batuan

batuan
@batuan
Duyduğumuz her şey bir görüştür, gerçek değildir, Gördüğümüz her şey bir bakış açısıdır, hakikat değildir.
Gözlerini bana çevirdi. "Biz Afganlar fena halde abartmaya eğilimliyizdir, baçem; pek çok kişinin hiç hak etmediği halde göklere çıkarıldığına tanık oluyorum. Ama baban övülmeyi, yüceltilmeyi gerçekten hak eden bir avuç kişiden biridir." Bu küçük söylev bende, takım elbisesi ile aynı izlenimi bıraktı: fazlaca kullanılmış ve doğal olamayacak kadar parlak.
Sayfa 144
Reklam
"Ama merak ettim," diye ekledi. "Benden böyle bir şey ister miydin, Emir Ağa?" Şimdi de o beni küçük bir sınavdan geçiriyordu. Onunla oynayacak, sadakatini sınayacaksam, o da benimle oynayacak, dürüstlüğümü sınayacaktı. Bu sohbeti başlattığıma bin pişmandım. Zorla gülümsedim. "Aptallaşma, Hasan. Böyle bir şey yapmayacağımı bilirsin." Hasan da gülümsedi. Ama onunki zoraki değildi. "Bilirim," dedi. Özü sözü doğru olanların ortak yönü de budur: Karşısındaki kişinin de içten konuştuğunu sanırlar.
Sayfa 56
"...Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından, Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu. Bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden. Kim dayanabilir zamanın kırbacına? Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine, Sevgisinin kepaze edilmesine Kanunların bu kadar yavaş Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine Kötülere kul olmasına iyi insanın Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken? Kim ister bütün bunlara katlanmak Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa, O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya Ürkütmese yüreğini? ..."
Sınırsız gururum ve bunun doğal sonucu olan aşırı titizliğim yüzünden sürekli kendimden iğrenirdim, herkesin de bana iğrenerek baktığını düşünürdüm. Mesela yüzümü çirkin bulur, ondan nefret eder, yüzümü görmesinler diye, yapmacık bir rahatlık içinde davranır, asil bir yüz ifadesi takınmaya çabalardım. "Yüzüm güzel olmasa da soylu, anlamlı ve kıvrak bir zekânın yüzü gibi görünsün" diye debelenirdim. Fakat erdemlerimin yüzümden anlaşılamayacağının da acı bilincindeydim. En korkuncu da, yüzümü son derece aptal buluyordum. Öyle ki, yüzümü zeki göreceklerini bilsem, "aşağılık yüz" sıfatınü kabul ederdim.
"Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli belini sarmayalı gözünün içinde durmayalı aklının aydınlığına sorular sormayalı dokunmayalı sıcaklığına karnının Yüz yıldır bekliyor beni bir şehirde bir kadın Aynı daldaydık, aynı daldaydık aynı daldan düşüp ayrıldık aramızda yüz yıllık zaman, yol yüz yıllık Yüz yıldır alacakaranlıkta koşuyorum ardından."
Reklam