Bu hikâye açıkçası okuması en kolay olanlardan değildi; yer yer anlamakta zorlandım. Ama Riddler’ın geçmişine odaklanan bölümler, karakteri daha iyi kavramamı sağladı.
Çocukluk ve eğitim yıllarında zekâsı yaşıtlarının çok üstünde olmasına rağmen, bir öğretmeninin sürekli sınavlara bulmacalı sorular koyması ve Riddler’ın bu soruları çözemediği için düşük not alması karakter için ciddi bir kırılma noktası olarak işlenmiş. Yaşadığı bu durumu bir haksızlık olarak görmesi ve ciddiye alınmaması, üstüne bir de “Bu kadar takma” tavrıyla geçiştirilmesi, içindeki öfkeyi büyüten etkenlerden biri. Buna babasından gördüğü aşağılamalar da eklenince, karakterin psikolojisinin nasıl şekillendiğini daha net görüyorsunuz.
Burada kullanılan “müdürün oğlu” konsepti ilginç bir yorum olmuş; klasik köken hikâyesinden farklı bir yaklaşım sunuyor. Kanona birebir bağlı olmasa da karaktere başka bir bakış açısı katıyor.
Hikâyede Riddler gerçekten ürkütücü bir kötü olarak yansıtılmış. Artık Batman’e “işler eskisi gibi değil” mesajı vermek için rastgele birini öldürmesi tonun ne kadar karanlık olduğunu gösteriyor. En ilginç taraf ise şu: Riddler o kadar zeki ki suçlardan kolayca sıyrılabileceğini bildiği için, kendine bilerek engel koyuyor ve bilmeceler bırakıyor. Bu, hem egosunun hem de zekâsına duyduğu güvenin bir göstergesi. Batman’den birkaç adım önde olması hikâyeye ciddi bir gerilim katıyor — ama tabii ki Batman her zaman bir yolunu buluyor.
Çizimler ise ayrı bir parantez hak ediyor. O toksik, koyu yeşil tonların hâkim olduğu karanlık atmosfer hikâyeye inanılmaz yakışmış. Görsel dil, Riddler’ın zihnindeki karmaşayı ve hikâyenin rahatsız edici havasını çok iyi destekliyor.
Genel olarak yer yer karmaşık ama karakter açısından besleyici, karanlık ve stil sahibi bir Riddler hikâyesi olmuş.