Bayram Ergün

Bayram Ergün
DİYETİSYEN
Anlamıyorsunuz ve anlamayacaksınız. Üst üste intihar eden onlarca kadına, bilmiş bir yüz ifadesiyle, bildik sıfatlar yakıştıracaksınız. Çocuğuna hayatı boyunca muzlu puding alamamış bir kadının böylesi bir hayalini anlayamayacaksınız. Bir şeyi isteyip de alamamak nedir bilmiyorsunuz. Bir şey için aylarca beklemek ve vitrinlerin önünde iç çekmek yok hayatınızda. İstediğiniz her şeye sahip olmak olağan geliyor size. Çünkü isteğiniz her şeyi aldınız bugüne kadar. Bir filmi izler gibi izliyorsunuz hayatı. Ölüm hep başkalarına bulaşıyor. Acı hep başkalarına. Gitgide kirleniyorsunuz oysa. Gitgide çirkinleşiyor yüzünüz. Film bitiyor artık.
Sayfa 115·Kitabı okudu
Reklam

Bayram Ergün

, bir kitap okudu
7/10
·208 syf.·
2025 52. kitabı
Julio Cortazar
8.3/10 · 322 okunma
Sarıkamış bizim yakın tarihimizde Balkan Savaşı'ndan sonra acemi kumandanlık ve yanlış politikanın yarattığı en büyük faciadır. Yaşım itibariyle bu savaşın gazilerini tanıma imkânına sahip oldum; onlardan bütün fikir dünyamı ve tarih bilgimi sarsan feci hatıralar dinlemişimdir. Mustafa Kemal Paşa'ya ve yakın arkadaşlarına hayranlığım arttı. Çünkü 1914'te savaşı yönetenlerin yarattığı facia ve imparatorluk halkı arasında sebep oldukları bezginlik onların direnişe geçmesini önlememiştir ve Türk halkı her şeye rağmen Birinci Dünya Savaşı'nı yaşayan Avrupa milletleri gibi panik ve nihilizme kapılmamış, 1919-22 döneminde Kurtuluş Savaşı'na devam edebilmiştir.
Sayfa 117
Türk hayatında partizanlık, "ne olursa olsun, bizden olsun" anlayışını hakim kılmıştır. Parti disiplini ve parti aidiyeti bizimkinden çok daha uzun ve kuvvetli olan Avrupa toplumlarinda partizanlık zayıfladı ve birçok alanda hiç doğmadı. İnsanlar az çok liyakate ve sicile bakarlar. Mesela Sosyalist Parti'deki herhangi bir adamı getirip genel müdür yapmazlar ve başka vasfa da bakarlar. Almanya'da, İsveç'te işler daha ciddidir. Bizde ise, tabiri caizse, "odun olsun, bizden olsun" denilir. Bütün partiler, bütün görüşler için bunun böyle olduğunu yaşadığınız hayat içinde görürsünüz. Bu kaçınılmaz bir hastalık olarak girmiştir ve bunun temelleri İttihatçı davranışında, misyonunda yatar. Bunun aşılması son derece zordur.
Sayfa 62
Mesela bir devlet adamının, "Harb'e girmezsek bizi yerler" diye paniğe kapılmaması gerekir. İttihatçılar orduyu da modernleştirmiş oldukları için beklemeleri ve saldırıya uğrarlarsa saldırmaları gerekirdi. İlla ki bir tarafa katılmanın manası olmadığı gibi Almanya gibi zayıf kalan bir kuvvetle ittifak etmek çok lüzumsuzdu. Biz Almanya'yla ittifaka ve harbe girdiğimiz zaman Almanya'nın başarılı olamayacağını akıllı kurmaylar her yerde söylüyordu. Mesela İsmet (İnönü) daha önce de işaret ettiğimiz bir raporunda "Marne Cephesi'ndeki duraklamasından sonra Almanya'ya güvenilmez" diyordu. Almanların Tannenberg'de Rusları yenmiş olması çok anlamlı değildi, zira, Ruslarınki çok mücehhez bir ordu sayılmazdı. O sırada Rusya'nın berbat bir kumanda kademesi vardı ve tıpkı İkinci Dünya Savaşı'nda olduğu gibi üç asker bir tüfekle harbe giriyordu. Böyle bir orduyu, kumandanları da iyi olmayınca, Tannenberg bataklıklarında çevirmek zor olmamıştı.
Sayfa 60
Reklam