"Başkaları nasıl roman okuyorsa, sen de öyle sözlük okuyordun. Her maddenin başka bir bölümde de karşımıza çıkabilecek bir kahraman olduğunu söylüyordun. Sana göre, rastlantısal okuma boyunca, kalabalık bir olay örgüsü oluşuyordu. Öykü düzene bağlı olarak değişiyordu. Bir sözlük dünyaya bir romandan daha çok benziyordu, çünkü dünya tutarlı bir olay dizisi değil, algılanan darmadağınık şeylerin yığınıydı. İnsan ona bakınca, bağlantısız şeyler bir araya geliyor, coğrafi yakınlık onlara bir anlam kazandırıyordu. Olaylar birbirini izlerse, bunun bir öykü olduğu düşünülüyordu. Ama sözlükte, zaman diye bir şey yoktu: ABC zamandizine BCA'dan daha fazla uymuyordu. Senin yaşamını da bir düzen içinde betimlemeye çalışmak saçma olur: Seni gelişigüzel anımsıyorum. Beynim rastlantısal ayrıntılarla diriltiyor seni, bir torbadan bilye çeker gibi."