Bir sözlük dünyaya bir romandan daha çok benziyordu, çünkü dünya tutarlı bir olay dizisi değil, algılanan darmadağınık şeylerin yığınıydı, İnsan ona bakınca, bağlantısız şeyler bir araya geliyor, coğrafi yakınlık onlara bir anlam kazandırıyordu. Olaylar birbirini izlerse, bunun bir öykü olduğu düşünülüyordu. Ama sözlükte, zaman diye bir şey yoktu: ABC zamandizine BCA'dan daha fazla uymuyordu.
Tarih hakkındaki gözlemim bana, tavırlarını batıya yönelik sistematik bir düşmanlığa dayandıranların genellikle barbarlığa, gericiliğe savruldularını ve sonunda cinsiyete düşüp kendi kendilerini cezalandırdılarını öğretti. Yine de Amerika ile Avrupa’nın dünyanın üzerine Bca ettikleri tüm fikirlerin, modaların, makinelerin, hatta değerlerin faydalı olduklarını düşünmüyorum, bunların içinde iyisi de var kötüsü de. Ve hiç ayrım yapmaksızın her şeyi kabul etmek, benimsemek kopya etmek hiçbir zaman tavsiye edilecek bir tavır değildir. Bu nedenle farklı geleneklerden gelen ve kendi dehalarının değerini ispatlamayı bilmiş başka “katkı sahipleri”ne de açılmak şarttır.
Başkaları nasıl roman okuyorsa, sen de öyle sözlük okuyordun. Her maddenin başka bir bölümde de karşımıza çıkabilecek bir kahraman olduğunu söylüyordun. Sana göre, rastlantısal okuma boyunca, kalabalık bir olay örgüsü oluşuyordu. Öykü düzene bağlı olarak değişiyordu. Bir sözlük dünyaya bir romandan daha çok benziyordu, çünkü dünya tutarlı bir olay dizisi değil, algılanan darmadağınık şeylerin yığınıydı. İnsan ona bakınca, bağlantısız şeyler bir araya geliyor, coğrafi yakınlık onlara bir anlam kazandırıyordu. Olaylar birbirini izlerse, bunun bir öykü olduğu düşünülüyordu Ama sözlükte, zaman diye bir şey yoktu: ABC zaman dizinine BCA'dan daha fazla uymuyordu. Senin yaşamını da bir düzen içinde betimlemeye çalışmak saçma olur. Seni gelişigüzel anımsıyorum. Beynim rastlantısal ayrıntılarla diriltiyor seni bir torbadan bilye çeker gibi.
"Başkaları nasıl roman okuyorsa, sen de öyle sözlük okuyordun. Her maddenin başka bir bölümde de karşımıza çıkabilecek bir kahraman olduğunu söylüyordun. Sana göre, rastlantısal okuma boyunca, kalabalık bir olay örgüsü oluşuyordu. Öykü düzene bağlı olarak değişiyordu. Bir sözlük dünyaya bir romandan daha çok benziyordu, çünkü dünya tutarlı bir olay dizisi değil, algılanan darmadağınık şeylerin yığınıydı. İnsan ona bakınca, bağlantısız şeyler bir araya geliyor, coğrafi yakınlık onlara bir anlam kazandırıyordu. Olaylar birbirini izlerse, bunun bir öykü olduğu düşünülüyordu. Ama sözlükte, zaman diye bir şey yoktu: ABC zamandizine BCA'dan daha fazla uymuyordu. Senin yaşamını da bir düzen içinde betimlemeye çalışmak saçma olur: Seni gelişigüzel anımsıyorum. Beynim rastlantısal ayrıntılarla diriltiyor seni, bir torbadan bilye çeker gibi."
Bir sözlük dünyaya bir romandan daha çok benziyordu, çünkü dünya tutarlı bir olay dizisi değil, algılanan darmadağınık şeylerin yığınıydı. İnsan ona bakınca, bağlantısız şeyler bir araya geliyor, coğra­fi yakınlık onlara bir anlam kazandırıyordu. Olaylar birbirini izlerse, bunun bir öykü olduğu düşünülüyordu. Ama bir söz­lükte, zaman diye bir şey yoktu: ABC zamandizine BCA'dan daha fazla uymuyordu. Senin yaşamını da bir düzen içinde betimlemeye çalışmak saçma olur: Seni gelişigüzel anımsıyo­rum. Beynim rastlanbsal ayrıntıları diriltiyor seni, bir torba­dan bilye çeker gibi.
Bir sözlük dünyaya bir romandan daha çok benziyordu, çünkü dünya tutarlı bir olay dizisi değil, algılanan darmadağınık şeylerin yığınıydı. İnsan ona bakınca, bağlantısız şeyler bir araya geliyor, coğra­fi yakınlık onlara bir anlam kazandırıyordu. Olaylar birbirini izlerse, bunun bir öykü olduğu düşünülüyordu. Ama bir söz­lükte, zaman diye bir şey yoktu: ABC zamandizine BCA'dan daha fazla uymuyordu.
Sayfa 26