eveeettt.... ben direkt bodoslama dalıyorum bu kitaba.
bitti bu kitap. başı sessiz sakin ve zayıf başladık. ortalara doğru bi canlandık kenji sayesinde. bi tokatlandık. ortamı tanıdık omega noktasını bildik ve gerçekten kötücül olmadığını tamamıyla güvenebileceğimizi gördük. rahatladık. ama dışarısı sıkıntılı.
adam boktan yeteneği sayesinde uzaklaştık. bence iyi oldu çünkü adam ı biraz uçkuruna düşkün gibi gördüm. ya tamam hakkını yemeyeceğim iyi lafları, bir iki sevgi davranışları oldu ama ben adam ı sevmediğimden bu gözümde yok. bu kadar sadık kalması hoş ama bu kadar sümüklü olması can sıkıcı. yanii bi kabullen bi adam ol bi kendine gel de kızın hayatta olmasını sağla. o kısımlarda bu kızı yalnız bırakmasına çok sinir oldum. bunu dışında 'sevgili' olan adamın yapacağını kenjim dostlukla yaptı. çok tatlı çok komikti. bizim için çok çabaladı ve hiçbir zaman elimizden bırakmadı.
castle warner 'ın dediği gibi fazla umutlu. fazla iyimser. ama çok zeki ve bence akıllıca. sadece yanında ve elinde çok güç yok. insanları değerli görmesi ve kararlarını mantığını ve duygularını beraber yaşadığı insanlarla paylaşan, beyfendi bir adam.
anderson pislik, şeref yoksunu bir adam. ama ters köşe yapması, zeki bir kötü olması hoşuma gitti. eğer kötü karakter bu kdr zeki ise diğer aşkoların kendi güçlerinde bir devasa olması gerek.
ve aoron warner. bu hakiki genci sona doğru anlatıcam. aşkım benim, havuçlu kekim benim.
olaylara gelirsek yorumlarım şöyle olcak:
ortama alışma ve depresyon sürecimiz normal ancak diğerlerinin bu kadar aceleci tavrı hoşuma gitmedi. savaş var diye ne kızın kafasını yakıyorsunuz. sonra adam ın deneylerdeki halini görünce tabi herkesin ayağını altından kaldırıcaz. ve bu yaptığımız hamle kendimizin farkında olmamızı sağladı. biz neymişiz yaw
galiba beni bu kadar sarsan, yıkmayan ama şöyle bi tokadı geçiren kitaba az rastlamışımdır. yada ben daha az okumuşumdur. kitabımızda ki kızımız Lina'cığımız tıp öğrencisidir ancak annesinin kanser tedavisi sırasında hem küçük kardeşi Alin'ciğimize bakar hem de kanser iğnelerinin parasını yetiştirebilmek için ekstra çalışıyordur. babası kadir ise eğlence merkezinde palyaçoluk yapar. Linca'cığımıza bir gün tak etmiştir ve babasına içindeki tüm yıkımı haykırmıştır. ancak babası kadir gecesinde intihar ederek kızını hem kendi içinde suçlu yapmış hem de küçük kızı ile eşini arkasında bırakmıştır. tabi ilk kitap bunların perde arkasını öğreniyoruz.
babasının gömen lina'cığımız derin bir hüzün ve suçlulukla annesini hastaneden çıkarmış, babasının çalıştığı eğlence merkezinden gelen milyon dolarlık borçlanmayı yük edinmiş, bebek yaşta olan kız kardeşine annesinin psikolojisinden ötürü annelik ve babalık etmiş, borçlanma yüzünden üç dört farklı işte geceli gündüzlü çalışmaya başlamış, ayriyeten devam eden okuluna yetişmeye çalışarak çıkarttığı notlarını satarak babasının arkasından bıraktığı borcu kapatmaya çalışmış.
geçen aylar belini bükerken fiziksel olarak bedeni onu yarı yolda bırakıyor, psikolojik olarak derin bir depresyon, anksiyete, bunalım ve intihar eğilimlidir.
bir gün alin'ciğine akşam dokuzda evde olacağına dair söz verirken çalıştığı çiçekçiye bir adam gelir. yirmi dokuz tane ölüm çiçeğini eve teslimatının para için kabul eder ve hikayemiz buradan sonra başlar. vardığı ev aral çakırca'nın evidir. yani babasının otopsisini yapan adli tıp uzmanının doğum gününde teslim ettiği yirmi dokuz ölüm çiçeğiyle gerçekleşir ilk ancak son olmayan buluşma.
kitabımız derin kurgusuna böyle başlıyor, ve bizi derin bir kederler her bir satırı kucaklıyor. savcı yiğitle aral
sevdim, beğendim, wtf dedim, kız ne kdr rahat dedim, sonda bi ödüm koptu, ağladım glb ölecek ve ruhlar aleminden doğacak fln, son sahnedeki o gerçek üstü savaş, kadın kraliçe, adını unuttum, askerleriyle vurraa diye pis adamı öldürmesi falan güzeldi.
öncelikle galiba tüm seri boyunca sürekli üçlü yada ikili adam arasında mı kalacak bu kadın. hayır işi gücü yok bide eften püften adamın nazını, yakınlaşmalarını, hediyelerini, öpücüklerini, ve kalplerini mi çalacak? celaena az fena değil tamam katılıyorum ama sanki bunlarda kadından yoksunlar. iki farklı harekete, zarif duruş dışı karaktere tav oldular yaw.
celaena nın hırsını, öfkesini ve sabrını çok beğendim. yakıştırdım ve özendirdi açıkçası. savaşçı olarak okuduğum ikinci kadın karakter benim için. ilki hiçbir dünyanın kızındaki savaşçımızdı. gerçek savaşçıları, acılarından doğan karakterleri bu kadar gerçekçi yazmaları beni çok etkiliyor ve diyorum ki iştee işttte buu!!!
tmm kitaba geçim.... celaena ya pat diye krallık içi oda vermeleri ve bazı uhrevi boyutlara yelken açması için sanki verilmiş gibi bu oda. neyse o ileriki teoriler için. genç yüzbaşı westfall ben prens sandım başta. dorian ise normal asil gibi geldi. yüzbaşı dorianı tanıyor fln tamam da bi bırak da adamın ağırlığı, prensliği, tahtta olan gözü belli olsun. yalan yok dorianı başta hiç sevmedim. daha sonralara doğru da çok tasvip etmedim çünkü biraz hanım köylü geldi. çok bi numarasını göremedim işin açıkçası.
kralın tüm diyara sihri yasaklaması bi yana bi haltlar yemesi de bi yana. krallığın için şeref yoksunu canavarı avlamak çok abesti. gizemli cinayet diye de örtmüşler üstünü... izler belli, hayvan gibi cinayet belli, tiplemeler göz önünde olan pislik hilekarlar belli, yüzbaşı westfall hala çözmeye çalışsın. celaena harbiden hakiki ve akıllı
bana dokunma serisi için başta çok klişe, kafamı yorar, karışıktır vs diyordum ve biraz da ben yargılı olduğumdan çekiniyordum. ancak tiktok okurları ve bayaa bi yabancı videolarda görmekten, alıntılarda, resimlerden, karakterlerin vooaww lık cümlelerinden sonra hele ki kanji sağolsun herkesin bi kalbini fethetmiş olması beni fena etkiledi ve çok yanlış bir şekilde sağ ayakla ilk kitaba başladım. bana dokunma serisini cam şato serisi ile birlikte başladım.... ben bu ay aç kalacağım bu kesindir.
kitabın giriş kısımları juliette'yi anlamaya çalışmak zordu. deli mi yoksa farkında mı, çok mu gidik psikolojisi tam çözebilmiş değildim. yanına gelen kimdi neciydi, manyak gibi güldü ne oldu derken bir şekilde juli, kısaltıcam artık tam yazamıyorum, siyah beyaz olan dünyaya çıktı. warner ile tanışması beni çok heyecanlandırmadı. ama ben galiba warner'ı kadın sandım. tatlım demesini cinsiyetçilik olarak algılamayın ama ne yapiiim tatlım dedi bu warner kadın dedim bende.... neyse warner bi psikopat gibi juli ye asıldı. başta güvenmedim. hatta tiktokta bu kadar övülen bu warnern bu mu dedim.
adam'a ise çok oturtamadım. ama başta çok yükseldim ona da. şefkati, merhameti ve juli yi kaçırması yeşil bayraktı. ilk kitabın sonuna dek yeşil bayrak. ama warner için şimdiden sadece takıntılı psikopat diyebilirim.
yazı dili basit, juli hep bi geri kafalı olur sandım. ama gayet yerindeydi her şey. beğendim kurgu dilini. tabi şuanlık juli bakışında okuyoruz. yaşadıkları kolay dile gele şeyler değil. hele o bebek sahnesi herhalde çok kötü ağladığım sahneydi. onun perde arkasını çok okumak istiyorum mesela. onun dışında bir kaç spoi yedim. ancak her şey net değil ve teorileri falan ürettim. paylaşmak isterim bi ara ama novelıyı alıp okumak istiyorum. ikinci kitaba başlarken kafamdaki
wuuhh, ne iyi bir kitaptı ama. karakterler çok hoş, aralarındaki gizem, çekim, tutku çok hoş. sadece kızımıza olan olacakmış gibi hissediyorum o kadar. aralarında onları ayrı taraflara ayıracak durumların gerilimlerin olmasını istemiyorum. onun dışında o karakter kartları hayatımda gördüğüm en güzel kartlar. çok güzeller bakıp bakıp duruyorum. tşk. bide bide lütfen artık devam kitabını çıkarııııınn gizemli olaylar çok fazla var ve kurgu merak ettiriyor yaw. hemen okumak istiyorum.