10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 02:00
Osman Balcıgil Karanlık Oda KAHROLSUN EMPERYALİZM! YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE! Osman Balcıgil'den okuduğum 6. kitap oldu Karanlık Oda Osman Balcıgil kitaplarını beğenerek okuyorum, akıcı anlatımıyla tarihi sevdirerek okutuyor yazar. Osman Balcıgil, Devrimci kahramanımız Deniz Gezmiş'ten tam yedi yıl sonra doğuyor. Dolayısıyla 68 kuşağı olan Denizleri ve kendi kuşağı olan 80'li yılların toplumsal ve siyasal olaylarını bir sohbet havasında mercek altına alıyor. Kitap Deniz Gezmiş ile Osman Balcıgil arasında bir ağabey-kardeş sohbeti gibi geçiyor. 1950-1960 yıllarını kapsayan Menderes dönemi, 12 Eylül 1980 darbesi ve sonrasında gelişen işkenceler ve idamlar anlatılıyor. Ülkenin hassas dengeleri olan Kürtlük-Türklük, Alevilik-Sünnilik Zenginlik-Fakirlik, Doğuculuk-Batıcılık, Dindarlık-Laiklik konularına değiniliyor. Üç fidanımızın idam kararlarına giden yolda izlenen şerefsiz oyunları okurken sinir küpü oldum. Deniz Gezmiş'e dair çok kitap okumuş biri olarak aslında bildiğim şeylerin tekrarı gibi oldu ama her okuduğumda yine yine üzülüyorum, yine yine sinirleniyorum! BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ? Denizlerin idam kararını veren mahkemeyi yürüten hakim olan Ali Elverdi'nin ölüm sebebi soluk borusuna kaçan yemektir. İlahi Adalet diye ben buna derim! :) Kitabı tabii ki kesinlikle tavsiye ediyorum. Yakın tarihe, yakın siyasi tarihe hem hüzünlü hem de acı gerçeklerle dolu bir yolculuk için.. Herkese iyi okumalar, iyi geceler...
Karanlık OdaOsman Balcıgil · Kara Karga Yayınları · 2018985 okunma
Bir kahve içtiler ve…
9/10
·192 syf.·
2020 26. kitabı
- Her şey huzursuzlukla başlıyor. Kitabı bölüm bölüm incelemek istedim. Her hikayede aslında tıpkı vahdeti vücut gibi aynı ana yola ulaşan tali yollar gibi kısa mesajlar var. I. BÖLÜM 1) Aynalı Baba ile Konuşma ilk çatışma: “Kalbimle inkâr ettiğimi aklımla, aklımla inkâr ettiğimi kalbimle kabul ediyordum.” “Yalnızca ben “var”ım. Çünkü “hiç”im ve “yok”um. Varlığım mutlaktır. Yokluk, bağımlı olan için vardır. Mutlak “varlık”tır, “var”dır.” ↳ Vahdet-i Vücud (varlığın birliği) “Ben” insan egosu değil, ilahi varlığın bir yansımasıdır. Tasavvufta insan kendi başına bir varlığa sahip değildir. Bir aynanın içindeki görüntü gibidir. Ayna çekilirse görüntü yok olur. Kişi kendi benliğini yok saydığında geriye kalan tek gerçeklik Allah’tır. - Benliğimden vazgeçtiğim an, gerçek varlığın bir parçası olduğumu anlarım. - Eğer bir şey mutlak ise onun dışında bir varlıktan söz edilemez. Evrende her şey tek bir kaynaktan geliyor. Mutlak varlık için yokluk diye bir kavram yok. Eğer bir şey mutlaksa, onun zıttı yokluk imkânsızdır. Özet: ölmeden önce ölünüz. Benim bu küçük, sınırlı ve aciz benliğim aslında koca bir hiçtir. Ben bu hiçliği kabul ettiğimde aslında her şey olan o Mutlak Varlık ile birleşirim. Gerçekten var olan tek şey O’dur ve ben O’nun bir yansımasıyım. Kitabın ana felsefesi budur. Bu anlayışla yazılan diğer eserleri toparlamak gerekirse en bilinenleri: (1) Muhyiddin İbnü'l Arabî = Fususü'l Hikem (fikir babası - en büyük şeyh) (2) Mevlana = Mesnevi (3) Yunus Emre = Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm (4) Hallac-ı Mansur = “Enel Hak” - Ben Hakk'ım. Canını vermiştir. (5) Spinoza = Etika → Mantıkut Tayr (Kuşların Dili) → Hay Bin Yakzan → Dünyanın ilk felsefi romanı → Siddhartha 2) Yokluk Tepesi Filibe’yi biraz araştırınca– Bulgaristan / Plovdiv (Alimler yatağı) Meriç
A'mak-ı HayalFilibeli Ahmed Hilmi · Pozitif Yayınları · 201122,4bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bir mefkure sosyoloğu
8/10
·209 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Ziya Gökalp ve Türkçülük Mefkûresi ​Tarih sahnesi, bazı kahramanlarını hafızasına altın harflerle kazır; bunun için de genellikle cephede kazanılan bir zafer ya da her şeyi kökten değiştirecek bir siyasi hamle gerekir. Lakin öyle bir isim vardır ki tarih onu diğerlerinden çok farklı bir yere konumlandırır: Türkçülük mefkûresinin kurucu önderi Ziya Gökalp. Gökalp'e göre, zihinlerde yer eden Türklük bilincinin yaşayabilmesi, ancak kendi harsımızı (kültürümüzü) ve tarihimizi inşa etmekle mümkündü. Kısa bir ifadeyle; özümüze dönüp Türkleştiğimiz ölçüde her şey değişebilirdi. Ziya Gökalp, ömrü boyunca farklı fikir akımlarının rüzgârından etkilense de entelektüel olarak bütüncül ve net bir profil çizmiştir. ​Gökalp'e göre kurtuluşun parolası; Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmaktır. Kurtuluş, ancak bu üç aşamanın eksiksiz tamamlanmasıyla mümkündü ve bunlar birbirinden ayrı düşünülemezdi. Nitekim bu üçlü yapıyı, birbirini dengeleyen bir sacayağı metaforuna benzetebiliriz. Genç Kalemler dergisinin dilde sadelik hareketleri, Gökalp'te Türkçülük şiarını uyandırmış ve ona yeni bir bilinç kazandırmıştır. Bu uyanış, Osmanlı’nın üzerindeki ölü toprağının serpilmesinde büyük rol oynamıştır. Osmanlı Dönemi'nde birçok aydın; Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük gibi fikir akımlarıyla mevcut durumu analiz edip devleti kurtarmaya çalışmış; fakat Türkçülük hariç tüm ideolojiler belirli çatışmalar ve çıkar odakları doğrultusunda çökmüştür. ​Ne mutfidir ki Osmanlı kurulurken devlete ruh veren Türkler, imparatorluğun çöküşünde de bayrağı devralma şerefine nail olmuşlardır. ​Ziya Gökalp, bir milletin kendi harsını oluşturması gerektiğini belirterek; ortak geçmiş, örf, adet, gelenek ve dil gibi unsurların birleşimiyle kolektif bir kültürün yaratılabileceğini savunur. Bu
Duygu ve Düşünce
Vefatının Yüzüncü Yılında Ziya GökalpHasan Bozkurt Çelik · Tasav Yayınları · 20243 okunma
Türk(çü)lük Esasları
10/10
·250 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2026 21:02
Türkçülük ideolojisi aslında bir politik, siyasi bir ifade değil bir hayat, devlet tarzının ifadesidir. Türkçülük dediğimizde bunu ırkçılık, yalnız "arı Türk ırkı" altında bir birlik olduğunu düşüneceklerdir. Oysaki bu doğru değildir. Etnik noktada milliyetçilik Ziya Gökalp'in bahsettiği Türkçülük kavramından çok uzak ve uygulanamaz bir siyasi durumdur. Türkçülük, aslında bir hayat bakışıdır. Neokolonyalist/Emperyalist devletlere karşı bir duruştur. Ziya Gökalp'in tanımladığı Türkçülük; Milleti Türk, dini İslam, yönelişi Batı olan/olmayı ideal edinen bir bakıştır. Peki milleti Türk olan insanlar kimdir? Türk milletinde yaşayan herkes Türk'tür. Küçükken Türkçe ninni ile kundağa giren, o kundaktan çıkıp okuluna giderken İstiklal Marşı'nı ezberleyen, aşık olduğun kıza "seni seviyorum" diyen, Kebap yiyen ve yanında ayran içen(benzetme bunlar) ve büyüyüp Türk devletine bir aidiyet hisseden herkes Türk'tür. Burada Ne Mutlu Türk'üm diyene sözünü sorguladım. Acaba her Türk'üm diyen kişi Türk müdür? Az önce anlattığım kelimelerden hareketle yabancı bir devlette doğmuş birisi, Türk olarak kendini nasıl tanımlar... Dinin İslam olması, Toplumlar 3 adettir. Aile, Kavim ve Devlet: Kavimler birleşerek devletleri oluşturur. Devletlerin de kültürleri ve hakim olan dinleri vardır. Türk'ün müslümanlığı Ahmed Yesevi, Yunus Emre'dir. Türk-İslam Kültürü bizim kültürümüzdür, din anlayışımız da budur, bu olmalıdır. Arap ve Yahudi dinleri, İngiliz Ticareti, Alman Felsefesi, Türk de Ahlakı ile ünlüdür. Türk Ahlakı aslında bizim hakim dinimizi de oluşturur. Burada milli dilde ibadet yapılmasını uygun görüyorum.** Hiçkimse cenaze namazında cenaze namazı kıldığı için ağlamaz, asıl feryat ve ağlama merasimi ağıt yakıldığında yapılır. Eğer biz bir din hazzı istiyorsak okuduğumuz duaların
Türkçülüğün EsaslarıZiya Gökalp · Olympia Yayınları · 07,8bin okunma
Yolun Başında Gördüklerim
Puan vermedi·426 syf.··
2026 5. kitabı
·
105 günde okudu
·
Okunma: 21 Mart 2026 18:40
Benim esas çıkarımım, ve belki de düzeltmeye muhtaç olan bir önermedir, bazı kavramların düzeltilmesi gerektiği olmuştur: 1. Atatürk'ün çağdaş muasır medeniyetler seviyesine ulaşma vizyonu ardından gelenlerce batılılaşma olarak çarpıtılmış, batı sömürgeciliğine kapı aralamada bir manivala gibi kullanılmaya çalışılmıştır. 2. Atatürk'ün batı karşısındaki tavrı anti-emperyalist duruş ve doğudan bir karşıt denge arayışı iken, kendi beklentilerine dayanak arayanlarca bu kah sosyalizme bir işaret, kah ırkçılığa yakın bir milliyetçilik anlayışı, kah natocu bir batıcılık için dayanak yapılmaya çalışılmış. Yıllar yılı bir Türk genci olarak çok gecikmiş olan bu okumalarımın daha çok başında olsam da en net gördüğüm şey şu oldu ki, yalın tarihimiz bu kadar yakın bir geçmişte olmasına rağmen bize en uzak, anlamakta en zorlandığımız bir tarih dilimini işaret ediyor. Bize hala sıcağı sıcağına temas etmeye devam ettiğinden dışardan bir gözle anlamak için okuyamıyor, bize yüklenmiş yargıların tesiri altında kalmaktan kurtulamıyoruz. Yazara en çok hak verdiğim konulardan biri belki de Atatürk'ün milli mücadele ve bağımsızlık üzerine oturan fikrine en büyük darbeyi indirenler içi boş bir Atatürkçülükle Atatürk'ü adeta putlaştıranların ona ait fikirleri adeta dokunulmaz hale getirmesi olmuştur. Tarihte yaşamış her şahsiyet, hayata gözlerini açtığından itibaren karşılaştığı gerçekler ve deneyimlediği olaylar karşısında geliştirdikleri fikir ve tepkileriyle bir karakter kazandıkları, ve aslında tarihin esas üzerinde durması gereken şeyin bu karakteri ortaya çıkaran olgular olması gerektiğine dikkat çekmek ihtiyacını her fırsatta derinden hissediyorum. Umuyorum milletçe, yargılardan azade anlamak ve analiz etmek ve geçmişi kendimize pay biçmek yerine geleceği şekillendirirken insan
Hangi AtatürkAttila İlhan · İş Bankası Kültür Yayınları · 20031,567 okunma
10/10
·202 syf.·
2025 10. kitabı
Daha çok romanlarıyla tanıdığım Peyami Safa bu eserine Türk İnkılabının yeterince değerlendirilmediği eleştirisiyle başlıyor ve yazarları Tanzimat'la başlayan Cumhuriyetle devam eden bu süreci değerlendirmeye davet ediyor. Peyami Safa kitaba Osmanlı'nın çalkantılı günlerinde kurtuluş reçetesi olarak sunulan üç büyük görüşü inceleyerek başlıyor. İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük görüşlerini savunan eserlerin o dönemin meşhur gazetelerinde çıkan görüşlerine yer veren Safa, ardından muazzam bir işe imza atıyor: Bu üç görüş arasındaki benzerlikleri ve farklılıklara değiniyor. Tabii ki bunu yaparken çok sayıda alıntıya yer veriyor. Safa daha sonraki sayfalarda bu üç görüşün de nasıl çöktüğünü tarihi olaylarla anlatarak Cumhuriyetin ilanıyla kitaba devam ediyor. Kitabı alırken genel olarak Tanzimatla başlayan ve Cumhuriyetle devam yenilik hareketlerinin nedenlerini ve toplumdaki etkisini merak ediyordum. Eser genel itibariyle bu konulara değinmiş. Bugün bile halen tartışılan kadın hakları, alfabe, anayasa gibi konuları işlemiş. Ancak eserine özellikle Cumhuriyet dönemi inkılaplarının yeterinde kritiğinin yapılmadığı eleştirisiyle başlayan Peyami Sayfa kendisi de kitapta bunu yapmamış. Açıkçası eserde değinilen Türk İnkılabını fikri ve felsefi temelleri kadar Cumhuriyet dönemi inkılaplarının toplumsal etkileri ve sonuçları üzerinde de durulmasını bekliyordum. Peyami Safa, eserde Osmanlı'nın kurtuluş reçetesi olarak sunulan İslamcılık, Türkçülük ve Garpçılık akımlarının devlet üzerindeki etkisini bizzat gören Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün inkılaplarının hangi temeller üzerine oturttuğunu da açıklıyor: Milliyetçilik ve medeniyetçilik. Atatürk, Osmanlı'da kangren halini almış olan Türkçülük ve Garpçılık akımlarının hastalıklı yönlerini kesip atarak Cumhuriyetin temellerini
Türk İnkılabına BakışlarPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 2020532 okunma