İnsan hayrı istediği kadar şerri de ister. İnsan pek acelecidir! İsrâ, 11 (Bu âyet, insanın önemli bir psikolojik yönüne işaret etmektedir: Gerçekten biz insanlar, öfkelendiğimiz, sıkıldığımız ya da bir güçlükle karşılaştığımızda, öfkelendiklerimiz için beddua eder; güçlüklerden sabr ve metânetle kurtulmak için çaba harcayacağımız yerde, acelecilik göstererek tezden kurtulmak isteriz. Bu olmayınca da, ümitsiz ve kötümser bir ruh haleti içinde, «Allah'ım, canımı al da, beni bu sıkıntıdan kurtar!» gibi sözlerle kendimiz için beddua ederiz ki, bunlar doğru değildir.)
Din
Enerji Çalışmalarında- Uyanış Kurslarında DİKKAT! +18
O alanlarla sıfırken direkt kurslardan başlamayın. Hocanın geçmişini -eğitim süreçlerini, eğitimlerini vs.- bilmeden ders almayın. Sizden çalışmalar için izin istendiğinde açık ve net şekilde izin verin: "Sadece bu bilmem ne çalışması için izin veriyorum." ile "İzin veriyorum." hiç aynı şey değil. Güzel alanlar ve bilinç olmasına rağmen bilinçsizlik çok fazla. Şifa ya da bilgi sağlayayım derken musallatlanırsınız ve direkt farkında da olmazsınız. Özellikle para verdiğiniz konserlere dahi dikkat etmeniz lazım: Özgür irade yasası var ve siz para verince oradan almaya gönüllü hale geliyorsunuz. Katılım için belirlenen ücretse ücreti sağlayınca bilerek ya da bilmeyerek katılmış oluyorsunuz... O yüzden yavaş ama emin adımlarla gidin. Hakikati bulayım derken belanızı bulmayın. En çok çocuklara dikkat edin: Korku halinde olanlara, soyutlanmış olanlara, üzgün- acılı olanlara, tembelken birden başarılı olanlara, biriyle konuştuğunu -soru/ cevap- söyleyenlere, canlı ve kıpır kıpırken birden sessizleşip melankoli hâle girenlere... Onlar tam ne olduğunu anlar ya da anlamaz ama siz anlamak zorundasınız. Bazıları çocukluktan yetişkinliğe kadar fark etmemiş veya fark ettirilmemiş oluyor. Bazılarına ise birkaç hafta sonra dahi ya kendini ya da çevresindekileri oldürtüyorlar: Tesir gücüne bağlı. Kapanık oluyor, soğukluk hissetmeye başlıyor, uyuyamıyor, karanlığa çekiliyor, simsiyah giyinmeye başlıyor, bir anda mutlu bir anda suratsız oluyor, Kuran okuyup sevinç gözyaşı akıtırken çocuk ama delirmiş çocuk aklına benziyornsonralarda asla tahammül edemiyorlar ne insanlarla görüşmeye, ne gülmeye, ne sirke kokusuna vs. öfke patlamaları, saldırganlaşma, bakışları ve yüzü tuhaf vs. oluyor. O hayattan koptuğunda ya da kopardığında çok geç oluyor. Türbeye almışlardı içine girmedi. Hocalardan
Duygu ve Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Martılar kimlere dua eder Nalan, evinin kapısını usulca çekti; sanki şehri, martıları, uykudaki balıkçıları uyandırmaktan korkuyordu. Müzeyyen Saye Gökyüzü Henüz Çivit Mavisi Sabahat Teyze Mahallenin elinde asası ile dolaşan ninesi idi mahallenin tekirleri kara kedileri hep başına toplanır sanki ey ulu ninemiz sana sığınır senden güzel bir nasip rızık isteriz diyerek yüzüne bakarlardı evin 7 yaşındaki küçük kızı nalân ise elinde ekmek kapı kapı zile basar elinizdeki ekmekleri israf etmeyin efendim bilirmisiniz günde kaç dilim ekmek çöpe atılıyor misafirhanelerde bakan makan takla atan beylere hazırlanan sofralara kaç milyon kişi buyur edilmiyor diyerek tuttuğu not defterini gösterirdi yanına gelen arkadaşlarını biraz sükut et martılar uyuyor huzuru bozma diyerek onları uyarırdı Sabahat Teyze ey Allahım Kalbimin dağınıklığından sana sığınırım!"çünkü sen sığınak ve limansın cama konan martıya bakarak ey Allahım şehirlerimize martılarımıza güzel bir nasip buyur diyerek duasını bitirdi martı binlerce ekmek çöpe dökülürken genel müdürler bakan zatı delileri gelecek derken caddelerin büyüteçle temizlendiği günlerde bu mübarek kadının sofrasında karnını doyurup ona şu duayı ettiler ey Yüce Allahımız At koşmazsa köpek koku almazsa çok üzülür sen hayvanlarımızı üzüpte nasipsiz bırakma hayvanlara ikram eden insanları incitmeyenlere hakkı gözetenlere kalp temizliği nasip buyur Küçük çocukların gofret kavgası Dolmuşun camına başını yasayıp sokağın çıplak lambalarını seyretti. Gittiği yer yalnızca bir semt değil, kalbinin en geniş, en ferah meydanıydı. Müzeyyen Saye Gökyüzü Henüz Çivit Mavisi Küçük Ali küçük Ali diyip çocuklar benle dalga geçselerde ben Allah resülüne iman etmenin ferahlığı ile kalbim inşirah içinde sokaktaki balgamları temizliyor kalbimde en geniş
1000Kitap
OKB ve böcek fobili bu karışık sorunlarım yüzünden "Masumlar Apartmanı" dizisindeki Safiye gibi oldum. Sürekli sinirliyim. Evdekileri de kontrol ediyorum. Tamamen aynı değil. Temizlik takıntım aşırı değil ama böcek fobim takıntımı arttırıyor ve bu yüzden aşırıya kaçabildiğim zamanlar oluyor. Tüm evi her gün silmiyor ve her gün detay lavabo ve toz almak gibi şeylere girmiyorum. Benimki daha çok mutfak tezgahını, oturduğumuz yeri, masayı, sehpayı, yeri kırıntısız görmek. Pek mikropla ilgili değil. Elimi günde 5-6, bazen 8 kez yıkıyorum. İnsanın mikroba ihtiyacı olur ama pislik elimde en azından gördüğüm olmasın. Tam Safiye gibi değil dediğim gibi. Apartmanı çöp apartmana çevirdiğim yok. Aksine çöp görmeyi evde sevmiyorum. Kapının önünde çöpün kapağını kapatmayacak seviyeye geldiyse aşağı inip atıyorum. Kapıcıyı beklemem. Apartman aşırı pis ve kimse de el atmazsa 5 katlı bile olsa süpürürüm çünkü böcek sever bunu. Ayrıca görüntü olarakta katlanamıyorum pis apartmana. Evden çıkamıyorum evi kontrol etmekten. Dışarılarda çöp görüyorum. İnsanlara çöpünü çöpe atmadıkları için ayar olup arkasından beddua ediyorum. Belediye işini yapmayıp otları bile biçmediği, çöpleri de toplamadığı için çıldırıyorum. Şehri terk etmek istiyorum. Gidemiyorum. Dışarı çıksam bir de orada tonlarca böcek var. Mesela piknik sevmiyorum sırf bu yüzden. Ama AVM severim. Oralarda pek böcek görmüyorum. Sınıf severim. Oralarda de bu tip şeyler az oluyor. Ama böceklerin taladığı yerleri sevmiyorum. Kertenkele seviyorum. Onları öldürmem. Korkuyorum ama onlar evdeki böcekleri yiyecek. Bir işlevi var. Sayısı bir taneyse sorun yok yatağıma yakın değilse. Ama korkarım. Onu da istemem. Attırırım sonra. Minik örümcekler hem korkunç hem sevimli. Sayısı azsa sorun yok. Ağını bozmam bir süre. Ama nihayetinde yerde
1000Kitap
Zor zamanda salih kul olmak; rüzgârın yön değiştirdiği, fırtınanın sertleştiği yerde hakikatten ayrılmamaktır. ​Çünkü işler yolundayken herkes iyi insan, herkes sabırlı, herkes şükrediyor. Liman sakinken kaptan olmak kolaydır; asıl mesele fırtına koptuğunda gemiyi rotada tutabilmekte saklıdır. İnsanın gerçek kumaşı, konfor alanı dağıldığında ortaya çıkar: ​Cebinde para yokken dürüst kalabilmek, ​Canın yanarken beddua yerine duaya sığınabilmek, ​Haksızlığa uğradığında bile adaletin terazisini bozmamak, ​Kimse görmezken de sanki herkes izliyormuş gibi doğruyu yapmak... ​Zaten “Salih kul” kelimesinin ağırlığı da tam olarak burada başlar. Arapça kökeniyle salih; düzgün, işe yarar ve sağlam demektir. Yani zor zamanda dağılmayan, baskı altında eğilip bükülmeyen, rüzgâra göre yön değiştirmeyip özünü muhafaza eden kişidir. ​Mevlana’nın şu sözü, bu duruşun altını ne güzel çizer: ​“Kul olmak kolaydır, asıl mesele kula kul olmamaktır.” ​Zor zamanlar, insanın önüne sahte ilahlar çıkarır. İnsan fırtınanın ortasında ya nefsine, ya öfkesine, ya da korkularına kul olur; onlara boyun eğer. Salih kul olmak ise, tam da o kırılma anlarında her şeyi bir kenara itip sadece Allah’a kul kalabilmektir. ​Çünkü dünya sallansa da, sarsılmayacak bir imana sahip olanlar sadece o Allah dostlarıdır. ___ /Güven Taşdemir
Bize yaşattıklarınızı unutmadık, sadece susmayı seçtik. Ne beddua ettik ne de intikam peşinde koştuk. Çünkü biliyoruz ki hiçbir iyilik karşılıksız kalmadığı gibi hiçbir kötülük de cezasız kalmaz. Allah'ım, gerisini senin adaletine bırakıyorum..