Raif Bey' i kafamda canlandırmaya kalksam, ne bir yüz ne bir vücut çizebilirim kendisine; ama anlatılan bütün o sakin ve dingin dış görünüşüne rağmen tek bir şekilde hayal edebilirim kendisini; titrerken. ömrünün sadece aylarla sınırlandırılabilecek bir döneminde yaşadığını hissetmiş, bu dönemi de hissedebileceği en yoğun duygularla geçirmiş Raif Bey, hikayenin anlatıcısını, ve okuyucuları da, bu denli etkileyebilecek bir sevda içindedir; ama sevdanın muazzamlığının kaynağı yaşadığı macera değildir asla. evet gel-gitlerle dolu bir aşk hikayesidir yaşadığı; ama bizi asıl etkileyen, Raif Bey' in nasıl sevdiğidir. titremek de burada kendini gösterir işte. Kürk Mantolu Madonna' nın resmine bakarken sarsıldığını duyumsarız Raif Bey' in; Maria' yı ilk gördüğünde, daha sonra onunla yan yana yürürken, konuşurken, onu izlerken, kanının damarlarına nasıl basınç yaptığını biz de hissederiz. Maria hastalanıp yatağa düştüğünde, hastane kapısında sadece soğuktan titremediğini biliriz, ve bütün gününü ayırarak Maria' nın evinde ona baktığında üzerine nasıl titrediğini ve şikayet etmeyi aklının ucuna bile getirmediğini görürüz. aradan yıllar geçtikten ve Raif Bey kendisine bambaşka bir hayat kurup herkesin küçümsediği ve hafife aldığı bir insana dönüştükten sonra da, içindekilerin aslında hiç sönmediğini öğreniriz. ve anlaşılmanın onun için nasıl önemli olduğunu da bütün ömrünü paylaştığı insanlara kahveye gittiği yalanını söylerken, bir tek iş arkadaşına hakikatı söylediğinde görürüz; bazen bize en yakın olduğunu düşündüğümüz insanların aslında neden bize yabancı kaldıklarını ve bizim hakkımızda her şeyi bildiklerini zannederlerken bazı gerçeklerden nasıl olup da hiç haberdar olmadıklarını anlarız..
Küçümsediğimiz, hor gördüğümüz, basit bulduğumuz, bize sıradan gelen herhangi bir