Her birimizin bir yerlerden aşina olduğu “Yabancı” kitabı hakkında yorum yapmak istedim. "Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum." Bu cümle kitabın ilk cümlesi olmakla beraber zihnimde yeni bir ışık yakmıştı Albert Camus. Karakterimiz Meursault birçok okuyucuya göre gamsız gelirken benim için normallikten ibaret oldu. Kendisine bile yabancı olan bu karakterimiz ölümün, acının doğallığının farkındaydı sadece.
Topluma olan uyumsuzluğu ile dikkat çekmiş, suç işlediği için mahkeme salonunda olan Meursault; yargılanırken dahi dik durmuş ve inanmadığı için ölümden dahi korkmayan bir karakterdir… Peki toplumun kabul görmüş normlarından aykırı düşünen insan gerçekten yabancı mıdır? Yoksa yabancılaştırılmış mıdır? Farkında olmadan sessiz bir yerde her bir satırını içselleştirerek okurken bu soruya yanıt arayacaksınız. Bu kitap sizde farklı duyguları misafir etmenize neden olacak ve ‘yabancılığınızı’ sorgulatacak.
Kitabın genel konusuna bakacak olursak varoluş felsefesine dayandığını söylemek pek de yanlış olmaz. Montaigne’den sonra ölümün doğallığına inanış yolculuğumda Meursault karakteri de benimle beraber ilerliyor. Albert Camus’un yazdığı kitaplardan ilk bunu okuyacak olabilirsiniz ama son olmayacağına eminim.
Les Essais,
Bakış açısının binbir türlü penceresini tek tek aralar. Yaşadığı zorlu hayata rağmen kendisini bulmaya çalışan yazar bize insanlığı tanıtır. Bazı yazılar vardır ki; okuduğunuz zaman dile dökemediklerinizi dillendirmiştir. Denemeler, her cümlesi ile böyle bir kitap.
Okudukça kendime sordum "Ben bunu neden düşünemedim?", şimdi sizlere soruyorum "Biz bunu neden düşünemedik?". Dünyaya baktığı pencere sizi Ay'ın üzerine oturtmuş, izletmiştir. "Denemeler" sonsuzdur, her okuyuşunuzda yeni bir kitap halini alır.
Size gün ışığında ayna olacak, tüm kusurlarınızı gösterecek. Yazılarında ele aldığı konulardan biri olan ölüm korkusu o kadar kaygısızdır ki tüm korkunuzu alır. Kısacası insanlar "Denemelerden önce" ve "Denemelerden sonra" olarak ikiye ayrılır.
İnceleme paylaştığımız sayfamıza bir göz atın! instagram.com/kendineait1kitap
Nasıl bittiğinizi anlamayacak ve son sayfalarını okuduğunuzda yutkunamayacaksınız. Karakterimiz Ahmet çevresinde yaşanan bir vefat sonucu gazeteci bir kızla tanışır. Bazı tuhaf huylara/takıntılara sahip olan karakterimiz gazeteci kıza kardeşinin hikayesini anlatma kararı alır.
Livaneli’nin tasvir yeteneği sizin üçüncü bir koltukta oturmanızı sağlar. Akılda bir soru işareti yaratarak başlayan hikayemiz soru işaretleri silsilesi ile su gibi akmaya merak yarenliğiyle devam eder. Belki de bu merak bu kitabın hızlı tüketilmesine yol açıyordur.
Kardeşimin Hikayesi’nin sonunda “karar” kısmı vardır. Bu sayfalara geldiğinizde eliniz yüreğinizde şaşkınlıklar içinde okuyacağınıza eminiz. Ve aklınızda oluşan o soru işaretleri silsilesi, yap-boz parçaları gibi iç içe geçerek cevaplarını oluşturacak.
“Hayatın özü, büyük sırrı; olmazsa olmazı: Unutmak. Eğer unutmak diye bir şey olmasaydı, yaşam da olmazdı. İnsan, unutmadan hayatını sürdüremez.”
““Peki sizin ayrıcalığınız ne?”
“Çok basit. Okumak, sadece okumak. Okuyan insan, dünyanın aklına yaslar sırtını.”
“Aşk denen şey bazen yürür; bazen koşar biriyle; bir başkasıyla ölümcül yürüyüşe çıkar; üçüncüyü buzdan heykele çevirir; dördüncüyü atar alevlerin içine. Birini yaralar, öldürür ötekini.”