Kırtasiyede tartışma devam ediyordu.
"Sadakat aşkın en büyük kanıtıdır," diyordu Nhô-Galo.
"Bir aşkın boyutlarını gösteren tek ölçüdür," diye destekledi Kaptan.
"Aşk ne kanıtlanır ne de ölçülür. Gabriela gibi. Var olur, bu da yeterlidir," dedi Joao Fulgéncio. "Bir şeyi anlayamıyor ya da açıklayamıyor olmak onu ortadan kaldırmaz. Yıldızlar hakkında da hiçbir şey bilmiyorum ama gökte onları görüyorum. Gecenin güzelliğidir onlar."
...
"Demek sence bütün güzeller güzel kokar, öyle mi?"
"Başkalarını bilmiyorum. Onun için bir şey söyleyemem. Onları koklamadım ki! Hem onlardan bana ne? Ben kendimden söz ediyorum küçük sersem! Çilli olan herkes güzel olamaz ki!.. Çil dediğin bahar çiçeği gibi olmalı. Bak, benimkiler öyledir. Onun için kar çiçekleri gibi kokarlar..."
Davidov'un canı sıkılmıştı:
"Sen kendini beğenmişin birisin! Doğrusu bu! Sana bir şey söyliyeyim mi? Aslında yanakların kar çiçeği değil, turp, soğan, zeytinyağı kokuyor."
"Öyleyse ne diye ikide bir onları öpmeye kalkışıyorsun?"
"Turpla soğanı severim de ondan..."
Luşka hoşnutsuzluğunu belli eden bir tavırla:
"Saçmalıyorsun Syoma... Çocuk gibi aptal aptal konuşuyorsun!" demişti.
"İnsan ancak akıllı bir insanla akıllıca konuşur... Bu atasözünü biliyor musun?"
Luşka hemen cevabı yapıştırmıştı:
"Akıllı insan, bir aptalın yanında da akıllıca konuşur! Aptal olan biri ise, akıllının yanında da olsa, yine aptalca konuşur!"
21 Mart 1930'da Atatürk, Vossische Zeitung gazetesi muhabiriyle yaptığı mülakattaki şu sözleriyle, totaliter rejimler karşısındaki tutumunu açık bir biçimde ifade etmişti:
"Kapıda duran nöbetçi bile benden korkmaz. İsterseniz kendisine sorunuz. Korku üzerine hâkimiyet inşa edilemez. Toplara istinat edilen hakimiyet payidar olmaz. Böyle bir hâkimiyet ve hatta diktatörlük, ancak ihtilal zuhurunda, muvakkat bir zaman için lazım olur".
Cumhuriyet tarihinin önemli simalarından, 1925-27 yılları arasında Savunma ve 1928-30 yılları arasında Bayındırlık Bakanlığı yapmış olan Recep Peker, 1935'te faşizmi incelemek üzere İtalya'ya gönderildi. Dönüşünde, CHP Büyük Kurulu'na sunulmak üzere yazdığı raporda, TBMM üzerinde bir faşist konsey kurulmasını önerdi. Başbakan İsmet İnönü tarafından da imzalanan Yeni Parti Nizamnamesi ve ayrıntılı program içeren üniformalı bir gençlik teşkilatı kurulmasını öngören rapor Atatürk'e sunuldu. Atatürk;
*... Görülüyor ki varmak istediğimiz hedef, en yakın arkadaşlar tarafindan bile zerre kadar anlaşılmış değildir" diyerek reaksiyonunu ortaya koydu.