyorlardı. Tıpkı şu anda Chuck, "Orada heykel gibi duracak mısın?" diye sordu. Johnny havuza atladı.
Sayfa 279·Kitabı okudu
Sürücü, "Siz ne iş tutarsınız, sorabilir miyim?" dedi. "Cleaves'deki lisede öğretmenim." "Öyle mi? O halde ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Yahu bu çocukların nesi var kuzum?" Her şeyden önce, adına Vietnam dedikleri bozuk bir sosisli sandviç yemişler ve midelerini bozmuşlardı. Sandviçi satan da Lyndon Johnson adında biriydi. Onlar da gidip öbür adamı buldular ve, "Aman bayım, hastalandık, ölüyoruz," dediler. Adı Nixon olan öbür adam da, "Ben bunun ilacını biliyorum," dedi. "Birkaç sosisli sandviç daha yiyin." İşte Amerikan gençliğinin "nesi var" sorusuna yanıt. Johnny, "Bilmem," dedi. Sürücü, "Yaşamın boyunca planlar kurup, elinden geleni yapıyorsun," diyordu ve artık sesinde içten bir şaşkınlık vardı; ama bu şaşkınlık çok sürmeyecekti, çünkü sürücü son dakikasını yaşamaktaydı. Johnny de bunu bilmediği için adama acımaya başlamıştı, gerçekleri bir türlü anlayamıyor diye. "Sen onun için her şeyin en iyisi olsun istiyorsun ve bir de bakıyorsun, herif gelmiş, saçı kıçında, ABD Başkanı için 'domuzdur' diyor. Domuzmuş! Boka bak be! Bana kalsa..." "Dikkat!" diye haykırdı Johnny. Sürücü yüzünü Johnny'e dönmüştü o sırada. Yaklaşan farların ışığında parlayan yüzü öfkeli ve üzgündü. Hemen yola çevirdi bakışlarını ama geç kalmıştı. "Eyvaah..."
Sayfa 55·Kitabı okudu
Reklam